Arşiv

  • Temmuz 2019 (6)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)

    Etiketler

    Tasarruf sorununun düşündürdükleri

    Fatih Özatay, Dr.03 Ağustos 2016 - Okunma Sayısı: 1697

    Son günlerdeki uzlaşma havasından ve siyasilerin kullandığı dilden herkes memnun. Ama itiraf edelim ki hem bu ortamın devam edeceğine dair kaygılar var hem de “neden bazı çok önemli kararlar parlamentoda (yani, ortak akılla) alınmıyor?” sorusu zihinlere takılıyor. Umarım uzlaşma artarak ve yaygınlaşarak devam eder ve parlamento bu vesileyle tam anlamıyla devrede olur. Böylelikle hem toplumsal fay hatlarımız giderek daha az tehlike arz eder hale gelir hem de “derin” sorunlarımızı (hukukun üstünlüğünü sağlamak, özgürlükçü demokratik bir sistem oluşturmak, kamuda liyakate dayalı atama sistemi tasarlamak, eğitimin sil baştan yeniden yapılandırılması) çözme sürecine gireriz ve bu süreçte önemli ve inandırıcı adımlar atarız.

    İşte o zaman temel ekonomik sorunlarımıza tam anlamıyla odaklanabileceğiz. Bu köşede defalarca yer aldı; temel ekonomik sorunlarımızın başında düşük tasarruf oranı geliyor. Defalarca söylendiğinde ve yazıldığında içi boşalıyor bazı kavramların. “Düşük tasarruf oranı” henüz o tehlike altında değil ama bu saptamayı giderek kanıksar hale geldiğimiz de açık. Kanıksamamak gerekiyor; çok önemli bir sorun çünkü. Yakınlarda Latin Amerika’nın kalkınmasına odaklanan “Inter-American Development Bank” bir çalışma yayınladı: “Kalkınma İçin Tasarruf” başlığını taşıyan bu kitaba bakınca Türkiye’deki tasarruf sorunu çarpıcı biçimde “yeniden” belirginleşiyor.

    Kitabın tanıtım yazısında Latin Amerika’da tasarruf oranlarının düşüklüğü, iktisatçıların çözmeye çalıştıkları bir “bilmece” olarak niteleniyor. Oysa, bu bölgenin ortalama tasarruf oranı ile Türkiye’ninki karşılaştırıldığında asıl bilmecenin Türkiye için geçerli olduğu hemen ortaya çıkıyor. Evet, Latin Amerika’da tasarruf oranı düşük: Bölgedeki ülkelerin tasarruf oranlarının ortalaması yüzde 17.5. Ama Türkiye’nin son on yıllık tasarruf oranı ortalaması yüzde 14.9, son beş yıllık ortalaması ise yüzde 14.3 düzeyinde! Şöyle de ifade edilebilir aradaki fark: Milli gelire oranla aynı düzeyde yatırım yapmamız halinde bizim cari dengemiz Latin Amerika’ya kıyasla her yıl milli gelirin yaklaşık yüzde 3’ü kadar daha fazla bozulacak. Cari açık veren bir ülke olduğumuz dikkate alındığında bu kadar daha fazla dışarıdan borçlanacağız anlamına da geliyor. Bu, Türkiye açısından ölçüldüğünde yaklaşık 21 milyar dolar daha fazla cari açık demek. Dikkat: Yukarıdaki karşılaştırma zaten kronik olarak düşük tasarruf oranına sahip Latin Amerika ülkeleri ile. Gelişmekte olan Asya ülkelerinde ise bu oran yüzde 33.7. Sözünü etiğim çalışmaya bir göz atıldığında o sevimsiz gerçek bir kez daha ortaya çıkıyor. Tasarruf oranını artırmak için ne yazık ki sihirli bir çözüm yok. Ama yine de bazı soruların peşine düşmek gerekiyor.

    İlk akla gelen sorular şunlar: Bir: 1990’ların sonlarından bu yana neden tasarruf oranımız baş aşağıya gitti? Bunun bankacılık sektörünün 2001 krizinden sonra toparlanıp yeniden kredi açar hale gelmesiyle ve bu çerçevede sıçrayan tüketici kredileri ile ne ölçüde ilgisi var? İki: Dini inançları nedeniyle faizsiz araçlara tasarruflarını aktarmak isteyenlere yeteri kadar finansal alternatif sunulabiliyor mu? Sunulamıyor ise, bu olgunun, finans kurumlarının bu alternatifleri sunmaları halinde toplayacakları fonları yine aynı dini inançlara uygun bir biçimde değerlendirme olanaklarının kısıtlı olması ile ilgisi var mı? Üç: Zaten düşük olan tasarrufların bir kısmının, altından süs eşyası ve mücevher gibi fon ihtiyacı olan kesimlere aktarılamayacak alanlara kaymasının arkasındaki kültürel yapı nasıl değiştirilebilir? Bu soruyla ilgili olarak; genelde düşük tasarruf oranına yol açan kültürel yapımız ne? Bunu her düzeyde eğitimle ve yaygın ve çarpıcı kamu spotlarıyla değiştirebilir miyiz? Dört: Düşük tasarruf oranımızın (dış kaynak sınırı da dikkate alındığında) “güdük” düzeyde kalmasına yol açtığı yatırımlarımızı nasıl daha verimli alanlara aktarabilir, böylelikle aynı tasarruf düzeyi ile daha yüksek bir kişi başına gelir düzeyine nasıl ulaşabiliriz? Beş: Kamu tasarrufunu artırmak için kayıt dışı ekonominin üzerine nasıl gideriz? Böylelikle verimsiz işletmeler yerine verimli olanların serpilip büyümesinin yolunu nasıl açabiliriz? Toplumsal uzlaşma havasını siyaseten yapılabilirliği çok kısıtlı bu reformu yapak için kullanabilir miyiz?

    Bu köşe yazısı 03.08.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.