Arşiv

  • Haziran 2020 (3)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    Ne yapmalı

    Güven Sak, Dr.18 Mayıs 2007 - Okunma Sayısı: 1144

     

    Geçen salı "Bu seçimler hem büyümeyi hem de enflasyonla mücadeleyi olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir" demiştik. Ama doğrusu ya, ortadaki eğilimin gerçekleşmesi ya da gerçekleşmemesi bir dizi şarta bağlı. Müsaadenizle bugün öncelikle meramımızı biraz daha açalım. Oradan da içinde bulunduğumuz durumdan, en az hasarla çıkabilmek için yapılması gerekenler hususuna gelmeye başlayalım. Yani bu sütunlarda hep yapmaya çalıştığımız işe gelelim. Öyle ya, gökyüzü kara kara bulutlarla kaplıysa yapılması gereken; gökyüzünde, güneş ışınlarının geçebildiği bir delik aramaya çalışmaktır. Buyurun bir bakalım.

    Önce problemi açıklıkla bir tespit edelim. Bize kalırsa, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bir bütün olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerini son derece kötü yönetmiş olmasının, iktisadi hayatımız açısından yol açtığı temel hasar; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kendilerine ve ülkelerine duydukları güvenin sarsılmış olmasıdır. Yatırımcıların ve tüketicilerin ileriye doğru tedirginlikle bakmaya başladıkları bir ülkede tüketici ve yatırım tercihleri ile fiyatlama davranışlarının daha temkinli hale gelmesini beklemek gerekmektedir. Hal böyle olduğunda, buradan, büyümenin yavaşladığı ve enflasyondaki düşme eğiliminin yerini katılaşmaya bıraktığı bir yeni ortam beklenebilir. Bu, son beş yılda elde edilen kazanımların tehlikeye atılması anlamına gelecektir ve kötüdür. Bu ilk noktadır.

    Genel seçimler, olası referandum, cumhurbaşkanlığı seçimleri, seçim sistemi nedeniyle Rus ruletine benzeyen seçim sonuçları, ortadaki siyasi gerilim havasının özenle korunuyor olması, 2007 yılında başlayan problemin 2008 yılında ortadan kalkacağı umudunu köreltmektedir. Bu, tedirginlik demektir ve dikkat edilmesi gereken ikinci noktadır. Birinci nokta ile de doğrudan alakalıdır.

    Üçüncü nokta, tedirginliğin iktisat politikası tasarımına yansımaları ile alakalıdır. Türkiye ekonomisi, aktif bir biçimde yönetilmesi gereken bir aşamadadır. 2001 yılı krizini takiben, makro iktisadi istikrarsızlık laneti ekonomimiz üzerinden başarılı bir biçimde kaldırılmıştır. Gümrük Birliği anlaşmasından tam olarak yararlanmamızı zorlaştıran, doğrudan yabancı yatırımları engelleyen bir kilit, geçen dönemin iktisat politikaları sayesinde açılabilmiştir. AKP hükümetinin geçen dönemde, ülkeye hiçbir iktisadi kazanım getirmediğini söylemek, en hafif deyimiyle, haksızlıktır.

    Ancak hikâye, aynen bilgisayar oyunlarındaki gibidir. Kilitli bir odadan kaçmaya çalışan oyun kahramanımız, doğru adımları ata ata, sonunda ilk anahtarı bulur ve kilidi açar. Ama o ne? Kahramanımız kurtuluşa ermiş filan değildir. Artık kilitli başka bir odadır. Türkiye ekonomisinin bir süredir içinde bulunduğu durum tam da böyledir. Bir süredir o ilk bağlayıcı kısıtın, makro dengesizliğin, ortadan kaldırılması, ilk kilidin açılması, bizi deyim yerindeyse, bir başka kilitli odaya getirmiştir. Türkiye ekonomisinin rekabet gücü hâlâ sınırlıdır. Şirketlerimiz hâlâ küçüktür ve global oyuncu değildir. Türkiye ekonomisi, hızla dünya ekonomisine entegre olmaktadır. Entegrasyon sürecinin devamlılığı alınacak tedbirlere bağlı değildir. Başlayan bütünleşmeyi engelleyebilmek son derece zordur. Soru şudur: Türkiye ekonomisi, dünya ekonomisinin nasıl bir parçası olacağına kendisi karar verebilir mi? Bize kalırsa bu sorunun yanıtı "evet"tir. İşler kendi haline bırakılırsa, Türkiye, global ekonomiye entegrasyon biçimini belirleyebilme şansını kaybedecektir.

    Şimdi vakit, seyretme değil, iş yapma zamanı olmalıdır. Ama gelin görün ki, enerjimizi israf etmemiz için büyüklerimiz, elbirliğiyle nur topu gibi bir siyasi kriz ortamı yaratmışlardır. Ortadaki siyasi kutuplaşma eğilimi bitmeyecek, tam tersine derinleşerek devam edecek gibi durmaktadır. Atılması gereken adımlar ise kolay ve tartışma yaratmayacak adımlar değildir. Bir dizi seçim yapmak gerekmektedir. Doğrusu ya, Türkiye'nin iş yapma biçimini kalıcı bir biçimde değiştirmek için güçlü bir siyasi irade desteği önemlidir. İsterseniz bir dahaki yazıda, şöyle bir çarşaf liste sunalım ve yapılması gereken işlere bir bakalım. İşte bu, "geleceği hazırlama" veya "global ekonomiye entegrasyon biçimini belirleme" programı açısından bakıldığında durum pek de iç açıcı görünmemektedir. Üçüncü nokta budur. Ve aslında her şeyden daha önemlidir.

    Peki, böyle bir ortamda ne yapılabilir? "Kaderimse çekerim" deyip bekleyebiliriz. Ama o vakit, önümüzdeki elli yılda halimizden şikâyet etmeye hakkımız olmayacaktır. Diğer tavır ise yeni Meclis'in önüne daha şimdiden bir öncelikler listesi koymak üzere çalışmaya başlamaktır. Bunu yapacak olan elbette siyasi partilerdir. Yeni Meclis yapısı nasıl olursa olsun, ne kadar tartışmalı olursa olsun, bir "milli öncelikler listesi" üzerinde anlaşmalıdır. Bir ulusal liste üzerinde uzlaşmak demek siyasi kutuplaşmayı bazı konularda bir kenara bırakmak demektir ve yukarıdaki her probleme ilaç gibi gelecektir.

    Türkiye'nin çıkışı daha önce yapılmamış olanı yapmaktan geçmektedir. Daha önce, Türkiye ekonomisinin sıçrayabilmesi için, hiç bu kadar büyük bir fırsatımız olmamıştır. Daha önce bu oyunda hiç bu kadar ileri bir aşamaya gelebilmişliğimiz yoktur. Ve hayat oyun değildir. Bu aşamada kilidi açamayıp, yanınca, bir önceki aşamadan, yeniden, oyuna başlayabilme şansı yoktur.

    Kaçan fırsatların hesabını, tarih kitaplarının bundan elli yıl sonra yazılacak bölümlerinde, vermek istemeyen ilgililere özenle duyurulur.

     

    Bu köşe yazısı 18.05.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır