Arşiv

  • Ağustos 2020 (4)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    Türkiye Varlık Fonu

    Fatih Özatay, Dr.31 Ağustos 2016 - Okunma Sayısı: 12850

    Türkiye Varlık Fonu Yönetimi (kısaca: Varlık Fonu) A.Ş. kurulmasına dair kanun geçen hafta sonu Resmi Gazete’de yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Yasayı birkaç kez dikkatlice okudum; bazı notlar aldım. Görüşüne değer verdiğim arkadaşlarla henüz ayrıntılı tartışma fırsatım olmadı. Bu nedenle bugün yazacaklarım yasa hakkındaki ilk düşüncelerimi yansıtıyor. Belki bu arada sizlerden de görüşler gelebilir. Arkadaşlarımla tartıştıktan ve sizlerden gelebilecek görüşlerden sonra konuyu ileride yeniden ele alabilirim.

    Kabaca şöyle bir kaynak yapısına sahip fon: Birincisi, 50 milyon lira sermayesi var. İkincisi, Özelleştirme İdaresi’nden özelleştirilecek şirketler Varlık Fonu’na devredilebilecek. Üçüncüsü, kamunun bazı varlıkları (yasada “ekonomiye kazandırılacak” denildiğine göre atıl varlıklar; mesela Hazine arazileri, kullanılmayan maden alanları). Dördüncüsü, kamu kuruluşlarının bazı gelir ve kaynakları. Bunların dışında yurtdışından ve yurtiçinden borçlanarak “kaynak” temin edecek Varlık Fonu. Peki, ne yapacak bu kaynaklar ile? Asıl olarak stratejik büyük projelere iştirak edecek. Başka bir ifadeyle bilançosunun varlık tarafında yapılacak havaalanları, köprüler, büyük enerji tesisleri, belki savunma sanayi tesisleri ve benzerleri (bunların gelirlerine ait paylar) olacak. Ek olarak finansal varlık edinebilecek.

    Varlık Fonu’nun iki temel amacı olduğu hemen ortaya çıkıyor: Birincisi, stratejik büyük projelerin finansmanını sağlamak (projelere iştirak edilerek). İkincisi, bu büyük projelerin hayata geçmesinden sonra, iştirak payı olarak elde edilecek gelirler karşılığında tasarrufçulara yeni mali varlık ihraç etmek. Zaten projelere iştirak edebilmek için gerekli kaynakların bir kısmı böyle sağlanacak.

    Böyle bakınca, Varlık Fonu kurulmasının en olumlu tarafı (eğer yapılabilirse) yurtiçi tasarrufları artırmak olacak. Şöyle: Türkiye’de hanehalkı tasarrufl arının oldukça düşük düzeyde olmasının ve bu yetersiz tasarrufların bir kısmının fon ihtiyacı olanlara aktarılamayacak araçlara yapılmasının nedenlerinden biri dini inançlara uygun finansal araç yetersizliği ise, stratejik büyük proje iştiraklerinden elde edilecek gelirler karşılığında ihraç edilecek yeni mali varlıklar bu kısıtı hafifletebilir. Başka bir olumlu katkı ise atıl varlıklar – her neyse onlar- Varlık Fon’u tarafından verimli bir şekilde yönetilebilir ve ek kaynağa dönüştürülebilirse ortaya çıkacak. Ama bu atıl varlıkların neler olduğu ve ekonomik önemleri açık olmadığından bu katkının ne derece gerçekleşebilir olduğunu şu aşamada belirtmek çok zor.

    Buna karşılık olumsuz tarafları da var Varlık Fonu’nun. İlk akla geleni şu: Zaten Hazine’nin olan (olacak) gelir kaynaklarının bir kısmına el koyuyor: Özelleştirilecek şirketler, kamu kurumlarının gelirleri, kaynakları ve varlıkları (elbette bir kısmına). Yani zaten “Türkiye’nin olan varlıklar”, Türkiye Varlık Fonu’na aktarılıyor. Bu aktarımın net bir katma değer yaratması için Varlık Fonu’nun bu varlıkları mevcut sahiplerinden daha iyi (etkin) yönetmesi gerekiyor. Olabilir mi? Olabilir elbette; bir koşulla: Bu etkinliği sağlayacak kurumsal yapıyı kurarak. Mesela Varlık Fonu yönetimini (son zamanların moda söylemiyle) “liyakat” sistemine göre oluşturarak ve ileride de hep böyle oluşmasını sağlayarak. İkinci olumsuzluk ise muhalefetin Meclis’te işaret ettiği denetime ilişkin. Mutlaka, bu denetimin herkesi tatmin edecek biçimde yapılmasını sağlayacak bir yapı oluşturmak gerekiyor.

    Bu köşe yazısı 31.08.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır