Arşiv

  • Mayıs 2019 (13)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)

    Etiketler

    Emtia fiyatları 'farkı' açıklamıyor: Eski-yeni GSYH karşılaştırması (5)

    Fatih Özatay, Dr.01 Şubat 2017 - Okunma Sayısı: 1260

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun yeni GSYH verilerini anlatmak için yaptığı toplantılardaki (Ulusal Hesaplar Sistemi) sunumunun 52'nci sayfasında ana başlık şöyle: 'Farklar ve Kaynakları'. Kastedilen 'fark' eski GSYH serisinden hesaplanan büyüme oranı ile yeni GSYH serisinden hesaplanan büyüme oranı arasındaki fark. Alt başlık ise şöyle: “Soru: 2015 yılında hiçbir gösterge büyüme işareti vermiyor. Buna karşın büyüme neden % 6 civarında?”. Sorulan soru önemli, zira eski GSYH’ye göre 2015 yılının büyüme oranı % 4. Arada önemli bir fark var. Soruya yanıt olarak bir grafik verilmiş. Grafikte 2009-2016 döneminde aylık demir cevheri fiyatları yer alıyor. 2015 yılında keskin bir düşüş var demir cevheri fiyatında. Sunumun bir sonraki sayfasında yine aynı üst başlık var ve alt başlıkta yine aynı soru soruluyor. Bu sefer kanıt olarak 2015 yılında ham petrol fiyatlarındaki düşüş bize sunuluyor.

    İfade edilmek istenen şu: İki önemli girdinin (demir cevheri ve ham petrol) fiyatlarında 2015 yılında önemli bir düşüş oldu. Benzer düşüşler başka önemli girdi fiyatlarında da gözlendi. Bu da büyüme oranımızı yukarıya çekti. Bu açıklama biçimini Ankara ve İstanbul’daki toplantılara katılanlardan duyduğumda anlamamıştım. Şimdi düşününce sanırım söylenmek istenen şu: Girdi fiyatlarındaki azalış toplam arzı artıran bir gelişme. Bu nedenle üretim artıyor. Tabii, hemen itiraz edeceksiniz: Çünkü toplam talebi unutan bir açıklama çabası bu. Aynı dönemde toplam talep azalıyorsa, üretim nasıl artacak? Arz artışına niyetlenilecek ama bu niyetin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği talebe bağlı olacak; talep düşüşü keskinse, üretim belki de düşecek. Neyse… Belki başka bir şey kastediliyordur; arz-talep meselesini bir tarafa bırakayım. Ama şurası kesin: 2015 yılında yüzde 4 değil de yüzde 6 oranında büyümemizin önemli kanıtlarından biri olarak emtia fiyatlarında 2015 yılında yaşanan büyük düşüş gösteriliyor. Bu durumda, emtia fiyatları ile büyüme oranı arasındaki benzer (aynı yönlü) ilişkiyi diğer yıllarda da görmemiz gerekir. Peki, görüyor muyuz?

    Ne gezer; üstelik bırakın aynı yönlü ilişkiyi, tam tersini görüyoruz: Tabloda 2009-2016 döneminde ham petrol fiyatları ile demir cevheri fiyatlarının yıllık ortalama artış oranları ile aynı dönemdeki GSYH büyüme oranımız yer alıyor. Birkaç örnek: 2010’da bir yıl öncesine göre demir cevheri fiyatı yüzde 83.4, ham petrol fiyatı ise yüzde 28.9 oranında artıyor. Oysa 2009 yılında yüzde 4.7 oranında azalan GSYH, 2010 yılında yüzde 8.5 artıyor! Şimdi, bu kadar hızlı büyümemizin nedeni emtia fiyatlarındaki artış mı oluyor? Bitmedi: 2010 yılında başlayan fiyat artışları 2011’de de sürüyor: Demir cevheri fiyatı yüzde 14.4, ham petrol fiyatı ise yüzde 39.7 artıyor. Buna “rağmen” büyüme rekoru kırıyoruz: GSYH yüzde 11.1 büyüyor. Yine aynı soru: Bu kadar hızlı büyümemizin nedeni emtia fiyatlarındaki artış mı oluyor? Yine bitmedi: Bir yıl sonra demir cevheri fiyatında keskin bir düşüş var. Ham petrol fiyatları ise değişmiyor. Buna karşın büyüme oranımız yarı yarıya azalıyor! Soru bu sefer biraz farklı: Şimdi, büyüme oranımızın yarı yarıya azalmasının nedeni emtia fiyatlarındaki düşüş mü oluyor?

    Elbette, şu da denilebilir. “TÜİK, yüksek ya da düşük bir oranda büyümemizi açıklamak için değil, eski büyüme oranı ile yeni büyüme oranı arasındaki farkı açıklamak için emtia fiyatlarındaki değişime dikkat çekiyor”. Bu durumda, demir cevheri ve ham petrol fiyatlarındaki artış oranlarını, tabloda son sütunda yer alan yeni ve eski büyüme oranları arasındaki farkla karşılaştırmak gerekiyor. Artık rakama boğmayacağım. Özellikle 2010, 2011 ve 2013 yıllarına dikkat: 2010 yılında yeni ve eski büyüme oranları arasındaki fark (özellikle büyüme oranının yüksekliği dikkate alındığında) oldukça düşük. Buna karşılık hem demir cevheri hem de ham petrol fiyatı keskin biçimde yükseliyor. 2015’teki büyüme- emtia fiyatları ilişkisi doğruysa, insan 2010’da yeni GSYH büyüme oranının da eskisine kıyasla belirgin biçimde düşük olmasını bekliyor. 2011’de yine her iki emtianın fiyatı yükseliyor. Özellikle ham petrol fiyatında keskin bir artış var. Buna karşılık yeni büyüme oranı daha yüksek. 2015’teki büyüme-emtia fiyatları ilişkisi doğruysa, 2011’de yeni GSYH büyüme oranı, eskisine kıyasla belirgin biçimde düşeceğine, neden artıyor? 2013’teki durum da ilginç: Ham petrol fiyatları az bir miktar düşüyor, demir cevheri fiyatları ise yine az bir miktar artıyor. Bu, hem ters yönlü hem de ılımlı (birbirlerini bir ölçüde telafi edici yöndeki) değişimlere karşın, yeni büyüme oranı eskisinin 2 katına çıkıyor! Oysa 2015’teki ilişki doğru ise, bu sefer beklememiz gereken yeni ve eski büyüme oranları arasında pek bir fark olmaması.

    Sonuç: Demek ki 2015 yılında emtia fiyatlarında gerçekleşen keskin düşüş ile büyüme oranımızın eskiden hesaplanandan daha fazla olması arasında bir bağlantı kurmanın (büyümeyi etkileyen diğer faktörleri –ki bir kısmı emtia fiyatlarından çok daha önemli- dikkate almadan) hiç bir anlamı yok. Dolayısıyla, TÜİK kendi sorduğu soruya ikna edici bir yanıt sunamıyor bize; soru hâlâ yanıt bekliyor.

    Bu köşe yazısı 01.02.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.