Arşiv

  • Mayıs 2019 (13)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)

    Etiketler

    Asıl sorunla yüzleşmemek

    Fatih Özatay, Dr.21 Eylül 2016 - Okunma Sayısı: 1729

    Yılın ilk yarısına ilişkin açıklanan son veriler ne yazık ki 15 Temmuz darbe girişiminden epey önce bu köşede yer alan “duvara toslamak üzereyiz” sevimsiz kehanetine uygun bir ekonomik gelişmeyi yansıtıyor. Bayramdan önce yılın ikinci çeyreğine ilişkin GSYH verileri, dün ise haziran dönemi işgücü verileri açıklandı. Önce “taze” gelişmeden söz edeyim.

    Nisan döneminde (mevsimlik hareketlerinden arındırılmış) işsizlik oranı yüzde 9.9 düzeyindeydi. Mayıs döneminde yüzde 10.3’e, haziran döneminde ise yüzde 10.9’a sıçradı. Bu üç dönemde işgücüne katılım oranında bir artış yok; yani işgücüne katılım oranı arttığı için işsizlik artmıyor. İstihdam azaldığı için artıyor. Veride bir yanlışlık yok ve dolayısıyla revize edilmeyecekse gerçekten çok yüksek bir artış. Haziran dönemi verisi mayıs-haziran-temmuz ortalamasını gösteriyor. Dolayısıyla, bir miktar 15 Temmuz darbe girişimi sonrasının da etkisini yansıtıyor. Ama tek başına bu işsizlikteki sıçramayı açıklamaya yetmez. İki nedenle: Birincisi, temmuzu içermeyen mayıs dönemi verisi zaten işsizlik oranında önemli bir artışa işaret ediyordu. İkincisi, haziran verisinde mayıs, haziran ve temmuzun ilk 15 günü de var.

    İkinci çeyreğe ilişkin GSYH verisinin ise elbette 15 Temmuz darbe girişiminin etkisiyle bir ilgisi yok. Bayramdan önce bayağı üzerinde yazılıp çizildi; ben sadece özel yatırım harcamalarındaki sevimsiz gidişata bir kez daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Özel yatırım harcamalarını ön plana çıkarmamın elbette nedenleri var.

    Birincisi, Türkiye ekonomisinin geleceğine duyulan güven ile yakın alâkalı yatırım harcamaları. Ekonomiye güven duyulmuyorsa, istediğiniz kadar kredi pompalayın, teşvik verin, kredi maliyetini düşürün; yatırım harcamalarını artırmak çok güç. Bu makine-teçhizat harcamaları için daha da geçerli. Sonuçta, ekonominin geleceğine ilişkin şüpheleriniz de olsa bir ölçüde konut yapıp satmaya devam edebilirsiniz. Ama açık ki yeni fabrika kurmak ya da eskisinin kapasitesini artırmak için yeni makine almak için aynı savı ileri sürmek mümkün değil. İkincisi, bugünün yatırım harcamaları yarının üretim kapasitesi demek. Bugün ne kadar çok yatırım harcaması yapılıyorsa, eskinin üretim kapasitesini o kadar artırıp ileride o kadar fazla üretim yapma potansiyeline kavuşuyorsunuz anlamına gelir.

    Elbette GSYH’nin yüzde 70’ini oluşturan tüketimin artması sonucu GSYH büyümesinin artması da önemli. Ama tek başına tüketim artışına dayanan bir büyüme sürdürülemez. Tüketim artışının yatırım harcamalarını da tetiklemesi beklenir ki yatırım ve tüketim el ele artsın; büyüme sürdürülebilir olsun. Ama ekonomiye güven duyulmuyorsa istediğiniz kadar tüketimi pompalayın; yatırımları istediğiniz ölçüde artıramazsınız. Özellikle de makine teçhizat yatırımlarını. İki tane grafik veriyorum. İlkinde toplam özel yatırım harcamalarının, ikincisinde ise özel makine-teçhizat yatırımlarının yıllık gelişimi var. 2016 verileri, yılın ikinci çeyreği itibariyle son dört çeyreğin toplamını yansıtıyor. 2016’nın tümü için gerçekleşme belli olduğunda malum nedenlerle bu değerlerin daha düşük olması beklenir. Grafiklerde iki çok önemli noktaya dikkat: Birincisi, özel yatırım harcamaları hala 2011 değerinin altında. Bir kez daha dikkat lütfen: Yatırımların artış oranı değil, kendisi veriliyor grafikte; dolayısıyla 2011’e kıyasla daha az yatırım yapıldığını gösteriyor bu veriler. Artan nüfusu da dikkate alsaydık, kişi başına daha da az yatırım yapıldığını saptayacaktık. İkincisi ki daha da çarpıcı, makine-teçhizat yatırımları 2011’in çok altında.

    İçinizi karartmak için falan yazmıyorum bunları. Sorunun ne olduğunun iyice anlaşılmasına çalışıyorum. “Anlaşıyor mu ki?” diye sorabilirsiniz elbette. Ama baksanıza hâlâ kredi kartı taksitlerini artırmakla falan uğraşıyoruz. Onun yerine ekonomiye duyulan güvenin neden düşük olduğu ile ilgilensek, daha açıkçası, 15 Temmuz darbe girişimin bir kez daha yüzümüze vurduğu acı gerçek ile yüzleşsek… Yani, hukuk sistemimizi, güvenlik sistemimizi, bürokrasimizi, daha genel olarak da demokrasimizi bir daha 15 Temmuz’lar yaşanmayacak biçimde yeniden yapılandıramazsak, ekonomiye duyulan güveni de artıramayacağımızı anlasak…

    Bu köşe yazısı 21.09.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.