Arşiv

  • Haziran 2020 (4)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    Fransızlar Tony Blair’i çok seviyor

    Güven Sak, Dr.24 Nisan 2007 - Okunma Sayısı: 1578

     

    Nedir şimdi bu? Bir nevi "komşunun tavuğu komşuya kaz görünür" sendromu mu? İngiltere'de İşçi Partisi, lideri Tony Blair'i bir an önce emekliye ayırmaya çalışıyor. Blair baskılara dayanamayıp sonunda emeklilik tarihini açıklamak zorunda kaldı. Ama geçen hafta Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin öncesinde, bizim izlediğimiz TV programlarında ve okuduğumuz gazete yazılarında, en fazla adı geçen kişilerden biri de Tony Blair'di.

    Fransız gençlerinin çalışabilmek için kanalın öbür tarafına geçmek zorunda olduğunun farkında olan herkes Fransa'nın Sosyalist Partisi'nin politikalarında, Blair usulü bir yenilenmenin ne kadar yararlı olacağını tartışıyordu. Aslında aynı durum politik yelpazenin sağ tarafı için de geçerli. Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin temel konusu bu aslında: Değişim. Ama ortada pek bir hazırlık görünmüyor. Aynen bizim buralarda alışık olduğumuz minvalde işler devam ediyor. Bakalım "kervan yolda düzülür" prensibi Fransa'da değişim bahsinde işe yarayacak mı?

    Fransa'nın problemi aslında bizi son derece yakından ilgilendiriyor. Fransızlar kendilerini mutsuz hissettiği müddetçe, Türkiye'nin Avrupa Birliği yolu kısalmayacak. İşler giderek güçleşecek. Bugüne kadar, Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunda temel dinamiğin, bizatihi Türkiye'de gerçekleşecek değişim olduğunu düşünüyorduk. "Meseleye dinamik bakmak lazım" deyince bunu kastediyorduk. Halbuki öyle değil. Fransa kendi dinamikleriyle kendi amaçlarına uygun olarak değişmeye başladıkça; bu, Türkiye'nin AB serüveni için kötü olmayacak, iyi olacak. Bugünden öyle görünmese de öyle olacak.

    Fransa'daki değişim nasıl bizim için iyi olacak? Gelin biraz daha açalım: Fransızlar kendilerine güvenmeye başlamadıkça, Fransa'da yaşayanların mutluluk katsayısının yükselmesini beklememek gerekiyor. Bu süreç başladığında, Fransa yeniden Avrupa Birliği'nin kurulmasına öncülük eden, hayalleri olan bir ülke haline gelebilecek. Şimdi etrafında yalnızca tehditler algılayan, etrafındaki fırsatları göremeyen Fransız elitleri ve halkı statüko daha fazla bozulmasın diye Türkiye'nin AB üyeliğine tedirgin bakıyor. Küreselleşme çağında, Fransız kimliğini tehdit altında görüyorlar. Halbuki küreselleşmek demek, karışmak, daha çok karışmak ve en sonunda aynı kapta erimek demek. Bunu anlayamayınca etrafta elbette yalnızca bir dizi tehdit görünüyor. Nitekim bakın Türkiye dahil, pek çok yerde, problem hep aynı problem. Etraflarında ne olup bittiğini anlayamayan, lendine güvenmeyen insanlar her yerde statükoyu bozabilecek her gelişmeden mutsuz oluyorlar. Bu durum öncelikle korku tüccarlarının işine yarıyor.

    Ama bakın, Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu umut verici bir biçimde sonuçlandı. Fransa'nın yüzde 74'ü sandık başına gitti. Korku tüccarlarının oy oranı düşük kaldı. Seçmen bir tür değişiklik istedi ve değişikliği merkez partilerinin yapmasının daha iyi olacağına karar verdi ilk turda.

    Şimdi 6 Mayıs'taki ikinci turda seçmen  değişimin niteliğine karar verecek. Bakalım Tony Blair'in İngiltere ekonomisinde yaptığını olumlu bulanlar mı yoksa "Thatcher olmadan Blair olmazdı" diyenler mi ağırlık kazanacak? Ne olursa olsun, bir nokta açık: Her durumda, Fransız halkı, İngiltere deneyiminden yararlanmaya karar vermiş gözüküyor.

     

    Bu köşe yazısı 24.04.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır