Arşiv

  • Ekim 2019 (7)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)

    Etiketler

    Türkiye’nin tek işlevi, Avrupalıların emekli maaşlarını ödemek midir?

    Güven Sak, Dr.23 Ocak 2007 - Okunma Sayısı: 1669

     

    Gökyüzünde bütün işaretler ne vakit parlak bir yakın geleceği gösterecek olsa, bu toprakların karışması âdettendir. Ama bu kez, başımıza neyin gelmekte olduğunu bilerek soğukkanlılıkla adım atmayı öğrenmekte fayda var. Yarını kendi ellerimizle tasarlayıp tasarlayamayacağımız, bu toprakların talihini kalıcı bir biçimde değiştirip değiştiremeyeceğimiz, bu yılın testlerinden başarı ile çıkmamıza bağlı. Önümüze çıkan her durumda unutmayalım, lütfen.

    Geçen haftanın son günü Hrant Dink cinayeti ile sarsıldık. Yalnızca önümüzdeki dönüşüm sürecine pozitif katkı yapabilecek bir yol arkadaşını kaybetmekle kalmadık, aynı zamanda bu süreci başarıyla idare edecek soğukkanlılığa sahip olup olmadığımıza ilişkin test sürecine de başladık. Bakalım nasıl götüreceğiz? Bugünlerde söylenen sözler ve atılan adımlar yarının biçimlenmesine doğrudan katkıda bulunacak. Bazen herkes hep birlikte tarihi çabuk çabuk yazmaya başlarlar. İşte öyle bir dönemdeyiz. Bir kez daha yineleyelim: Unutmamakta fayda var.

    Neden unutmamakta fayda var? Avrupa Birliği'nin neden Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu vurgulamak için hep ne deniyor? Deniyor ki, "Türkiye'nin genç nüfusu, yarın, Avrupa'nın yaşlılarına bakacak". Hatta Ollie Rehn İngiltere'de, London School of Economics'te yaptığı bir konuşmada tam da bu konuya vurgu yapmamış mıydı? "Ben emekli olduğumda, maaşımı, Avrupa Birliği üyesi olan Türkiye'deki çalışanların ödediği sosyal sigorta primlerinden alacağım" dememiş miydi? Demişti. Biz de çok sevinmiştik. Argüman yanlış değil elbette ama bakın birazcık daha temkinli olmakta fayda var.

    Şimdi bu "bizim genç nüfus" avantajı galiba buralarda çok fazla hoşumuza gidiyor. Çünkü genç nüfus zaten var. Anne ve babalarımızın yoğun çalışmaları sayesinde halen bu güce sahibiz. Zaten ortada olan bir avantajı realize edebilmek için önümüzdeki dönemde bu genç nüfusu donanımlı hale getirmemiz ve onlara iş bulabilmemiz gerekiyor. İşte o vakit, zaten var olan potansiyel bir avantajı, operasyonel bir avantaja dönüştürebileceğiz. Eh, onların nüfusu da azalmakta olduğuna göre vaziyet aslında hiç de fena değil.

    Ama bakın tam da öyle değil. Geçenlerde Fransız İstatistik Enstitüsü doğurganlık istatistikleri yayımladı. 2006 yılında Fransa'da 830 bin yeni bebek doğdu. Bu, son otuz yılda ulaşılan en yüksek rakam. Nüfusu, Fransa'dan 20 milyon kişi daha fazla olan, Almanya'da doğan bebek sayısı ise 686 binde kaldı. Yapılan hesaplara göre 1956 doğumlu Fransız kadınlarında, doğurgan oldukları dönem içinde, kişi başına bebek sayısı 2 olacakmış. Bu önemli, çünkü kişi başına bebek sayısı 2.15 olduğunda, Fransa'da nüfus azalması problemi ortadan kalkıyor. Peki, Almanya'da olmayıp da, Fransa'da ve hatta İngiltere'de olan ne? Çocuk doğurma için giderek çeşitlenen teşvikler elbette. Şimdi dikkatle takip etmek gerekiyor. Yoksa ailelere çocuk için verilen teşvikler işe mi yarıyor?

    Peki, bu kıssanın hissesi nedir? Kıssanın hissesi ortadadır. Önümüzdeki birkaç on yılda Avrupa'nın nüfus istatistikleri ile ilgili olarak ortaya konulan rakamlar esas olarak tahmindir. Tahminler, tahminlere esas teşkil eden parametreler değiştikçe değişebilir. Ustamız Keynes'in dediği gibi, veriler değişince, bizler de analizlerimizi ve de fikirlerimizi değiştiriveririz. Sosyal güvenlik sisteminin geleceğine ilişkin tahminler nasıl değişebiliyorsa, bugünkü nüfus tahminleri de değişebilir. Bugün kulağınıza çok güçlü gelen argümanlar yarın o kadar da güçlü olmayabilir.

    Yapılması gereken açıktır. Türkiye, genç nüfusuna beceri kazandırmak zorundadır. Yarın Avrupa'da yapabilecekleri işler için değil, küresel rekabet gücünü artırabilmek için bunu yapmak zorundadır. Avrupalı partnerlerimizin emekli maaşlarını ödeyebilmeleri için değil, Türkiye'nin dünyadaki yerini değiştirebilmek için gençlerimize iş bulmak ve onlara iş bulabilecekleri beceriler kazandırmak zorundayız.

    Türkiye'nin bu küresel yeniden yapılanma sürecinde üstlenebileceği işlevi, Avrupalı partnerlerimizin emekli maaşlarının ödenmesi ile sınırlamamakta fayda vardır. Türkiye'nin hayal etmeye ve hayallerini gerçekleştirmek için soğukkanlılığa ihtiyacı vardır. Unutmayın, 2007 yılı test zamanıdır. Hepimiz bir sınavdan geçiyoruz. Sınav maratonu daha yeni başlıyor.

    Bu yazı 23.01.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler: