Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    2007’den 2017’ye neler değişti?

    Güven Sak, Dr.23 Ocak 2017 - Okunma Sayısı: 5273

    Şimdi 2017 yılının Ocak ayındayız. Son 10 yılda, 2007’den 2017’ye dünyamız değişti. 2007 öncesinde, her hadisede, izleyiciler olayı yalnızca gözleriyle izlerlerdi. Hadisenin içinde yaşarlardı. Öyle olup biteni videoyu kaydetmek için elleri havada olmazdı. Çevrelerinde neler olup bittiğini, ne yaşadıklarını, ne hissettiklerini, dünyaya, bir de, kendi gözlerinden yaymak için Periscope’a bağlanmayı hayal bile edemezlerdi. Ama artık öyle değil. Artık dünyanın her yerinde -Kuzey Kore hariç sanırım- her olay, en azından, tek el havada izleniyor artık. 2007’den önce biz selfie nedir de bilmezdik. “Şimdi buna ne denir, özçekim midir?” diye bir tartışma konumuz da yoktu.

    2007 yılının Ocak ayında Steve Jobs daha sağdı. Tam olarak, 9 Ocak 2007’de dünyaya Apple şirketinin yeni cep telefonu modelini tanıtıyordu. İphone, kafalarımızdaki cep telefonu kavramını bütünüyle değiştirdi. İphone çıktığından beri, hepimiz tarihin daha aktif bir öznesi haline geldik. İz bırakma imkanlarımız inanılmaz genişledi. Hadiselere müdahale kabiliyetimiz, her an her konuda ne düşündüğümüzü söyleme imkanımız arttı. Bitmedi. 2007 yılında, Facebook, üniversite kampüslerine sıkışmış bir “kim kiminle çıkıyor” paylaşımı sitesiyken birden elektronik postalar vasıtasıyla dünyaya açıldı ve kullanıcı sayısı birden patladı. Şimdilerde neredeyse 1,8 milyar insan “feys”te artık. Twitter’ın küresel yayılma süreci de 2007 yılında başladı. Kindle’ın elektronik kitap devrimi de aynı yıl, yine 2007’de başladı. Google, Android teknolojisini hepimize o yıl ilk kez tanıttı. Dijital rekabet hızlandı, teknoloji ucuzladı, teknolojiye erişim daha bir kolaylaştı.  Dijital dönüşüm, günlük hayatımızın ta içine sızmaya 2007 yılında başladı. Dünyanın bir daha eskisi gibi olmasının mümkün olmadığı bir dönüm noktası oldu 2007 yılı. Ne zaman? Bundan daha 10 yıl öncesi. Hiçbiri geçen yüzyılda olmadı. Hepsi bu yüzyılda cereyan etti. Teknolojik dönüşüm 21’inci yüzyılda gündelik hayatımızı doğrudan etkilemeye başladı.

    2007’den 2017’ye ne değişti? Değişeni en iyi dünyanın en değerli şirketleri listesinde görüyoruz aslında. 2006 yılında, bu değişim, daha tam görünür hale gelmemişken, dünyanın, halka açık, değeri hisse senedi borsalarında belirlenen şirketlerinin en değerli ilk altısı Exxon Mobil, General Electric, Microsoft, Citigroup, BP ve Royal Dutch Shell’di. İlk altının içindeki tek teknoloji şirketi Microsoft idi. 2017 yılına geldiğimizde ilk altı değişti.  Apple en başa yerleşti. Google’ın Alphabet’i ikinci oldu. Microsoft üçüncülüğünü korudu. Kindle’ın Amazon’u dördüncülüğe yerleşti. Exxon Mobil az değer kaybıyla beşinciliğe geriledi. Altıncı Facebook oldu. Şöyle bir daha listeye bakın isterseniz. Her şey 2007 yılında başladı. Dijital dönüşüm dünyanın en değerli şirketleri listesini alt üst etti. 21’inci yüzyılı görünce, 20’inci yüzyılın kapitalistleri Amerikan devletine el koymaya karar verdi. 2017 yılında Exxon Mobil CEO’su Rex Tillerson, Exxon Mobil’i bırakıp, Vaşington’a yerleşti. Artık Exxon Mobil yerine, Amerikan dış politikasını yönetecek. İlki 2007’den beri gerilemişti, bakalım Amerika’ya ne olacak? Önce Amerika mı geliyor, yoksa Exxon Mobil mi? Yakında öğreneceğiz

    Peki 2007’den 2017’ye Türkiye’de ne değişti?  2007 Türkiye’de siyasi kriz yılıydı. Nisan ayında başlayan Cumhurbaşkanlığı seçimi süreci, 367 krizi ile iyice alevlendi. Cumhurbaşkanı seçiminin ilk turunda nitelikli çoğunluk (367 oy) aranıyordu. İkinci tur ve sonrasında, salt çoğunluk (276 oy)seçilmek için yeterliydi. Sonra Sabih Kanadoğlu o meş’um açıklamayı yaptı: “Sevinmek yersizdi. İkinci tur ve sonrasında 276 oy seçilmek için yeterli değildi. O oturumlarda en az 367 üyenin de katılmış olması gerekirdi.” Falan filan. Dünya dijital dönüşüm çağına giriyordu. Türkiye, dijital dönüşüme, 2007 yılında, 27 Nisan e-muhtırası ile dahil oldu. Askeri darbe geleneğimiz dijital çağa ayak uydurdu. Kimse olanı ciddiye almadı. Ocak ayındaki Hrant Dink suikasti, Nisan ayında başlayan siyasi krize son derece kasvetli bir fon oluşturdu. Ağustos ayında, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildi. Ekim ayında, Türkiye, Cumhurbaşkanını doğrudan halk oyuyla seçebilmek için gereken anayasa değişikliği referandumunu yaptı. Yüzde 69 ile referandumdan “evet” çıktı. Bu madde, 2014 yılında, ilk kez uygulandı. Bugün içinde bulunduğumuz anayasa değişikliği tartışmasının başı 2007 yılındaydı.

    Sonra 2008 yılında, iktidar partisini kapatmak için, Anayasa Mahkemesi’ne dava açıldı. Dünya sürekli teknolojik devrim çağına girerken, Türkiye sürekli siyasi itişme devrine girdi. 2007 yılında bir yönetim krizini çözelim diye anayasayı değiştirmeyi tartışıyorduk, şansa bakın, 2017 yılında, yine bir yönetim krizini çözelim diye anayasayı yeniden değiştirmeyi tartışıyoruz. 2007 yılında anayasa referandumu yapmıştık. 2017 yılında da anayasa referandumu yapacağız. Türkiye işte.

    2007 yılında Türkiye’de şirketlerin net döviz pozisyonu açığı 70 Milyar Türk Lirası civarındaydı. Ekonomi tıkırında gidiyordu. “Kriz varsa , çözüm de var” kampanyasını 2009’da başlatmıştı TOBB. Ona daha vardı. Şimdi, nedir bu net döviz pozisyonu açığı? Şirket bilançosunun aktifi ile pasifi arasında yabancı para varlıklar ile yabancı para borçlar arasındaki farkı gösterir net döviz pozisyonu açığı. Şirketin yabancı para varlıklarının, yabancı para borçlarını ödemeye yetmediği durumdur. Böyle bir durumda, şirket yabancı para borcunu ödemek için Türk Lirası varlıkları ile döviz almak zorundadır. Nedir? Türk Lirası Amerikan doları karşısında değer kaybederse, belli bir döviz borcunu ödemek için şirketin giderek daha çok Türk Lirası varlığı elden çıkartması gerekir. Ne olur? Şirket zarar eder. Zarar eden şirket vergi ödeyemez falan filan.

    2017 yılında şirketlerimizin net döviz pozisyonu açığı 911 Milyar Türk Lirası oldu. 2007 yılında şirketlerimizin net döviz pozisyonu açığı, milli gelirin yüzde 7,9’u kadardı. 2017 yılında, şirketlerimizin net döviz pozisyonu açığı milli gelirin yüzde 36’sına yükseldi. Bu yüzde 36’lık hesap hem de yeni milli gelir serisi ile; Eskisine göre hesaplayınca rakam yüzde 44’lerdeydi. Şimdi Türk lirası, Amerikan doları karşısında neden değer kaybediyor? İşte bundan. Yalnızca dışarıdan mal ve hizmet satın almak isteyenler değil, dışarıya borç parayı geri ödemek isteyenler, ilerideki ödemeleri için kendini korumak isteyenler, hep ek bir Amerikan doları talebi yaratıyorlar. Eline Türk lirası geçiren bu nedenle gidip Amerikan doları alıyor. Bankalarımıza bakarsanız, bankalarımızın bir döviz pozisyon açığı yok. Bankalar, şirketlere kredileri döviz cinsinden vermişler, pozisyonları açık değil. Ama yürekler Selanik. Neden? Şirketlerin net döviz pozisyon açığı riski demek, bankalar için, şirketlerimizin büyüyen kredi riski demek çünkü. Bu aralar gelecek Fitch açıklaması ile en çok bunu tartışacağız pek yakında.

    Peki, 2007’den 2017’ye gelirken, Türkiye ekonomisi için çok endişeli mi olmak gerekir? Hayır. 2007 yılında AB tanımlı genel yönetim borç stokunun milli gelir içindeki payı yüzde 40 civarındaydı. 2017 yılında kamu borç stokunun milli gelir içindeki payı yüzde 27,4’e geriledi. Bu tutarın içine kamunun dış borçları da dahil. Peki, bunun manası nedir? Şudur: Almanya’nın AB tanımlı genel yönetim borç stokunun milli gelirine oranı yüzde 71. Yunanistan’ın ki yüzde 177. AB 28 ortalaması yüzde 85. Türkiye’nin AB tanımlı genel yönetim borç stokunun milli gelirine oranı ise yüzde 27,4’tür. Avrupa Birliği’nin Maastricht kriterlerinin yarısı bile değildir.

    Nedir? Türkiye’nin önümüzdeki dönemde, her tür sorunla baş etmeye imkan verecek geniş bir maliye politikası alanı vardır. Maliye politikası alanında, Türkiye’nin hareket kabiliyeti Almanya’dan kat be kat daha iyidir.  2007’den 2017’ye Türkiye ekonomisinde şirketlerin döviz pozisyonu riski arttı ama Türkiye’nin böyle bir riski yönetmek için, maliye politikasındaki hareket alanı da genişledi. 2007’den 2017’ye bu önemli bir kazanım.

    Türkiye ekonomisinde istikrarın temel direği mali disiplindir. Dünkü mali disiplin sayesinde, bugün maliye politikasında geniş bir hareket alanı vardır. “Türkiye ekonomisinde temel göstergeler sağlamdır” derken aklımıza gelmesi gereken, Türkiye’nin maliye politikasındaki geniş hareket alanıdır.

    Gerginleşen siyasi ortam nedeniyle eriyen idari kapasiteye ve TBMM’den geçen anayasa metninin belirsizlik artırıcı yürürlük maddesine karşın, maliye politikasındaki geniş hareket alanı ferahlatıcıdır. İyidir.

    grafik 1  23012017.600px

     

    grafik 2  23012017.600px

     

    grafik 3  23012017.600px

    Bu köşe yazısı 23.01.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır