Arşiv

  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)

    Etiketler

    Yaşam bilimleri yatırımlarını çekmek için bizim neyimiz eksik?

    Selin Arslanhan Memiş15 Şubat 2013 - Okunma Sayısı: 3123

    Geçtiğimiz günlerde Pfizer, Singapur’daki klinik araştırma birimini kapatacağını açıkladı. Bu karar, Singapur’daki merkezde yürütülen klinik araştırmaların artık, Çin’de kurulan Ar-Ge ve üretim merkezinde sürdürüleceği şeklinde yorumlanıyor. Ayrıca bu kararda son günlerde büyük ilaç firmalarının Singapur’a planladığı büyük yatırımların da etkili olduğu yapılan yorumlar arasında.[1] Dünyada en çok Ar-Ge harcaması yapan ilk 15 ilaç firmasının Ar-Ge merkezlerinin konumlarına baktığımızda ABD, Almanya, İsviçre gibi ülkelerin yanı sıra Çin, Singapur ve Hindistan’ı da görüyoruz.[2] Bu 15 firmanın ikisinin Hindistan’da, dördünün Çin’de ve diğer ikisinin de Singapur’da Ar-Ge merkezi bulunuyor. Mevcut merkezler dışında, son yıllarda ilaç firmalarının yaptıkları yatırım açıklamalarına göre, bu ülkelerde Ar-Ge ve üretim merkezlerinin sayısı ve büyüklüğü hızla artacak gibi duruyor. Bu ülkelere yapılan ilaç ve biyoteknoloji yatırımlarının büyüklüğü ve gelişimi de, Ar-Ge lokasyonlarıyla benzer bir trend izliyor. 2007-2010 döneminde bu alanda yapılan doğrudan yabancı yatırımlarda Hindistan, Çin ve Singapur ilk beş ülke arasında yer alıyor.2 Türkiye, mevcut Ar-Ge lokasyonları içinde olmadığı gibi, açıklanan Ar-Ge yatırım planlarında da henüz yer almıyor.

    Gerek yabancı yatırımları çekmede gerekse yerli sanayinin gelişmesinde etkili olan farklı faktörler var.[3] Fakat yatırım çeken bu ülkelerdeki sadece Ar-Ge merkezlerinin yer aldıkları alanlara bakmak bile, Türkiye’nin önemli bir eksiğini işaret etmeye yetiyor. En fazla Ar-Ge harcaması yapan 15 firmadan 4’ünün Ar-Ge merkezinin bulunduğu Çin’de, bu merkezlerin tamamı bir ileri teknoloji parkında yer alıyor. Bu dört Ar-Ge merkezinin de kamu ve üniversite araştırma merkezleri ile ortak yürüttükleri projeler var ve yaptıkları çalışmaların bir kısmını Çin’deki küçük biyoteknoloji firmaları ile birlikte yürütüyorlar. Bu, biyoteknolojide kapasite artırımı ve yerli sanayinin gelişimi için oldukça etkili bir faktör.

    Hindistan ve Singapur’da da Ar-Ge merkezleri ile ilgili benzer bir durum söz konusu. Singapur’da Biopolis ve Tuas Biyomedikal Parkı olmak üzere iki yaşam bilimleri kümesi mevcut. İlaç, biyoteknoloji ve biyomedikal firmalarının neredeyse tamamının Ar-Ge ve üretim merkezleri bu iki kümede konumlanmış. Tuas Biyomedikal Parkı 1997’de kurulmuş ve Abbott, Genentech, GSK, Pfizer, Novartis, MSD gibi birçok büyük firmanın üretim merkezleri burada yer alıyor. 2003 yılında kurulan Biopolis’te ise benzer şekilde yine büyük firmaların Ar-Ge merkezlerinin yer almasının yanı sıra, kamu  ve özel sektör tarafından kurulmuş 30 araştırma enstitüsü bulunuyor. Biopolis’te çalışan toplam araştırmacı sayısı ise 4300’e ulaşmış durumda. Bu iki yaşam bilimleri kümesinin kurulmasında özellikle ilk aşamada yoğun devlet desteği ve stratejik öncelikler oldukça önemli olmuş.

    Çin’de sadece yaşam bilimlerine odaklanmış kümelerin sayısı 5’i bulurken, bu sayı Hindistan’da 3, Singapur’da 2.[4] Türkiye’de ise henüz böyle bir oluşum yok. Buna karşılık bu üç ülke, dünya ilaç ve tıbbi cihaz ihracatında ilk 15 ülke arasına girebilmişken, Türkiye ilaç ihracatında 33, tıbbi cihaz ihracatında ise 39. sırada. Benzer şekilde dünyadaki toplam biyoteknoloji patentlerinden aldığı payda da Çin, Hindistan ve Singapur, Türkiye’den daha iyi bir konumdalar.

    Dünyada yaşam bilimlerinde kümelenme eğilimi artıyor ve kümelenme sektörün katma değeri için kaldıraç etkisi görüyor. Türkiye’de ise dağınık birçok çabaya rağmen yaşam bilimleri ekosisteminde işleyen dinamik bir yapı yok. Ekosistemin önemli eksiklerinden biri de dünyadaki kümelenme trendinin aksine, Türkiye’de yaşam bilimlerine özgü Çin ve Singapur’daki gibi özel bölgelerin olmaması.

    Yeni Sağlık Bakanı ile birlikte gündeme alınan öncelikli konulardan biri sağlık serbest bölgeleri oldu. Fakat planlanan sağlık serbest bölgeleri, sağlık hizmeti ve turizmi odağıyla şekillendirilmiş ve içinde Ar-Ge ve üretimin olmayacağı bir yapı planlanıyor. Sağlık serbest bölgeleri ile ilgili yönetmelik taslağında Türk vatandaşlarının en fazla yüzde 15 oranında yararlanabileceği, sağlık çalışanlarının en az yüzde 50’sinin yabancı uyruklu olacağı gibi düzenlemeler yer alıyor. Sağlık serbest bölgelerinin sağlık endüstrilerini ve yaşam bilimlerini kapsar şekilde sanayi politikası kapsamında planlanmaması, mevcut ekosistemdeki boşluğun giderilmeyeceğine işaret ediyor. Sağlık ve sanayi politikalarının 2023 vizyonuyla yeniden şekillendirilmek üzere tartışıldığı son günlerde, yaşam bilimleri ekosistemini canlandırmanın önemi gözden kaçırılmamalı. Yatırımları çekmede kritik olan bu tür özel ekonomik bölge ve kümelerin oluşturulmasına yönelik mekanizmaların tasarımı ve hızla işler hale gelmesi oldukça önemli. Türkiye’nin sağlık endüstrilerinde Ar-Ge ve üretime yönelik planlanmış sağlık serbest bölgelerine ihtiyacı var.

     


    [1]http://www.outsourcing-pharma.com/Clinical-Development/Pfizer-to-Shutter-Clinical-Research-Unit-in-Singapore

    [2] AİFD Türkiye İlaç Sektörü Vizyon 2023 Raporu, 2012.

    [3] Arslanhan Memis, Selin. TEPAV Günlük Yazısı, “Amgen Biyoteknoloji Üretim Merkezi Yatırımını Singapur’a Yapıyor”, 2013.  http://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/3747

    [4] “Regional Biotechnology- Establishing a methodology and performance indicators for assesing

    bioclusters and bioregions relevant to the Knowledge-based Bio-economy in Europe”, PwC, 2011.

     

    *Selin Arslanhan Memiş, Ekonomi Çalışmaları, Analist

    Yazdır