Arşiv

  • Temmuz 2020 (4)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    Global risk artınca, öncelik yerel riski azaltmaktır

    Güven Sak, Dr.09 Mart 2007 - Okunma Sayısı: 1439

     

    Şimdi kafalarımız karışık. Ama bu kez kafa karışıklığı yalnızca bize özgü değil. Her yerde kafalar karışık. Herkesin aklında bir sürü soru var. Şanghay'daki borsa sarsıntısı, hem ABD borsalarını hem de gelişmekte olan ülkelerin borsalarını sarstı. Görüntü aslında komik. Şanghay Borsası esasen ne Çin ekonomisinde olup bitenin aynası ne de ABD'deki hisse senedi piyasaları ile karşılaştırıldığında dikkate alınabilecek bir büyüklüğe sahip.

    Geçenlerde Paul Krugman, Çin borsalarının toplam hisse senedi değerinin ABD hisse senedi piyasalarının toplam piyasa kapitalizasyonunun olsa olsa % 5'i olduğunu söylüyordu. Ama gelin görün ki yatırımcı, çıkış kapısına yönelmek için bir bahane aradığında, o bahaneyi bulması hiç de zor olmuyor. Normal şartlar altında dikkate alınmayan ne varsa, birden önemli hale geliveriyor. Ne demişler? "Ecel gelmiş cihane, baş ağrısı bahane." Bir zamanlar bu durum, Sayın Gültekin Karaşin'in sanırım Yeni Yüzyıl'da yazdığı bir yazıda ifade ettiği gibi "Anneannemin nasırı patladı. Borsa düştü" şeklinde izah edilirdi.

    İsterseniz buradan başlayalım: Neden bazı zamanlarda piyasa aktörleri, etraflarına yalnızca çıkış kapısına yönelmek için bahane bulmak üzere bakıyorlar? Şanghay Borsası hadisesinden beri herhalde bir gerçeği öğrendik: Küreselleşen finansal piyasalarda, piyasa aktörleri zemberek gibi gerilmiş vaziyetteler. Herkesin birbirini kolladığı o eski, uğursuz günleri hatırlatıyor etraftaki hava.

    Mesele yalnızca Çin değil elbette, aynı zamanda ABD ekonomisi. Uzunca bir süreden beri dünya ekonomisi çift motorlu gidiyor. Dünyadaki büyümenin iki temel motoru var: Çin ve ABD ekonomileri. Son on yılın resmi aşağı yukarı böyle. Şimdi piyasa aktörlerinde bu uzun mutluluk döneminin böyle devam edemeyeceğine ilişkin kanaat güçleniyor. Bakın böyle olması gerekmiyor. Yalnızca o arkadaşların o kanaati güçleniyor. O vakit, herkes birbirini kollamaya başlıyor. Çünkü bazıları çıkışa yöneldiğinde, en çok zararı en geride kalan yapacak. Herkes birbirini kolluyor; çünkü bunlar, maaşlı memurlar. Herkes hep birlikte çok zarar ederse, işlerini kaybetmezler. Ama herkes normal bir zarar yazarken birkaç kişi büyük zarar ederse işlerine devam edemezler. Böyle dönemlerde, finansal piyasaların işleyiş biçiminden kaynaklanan ticaret pratikleri, iktisadi göstergelerin önüne geçiverir. Hangi böyle dönemlerde mi? Elbette PANİK dönemlerinde. Herhalde son günlerde piyasalardaki dalgalanmanın başka bir adı olmasa gerek.

    Peki, vaziyet hakikaten kötü mü? Global ekonomilerin temellerinde bir bozukluk mu var? Yukarıda vurguladık. Hiçbir şeyin aslında kötü olması gerekmiyor. Bu süreçten olumsuz etkilenmek için ille de ekonominin temellerinde bir bozukluk olmasına ihtiyaç bulunmuyor. Küreselleşme işte tam da böyle bir süreç. Küreselleşme sürecinin olumsuz yanları da var.

    Durum aynen fıkradaki gibi: Hani o Nasrettin Hoca'nın komşusundan bir kazanı ödünç alması ile başlayan klasik fıkra. Dün küreselleşmenin nimetlerinden yararlanırken kazanın doğurduğuna, pek inançlıydık. Şimdi bu  "Etme Hoca, hiç kazan ölür mü" tavrı nedir? Madem "Doğurduğuna inanıyordun,  öldüğüne de inanacaksın."

    Birinci ders budur. Küreselleşme sürecinin olumlu yanları kadar olumsuzlukları da vardır. Değerlendirmenin bütüncül bir biçimde yapılmasında fayda vardır. Küreselleşme, doğuran ve de ölen kazan fıkrası ile son derece uyumludur. İkinci ders şu olmalıdır: Bu dalgalanmanın esas aktörlerine bakıldığında, her ülkedeki çalkantının nedeni, esasen o ülkenin kendi ekonomisi ile ilgili kaygılardır. Çin ve ABD bu kategoridedir. Ama bir de bizim gibi ülkeler vardır. Bizim gibi ülkeler, uluslararası likidite bolluğundan son derece iyi yararlanmışlardır. Kazan, o sıra, birden fazla kez doğurmuştur. Şimdi hasarı sınırlandırma ve olayı "kârdan zarar" haline getirme zamanıdır. Olup bitenin, Türkiye ekonomisinin temel göstergeleri ile bir alakası yoktur.

    Gelelim Türkiye'ye, müsaadenizle... Birinci soru şudur: Türkiye ekonomisinin uluslararası piyasalardaki bu tedirginlikten olumsuz etkilenmemesi mümkün müdür? Hayır, mümkün değildir. Türkiye, bu gelişmelerden olumsuz etkilenecektir. İkinci soru açıktır: Peki ama ne olacaktır?  Türkiye ekonomisi, 2007 yılında, çifte seçimler nedeniyle zaten çalkantıya son derece eğilimlidir. İçerideki gelişmeler nedeniyle zaten doğacak çalkantının dalga boyu, uluslararası piyasalardaki gelişmeler nedeniyle artacaktır. Üçüncü soru, kontrolle alakalıdır. Çalkantının dalga boyunu azaltabilmek mümkün müdür? Ortada bir kontrol değişkeni var mıdır? Evet, içerideki çalkantının dalga boyunu azaltabilmek mümkündür. 2007 yılında çifte seçimden kaynaklanan, "bize özgü" riskleri azaltarak çalkantının dalga boyu ayarlanabilir. Karar Sayın Başbakanımızındır. Cumhurbaşkanı adayı olur ve bu aritmetikle seçilirse çalkantının dalga boyu daha fazla olur. Global riskler kontrol edilemeyeceğine göre sürecin

    "bize özgü" riskleri azaltılmak zorundadır. Son soru: Dalga boyunun artması ne anlama gelir? Çalkantının artan dalga boyu, artan hasar demektir.

    Bütün alametler aynı noktayı işaret etmektedir. Sayın Başbakanımız, hepimizin geleceğiyle ilgili, hepimizin cebini yakından ilgilendiren bir karar verecektir. Hepimizi düşündüğü takdirde, 2007 yılındaki olası çalkantının boyutu ve yaratacağı hasar azalacaktır. Hepimizi düşündüğü takdirde, 2007 yılının riskleri 2007 yılında kalacaktır. 2007 yılından 2008'e doğru bir yerel endişe kanalı açılmamış olacaktır.

    Yoksa.. Yoksa, bir an önce "kemerlerinizi bağlayınız ve koltuklarınıza oturunuz" efendim.

     

    Bu köşe yazısı 09.03.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır