Arşiv

  • Ekim 2019 (10)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)

    Etiketler

    Allah tamamına erdirsin

    Fatih Özatay, Dr.18 Ocak 2017 - Okunma Sayısı: 1749

    Olan biteni artık biliyorsunuz. Sonuçta çok gecikerek de olsa doğru yönde bir adım attı Merkez Bankası. Evet, attığı adım alışılageldik biçimde atılmış bir adım değil, evet yaptığı eylemin adını bir türlü koymuyor ama sonuçta (devamını getirmek koşuluyla) liranın daha da değer kaybetmesini engelleyici bir iş yaptı.

    Merkez Bankası bankalara üç ayrı faizden borç para veriyor: Haftalık repo faizinden, gecelik borç verme faizinden ve geç likidite penceresi borç verme faizinden. Bunlardan ilki faiz koridorunun içinde belirleniyor ve şu anda yüzde 8 düzeyinde. Gecelik borç verme faizi ise koridorun üst sınırını oluşturuyor ve yüzde 8.5’e eşit. Geç likidite faizi ise cezai bir faiz ve yüzde 10 düzeyinde.

    Dünyada, normal koşullar altında koridor sistemini uygulayan bir merkez bankasının asıl önemli faizi haftalık repo faizi (bizde yüzde 8 olan) oluyor. Bankalara bu faizden borç veriyor merkez bankaları. Koridorun üst sınırı ise normal koşullar altında kullanılmıyor; o üst sınır sadece bankalar merkez bankasından borç almayıp da başka bankalardan borç alırlarsa katlanacakları maliyetin üst sınırını belirliyor. Yine normal koşullar altında merkez bankaları bankalara verdikleri borç miktarını öyle ayarlıyorlar ki, bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemlerde ortaya çıkan faiz repo faizine yakın bir yerde kalsın; zinhar koridorun üst sınırına yaklaşmasın.

    2010 sonundan itibaren bizde bu normal uygulamanın dışına çıkıldı. Koridorun genişliği ile birlikte koridorun üst sınırı (ve şu anda konumuz olmayan alt sınırı da) kullanıldı. Dolayısıyla, herhangi bir gün piyasada ortaya çıkan faiz, merkez bankasının ağırlıklı olarak ilk iki faizden hangisinden daha çok borç verdiyse ona yakın belirlendi. Ama sonuçta piyasadaki faiz her zaman koridorun içinde kaldı. Zaten koridor sistemin temel amacı da buydu; çok kısa vadeli faizlerin oynayabileceği alt ve üst sınırların belirlenmesi. Önemli nokta şu: Hiçbir zaman koridorun üst sınırını aşan bir faizden borç verilmedi; zira Merkez Bankası’nın bizatihi kendisinin açıkladığı faiz üst sınırının yine kendisi tarafından aşılması (anlamsızlaştırılması) anlamına gelirdi bu. “O zaman neden koridor yukarıya çekmiyorsun” sorusu sorulurdu.

    Geçen haftanın ikinci yarısından bu yana yapılan ise şu: Merkez Bankası ilk iki yöntemle vereceği borç miktarını sınırlayacağını (hatta ilkini –yüzde 8 faiz ile olanı- sıfırladığını) söyledi. Buna karşılık geç likidite penceresinden (yüzde 10 faiz ile) bankaların istedikleri kadar borçlanabileceklerini açıkladı. Kısacası faiz artırdı. Normal faiz artırımına kıyasla bir farkı daha var bu artırımın: Bilerek bankalara bir gün sonrası için borçlanma maliyeti belirsizliği getirildi. Merkez Bankası, istediği zaman ilk iki kanaldan daha az ya da daha fazla borç verebilir ya da üçüncü kanaldan verdiğini sınırlayabilir. Hatta artık ok yaydan çıktığına göre, süper cezai faiz anlamına gelecek bir de “çok geç likidite penceresi faizi” ya da ne bileyim “Ankara Kalesi’ne bakan pencere faizi” ya da bunu beğenmediyseniz “Gençlik Parkı penceresi faizi” adı altında mesela yüzde 15 faizle yeni bir pencere açabilir. Bankalara o fantastik pencereden borç verebilir. Öyle ya, sonuçta koridorun koridor olamadığını öğrendik artık; koridorun üstüne birkaç paralel çizgi çekmenin, böylelikle koridorun üstüne birkaç koridor daha açmanın ve inşat katma değerini artırmanın ne sakıncası olabilir ki?

    Bunlardan daha önemlisi şu: Yazının ikinci cümlesinde “devamını getirmek koşuluyla” dedim. Dünyadaki ve Türkiye’deki koşullar mevcut haliyle sürdüğü müddetçe, Merkez Bankası’nın sonuçta faiz artırması anlamına gelen mevcut eylemini devam ettirmesi gerekir. En iyisi bunu “açık” biçimde (adını koyarak) yapması olur; kredibilite kazanır. Yok, yapmayacaksa da, tüm yetkililerin kur hakkında bundan sonra söyleyecekleri “herkes hesabını iyi yapsın; bu dalgalı kur sistemidir, biz faizi artırmak istemiyoruz, döviz kurunun çıkacağı düzeye razıyız” mealinde bir şeyler olmalıdır. Ha, danışman olsaydım böyle bir şey tavsiye eder miydim? Asla etmezdim. Ama Merkez Bankası’nın şu anda yaptıklarının devamını getirmemesinin anlamı olsa olsa bu tavsiye etmediğim şey olur.

     

    Bu köşe yazısı 18.01.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.