Arşiv

  • Ekim 2019 (9)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)

    Etiketler

    Amerika ve Çin normalleşirken, Türkiye’ye ne olur?

    Güven Sak, Dr.02 Haziran 2016 - Okunma Sayısı: 3020

    Biz, her nedense, Türkiye’yi hep Türkiye’yle kıyaslamayı severiz. Halbuki Türkiye’yi Türkiye’yle kıyaslayınca, ağaçlara bakmaktan ormanı bir türlü seçemiyoruz. Dünya biz manasız işlerle iştigal ediyoruz diye, “Şimdi bu Türklere ayıp olur, azıcık bekleyelim.” diye durup bizi beklemiyor. Hakikatle hayali birbirine karıştırınca hata yapma olasılığımız artıyor. Gün gün olası bir hatanın maliyetinin arttığı daha hızlı dönen bir dünyada kendimize ayıp ediyoruz. Gelin bugün bir grup ülkenin yirmi birinci yüzyıldaki milli gelir büyüme rakamlarına birlikte bakalım. Bir kaç sonuç çıkaralım.

    Tablo: Dönemler itibariyle seçilmiş ülkelerin büyüme oranları, %, sabit fiyat

    Kaynak: IMF Dünya Ekonomik Görümüm veri tabanı

    Önce tablodaki dönemlerden başlayayım. İlk dönem 2002-2007 dönemi. Bu dönemde her şey daha bir normaldi. Çin ekonomisi daha 1 trilyon doları yeni yeni aşmış bir ekonomiydi. Hızla büyüyordu. Amerikan ekonomisi sağlıklı görünüyordu.  Halbuki Çin’in büyüyen cari işlem fazlaları, Amerikan ekonomisinin ise sürekli artan cari işlem açıkları vardı. Büyük makro dengesizlik nedeniyle uluslararası fon akımları boldu. Bir yerden bir yere dolaşıyordu. Para sıkıntısı yoktu. Fikir sıkıntısı vardı.

    Türkiye’nin içinde bulunduğu bölge açısından bakarsanız daha Arap Bahar’ı başlamamıştı. 11 Eylül’ün akabinde, Türkiye Amerika ile komşu olmuştu. Amerikalılar, Irak ordusunu terhis ederek tarihi bir hata yaptılar. Amerikalılar işte o dönem kendilerine ait “çalışıyorsa, kurcalama!” (if it ain’t broke, don’t fix it!) deyiminin ne anlama geldiğini iyice öğrendiler.

    Türkiye için ise iyi bir dönemdi. 2004 yılında Avrupa Birliği süreci resmen başladı. Hazırlıklar 2002’de başlamıştı zaten. Avrupalı dostlarımız Amerikalı dostlarımızın bir nevi zorlamasıyla Türkiye ile ilgilenmeye başladılar. Avrupa Birliği’ne angaje olmak Türkiye’ye iyi geldi. Melanet Irak’la sınırlı olduğu için konteynır trafiği hala kolaydı. O aralar Irak meselesine, “Bu Irak’tan acaba kaç dolarlık iş çıkar?” diye bakıyorduk. Türkiye’nin dünyaya heybesinde satacak malı olan bir tüccar gibi baktığı yıllardı.

    Sonra küresel kriz oldu. Sürdürülebilir olmayan sürdürülemedi. 2008-2015 döneminde dünyanın başına gelmeyen kalmadı. 2008’de Amerikan bankaları patladı. Derken 2010’un sonunda Arap Baharı patladı. İş Kuzey Afrika’dan Türkiye sınırına kadar dayandı. Suriye karıştı. Biz Amerikalıların aldığı dersi almamış olduğumuzu gösterdik. Türkiye, “çalışıyorsa, kurcalama!” deyiminin ne anlama geldiğini Suriye’de öğrendi. Suriye krizi dengeleri değiştirince, çözüm sürecini de koruyamadık. Türkiye, doğuya giden, konteynır yolları tıkanmış, iç karışıklık yaşayan, siyasi açıdan istikrarsız bir ülke oldu.

    Şimdi bu çerçevede, büyüme rakamlarına bir göz atalım, müsaadenizle.  Amerikan büyüme oranı ilk dönemde yıllık ortalama yüzde 2,69 idi. Sonra yüzde 1’lere  geriledi. 2012-2015 döneminde yeniden yüzde 2,14 düzeyine çıktı. Ne oldu? Amerika normalleşmeye başladı.

    Çin ise ilk dönemde yüzde 11,23 hızla büyürken, şimdi yüzde 7,40’a geriledi. Bu arada Çin ekonomisi, 1 trilyon dolarlık bir ekonomiden 10 trilyon dolarlık bir ekonomiye dönüştü. Bu da Çin’in normalleşmesi demek aslında.

    Brezilya, Almanya ve Türkiye’de ikinci dönem yıllık ortalama büyüme oranı, aynı Çin gibi, ilk dönem yıllık ortalama büyüme oranının altında kaldı. Not edeyim: Faiz oranı yüksek de olsa, düşük de olsa büyüme oranı bu ülkelerde ikinci dönemde düşük kaldı. Şimdi bir de Amerikan faiz artırımı etkisi gelecek. Ne olacak? Bu ülkelerde yıllık ortalama büyüme oranı artmayacak. Azalacak. Almanya yine iyi durumda kalacak. Olan Türkiye’ye ve Brezilya’ya olacak. Neden? Almanya ticaret partnerleri nedeniyle ikinci dönemde birinci dönem büyümesini yakalayamadı. Sorunu konjonktürel. Brezilya ve Türkiye’de ise sorun yapısal.

    Türkiye’nin bir teknolojik yenilenme yaşamadan, teknoloji transferi olmadan yeniden toparlanması zor. Brezilya’nın hiç değilse Allah’ın verdiği doğal kaynağı var. Bizim ekonomimiz ise olduğu gibi kul yapısı. Arsa rantı ile bir yeni Türkiye mucizesi yaratabilmek için bile Avrupa Birliği sürecine ihtiyacımız olduğunu vurgulamak isterim. Dışarıdan kaynak gelmeden olmaz. Yoksa işin aslı şudur: Türkiye’nin Avrupa Birliği dönüşümü ile kurumsal kapasitesini doğrultmadan bugünkü yüzde üçlerden daha hızlı büyüyebilmesi mümkün değildir. Ben Türkiye’nin mevcut anayasal/kurumsal mimarisini, Avrupa Birliği hedefi olmadan, inandırıcı bir biçimde değiştiremeyeceği kanaatindeyim. Olmazsa, olmaz.

    Avrupa Birliği olmadan Türkiye 2023 hedeflerine ulaşamaz. Nokta.

    Bu köşe yazısı 02.06.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.