Arşiv

  • Ağustos 2020 (6)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    Türkiye Varlık Fonu (2)

    Fatih Özatay, Dr.07 Eylül 2016 - Okunma Sayısı: 2268

    Geçen hafta Türkiye Varlık Fonu A.Ş. kurulmasına dair kanun hakkında bir yazı yazmıştım. Bugün, kanunun gerekçesini de dikkate alarak kaldığım yerden devam ediyorum. Baştan belirtmemde yarar var: Kanunun gerekçesi okunduğunda gerekçenin bir “kafa karışıklığını” yansıttığı hissediliyor. Bu kafa karışıklığından kurtulup Varlık Fonu’nu sağlıklı değerlendirebilmek için özellikle şu noktanın altını özenle çizmekte yarar var:

    Fonun adı yanıltmasın; bu fonun kaynakları bazı ülkelerdeki gibi petrol gelirleri ya da doğal zenginliklerden elde edilen gelirler değil. Hem kanunda hem de gerekçede açık biçimde kaynaklar sıralanmış: Birincisi, 50 milyon lira sermayesi var. İkincisi, Özelleştirme İdaresi’nden özelleştirilecek şirketler Varlık Fonu’na devredilebilecek. Üçüncüsü, kamunun bazı varlıkları (yasada “ekonomiye kazandırılacak” denildiğine göre atıl varlıklar; mesela Hazine arazileri, kullanılmayan maden alanları). Dördüncüsü, kamu kuruluşlarının bazı gelir ve kaynakları. Bunların dışında yurtdışından ve yurtiçinden borçlanarak “kaynak” temin edecek Varlık Fonu. Dikkat: Temel kaynaklar dış ve iç borç, özelleştirilecek şirketlerden elde edilecek gelirler (sattınız mı gider; yani bir seferlik gelir, petrol gibi 50-100 yıl devam edecek bir gelir kaynağı değil), kamunun bazı gelir kaynakları ve varlıkları.

    Kanunun gerekçesinde sıralanan bazı hedeflerin, fonun bu kaynak yapısı dikkate alındığında bir anlam taşımadığı hemen dikkat çekiyor: Gerekçede “otoyollar, Kanal İstanbul, üçüncü köprü ve havalimanı, nükleer santral gibi büyük altyapı projelerine kamu kesimi borcu artırılmadan finansman sağlanması” hedefi var. Bu tür yatırımlara “eskiden” nasıl finansman sağlanıyordu? Bütçeden. Yani, vergi gelirlerinin, özelleştirme gelirlerinin, kamunun varlıklarından elde edilen gelirlerin ve benzerlerinin yetmediği durumlarda Hazine yurtiçinden ya da yurtdışından borçlanıyordu. Şimdi Hazine’nin gelir kaynaklarının bir kısmını Varlık Fonu’na devrediyorsunuz. O kaynaklar büyük projeleri finanse etmeye yetmeyeceği için Varlık Fonu’nun yurtiçinden ve yurtdışından borçlanacağını söylüyorsunuz. Değişen bir şey var mı? Hazine’nin borcu artacağına Varlık Fonu’nun borcu artıyor. Hazine özelleştirme gelirini kullanacağına Varlık Fonu özelleştirme gelirini kullanıyor. İşin “kaynak kullanımı” tarafında terk fark geçen hafta yazdığım yazıda altını çizdiğim husus olabilir: Kamunun Varlık Fonu’na aktarılan varlıkları Varlık Fonu tarafından verimli bir şekilde yönetilebilirse eski duruma kıyasla ek kaynak yaratışmış olacak. Bu ne kadar gerçekleştirilebilir onu şimdiden kestirebilmek çok zor. Ayrıca hemen akla gelen soru da var: Şimdiye kadar neden verimli biçimde kullanılamıyordu bu kaynaklar?

    Bir diğer “kafa karışıklığı” şu: Finansal piyasalarda gerginliğin artması nedeniyle yurtdışı fonların Türkiye’yi terk ettiği dönemlerde Varlık Fonu’nun finansal piyasalardaki gerginliği azaltıcı işlemler yapacağı, böylelikle finansal varlık fiyatlarının düşmesini engelleyeceği (ya da düşüşü sınırlandıracağı) vurgulanıyor. Şimdi dikkat: Varlık Fonu zaten kendisi yurtdışından borçlanmıyor mu? Bu borçlanmanın bir kısmını yurtiçinde desteklediği ya da ortak olduğu büyük projelerden elde edeceği gelirler karşılığı ihraç edeceği borçlanma araçları ile gerçekleştirmeyecek mi? Önemli bir finansal gerginlik döneminde zaten kendi ihraç ettiği finansal araçların değerleri de düşmeyecek mi? Ne yapacak da önleyecek bu araçların fiyatlarındaki düşüşü? Bunları piyasadan satın mı alacak? Ama zaten projelere finansman bulmak için onları satmamış mıydı? Ya da kendisinin (mesela petrol gelirlerine dayanan) acayip döviz rezervi mi olacak da finansal gerginlik döneminde kur sıçradığında istenmeyen kur hareketlerine karşı piyasaya döviz satacak?

    Kanunun gerekçesinde (büyüme oranının ve istihdamın artırılacağı gibi) genel geçer hedefleri bir tarafa bırakırsanız en ulaşılabilir hedef geçen haftaki yazımda dikkatinizi çektiğim hedef. O yazıdan aktarıyorum: “…Varlık Fonu kurulmasının en olumlu tarafı (eğer yapılabilirse) yurtiçi tasarrufları artırmak olacak. Şöyle: Türkiye’de hanehalkı tasarruflarının oldukça düşük düzeyde olmasının ve bu yetersiz tasarrufların bir kısmının fon ihtiyacı olanlara aktarılamayacak araçlara yapılmasının nedenlerinden biri dini inançlara uygun finansal araç yetersizliği ise, stratejik büyük proje iştiraklerinden elde edilecek gelirler karşılığında ihraç edilecek yeni mali varlıklar bu kısıtı hafifletebilir.” Dikkat: Burada vurgu “yetersiz tasarrufların fon ihtiyacı olanlara aktarılamayacak alanlara yapılması” üzerine; mesela altına, yastık altı dövize. Yani, banka mevduatı yerine Varlık Fonunun ihraç edeceği finansal araçlardan satın alınmasından söz etmiyorum. Zira bu sadece bir portföy ayarlaması anlamına gelir ve net tasarrufu artırmaz. Oysa bir tasarruf artışı olabilmesi için; tasarruf fazlası olan kesimlerden tasarruf açığı olan kesimlere aktarılabilecek ek tasarruf yaratılması gerekiyor. Varlık Fonu bunu ne kadar becerir bilemiyorum; derinlemesine araştırma yapmak gerekiyor. Ama belirgin bir faydası olacaksa bu alanda olabilir diyorum. Zaten kanun gerekçesindeki hedeflerden üçü bu konu ile ilgili.

    Emeklilik fonları ile ilgili söylenenler var gerekçede; orada riskli bir alan var. Gelecek yazıda ele almaya çalışırım. Bu arada bir de not: TEPAV’ın internet sayfasında Emin Dedeoğlu’nun Varlık Fonu’na ilişkin güzel bir değerlendirmesi var. Farklı bir bakış açısı için okumanızı öneririm.

     

    Bu köşe yazısı 07.09.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır