Arşiv

  • Haziran 2020 (3)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    Sanayi 4.0 dedikodusu ile Sanayi 15’i ihmal ediyoruz

    Güven Sak, Dr.03 Nisan 2017 - Okunma Sayısı: 12609

    Şimdi herkes uzun bir süreden beri, bir şey yapmasa da, Sanayi 4.0 üzerine konuşuyor. Ama epeydir kimse Sanayi 15’ten bahsetmiyor. Halbuki ben Sanayi 15 ile Sanayi 4.0’ın kaderlerinin birbirine yakından bağlı olduğunu düşünüyorum. Sonuç odaklı olmayan Sanayi 4.0 muhabbetinin Sanayi 15 meselesini perdelemeye yaradığını düşünmeye başladım doğrusu. Yeni sanayi devrimini ciddiye almazsak, değil Sanayi 15, Sanayi 25’te bile bir yerimiz olmayacak. Neden? Gelin bir ne düşündüğümü anlatayım.

    Türkiye, Sanayi 15 listesinden nasıl düştü?

    Lafı uzatmadan, TEPAV iktisatçılarının hazırladığı tabloyu size tanıtayım. Sanayi 15 dediğim işte bu tablo. Tabloda dünyanın ilk 15 sanayi ülkesi yer alıyor. Ben içinde yer aldığım resimlerde önce kendime bakarım. Ayıp değil. Herhalde siz de Sanayi 15 adı altında, sanayilerinin büyüklüğü açısından, dünyanın ilk 15 sanayi ülkesinin yer aldığı bir tablo görseniz önce Türkiye’ye bakarsınız. Oradan başlayayım. Türkiye, 1980 yılında, Sanayi 15 içinde yer almıyordu. O vakitler memleketimiz uyuşuk bir tarım ülkesiydi. Sonra Turgut bey birinci nesil ekonomik reformları yaptı. Dışarıya açılarak zenginleşebileceğimizi o vakit öğrendik. Birinci nesil reformlar sonuç verdi. Türkiye 1990 yılında Sanayi 15 listesine 13üncü sıradan girdi. 1990lar hani bizim koalisyonlar dönemi. Memlekette hem siyasi, hem de ekonomik istikrar yok. Enflasyon yüzde 50’nin üzerinde. Kamu borç stoku artıyor da artıyor. 2000 yılına geldiğimizde, Türkiye, elbette alan kaybediyor. Ne oluyor? Altımızdaki Hindistan ve Tayvan önümüze geçiyor, Türkiye sanayi 15 listesinde 15inciliğe geriyor. 2010 ve 2013 yıllarında ise Sanayi 15 listesinden düşüyoruz. Ne oluyor? Endonezya yukarı çıkıyor. Biz aşağıya iniyoruz. O vakitten beri, Türkiye artık Sanayi 25 listesi içinde yer alıyor benim için. Sıralamadaki yerimiz 16-17 arasında gidip geliyor. 2013 yılı Sanayi 25 listesi de yanda var. Oradan bakın. Bu benim bugünün tablolarına baktığımda ilk gördüğüm.

    Nedir? Birinci nesil reformları başarıyla tamamlayan Türkiye, ikinci nesil reform hamlesine 10 küsur yıldır bir türlü başlayamadığı için alan kaybediyor. Üstelik 1990ları artık geride bırakmış olmamıza rağmen. Şimdi biz Sanayi 4.0 filan deyip ortadaki bu gerçeğin üstünü örtüyoruz aslında. Türkiye yapması gerekenleri yapamadı. Neden yapamadı? Eksik neredeydi? Asıl konu bu. Birazdan geleceğim.

    Şimdi müsaadenizle cevaba geçmeden önce ikinci bir noktanın daha altını çizeyim vakıaya bakarak. 1980 itibariyle bakınca ben listede Atlantik okyanusunun iki tarafından 8 ülke görüyorum. 2013 yılında Avrupa ve Kuzey Amerika’dan 7 ülke kalıyor Sanayi 15 listesinde. İmalat sanayilerinin küresel büyüklüğüne bakıyorsak, 1980den günümüze ortada çok fazla değişen yokmuş gibi gözüküyor bu açıdan. 1980de listede kaç Avrupa Birliği ülkesi varsa, yine o kadar AB ülkesi var. Sayayım bakın. 1980’de Amerika, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Kanada, Hollanda ile Sanayi 15 listesinde 8 ülke var Atlantik’in iki yanından. 2013 yılında ise Sanayi 15 listesinde Amerika, Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere, Kanada, İspanya ile 7 ülke var aynı yöreden. Beğenmediğiniz İtalya 1980de de 2013’te de dünyanın altıncı büyük sanayi ülkesi konumunda. Sanayi 25 listesi ile birlikte baktığınızda, 2013 yılı itibariyle, Atlantik’in iki yakasından ülke sayısı 12’ye yükseliyor. Batı medeniyetinin çöktüğü filan yok gördüğünüz gibi. Son 30 yıldır yani.

    Ama ne oluyor? Sanayi dünyaya yayılıyor. Benim buradaki tablolara baktığımda aldığım üçüncü mesaj sanırım bu. Sanayi dünyaya inanılmaz bir kolaylıkla yayılıyor. Nasıl Türk sanayisi Anadolu’ya yayıldığında Anadolu’yu değiştiriyorsa, sanayi ülke ülke dünyaya yayıldığında da dünyayı değiştiriyor. Ve ortaya sıkı bir yarış çıkıyor. Neden? Dün eski teknolojilerin küresel yayılma hızı çok yavaştı. Buhar teknolojisinin, ilk sanayi devriminin, dünyaya yayılması 200 yılı bulmuştu. Osmanlıya demiryolu neden geç geldi? Yalnızca bizim hatamız değildir. Teknolojinin yayılma hızı da son derece yavaştı. Ama artık öyle değil. Şimdi teknolojik değişimin anında kürenin her tarafına yayılabileceği bir yeni ortamdayız. Artık “Türkiye neden gecikti?” sorusunun artık tek cevabı olabilir. Yöneticilerimiz yapmaları gerekeni yapmıyorlardır, olup bitenin farkında değillerdir. Öncelikleri yanlış tespit ediyorlardır. Beceriksizdirler. Artık işin bahanesi filan kalmadı. Yapabilenler yapıyor nitekim. Hindistan’da Başbakan Modi’nin Make in India kampanyası bence yapabilenlerin nasıl yaptıklarına güzel bir örnek.

    Bu açıdan, Sanayi 25 listesine bakmanızı öneririm. Aşağıdan Polonya geliyor. Doğu Avrupa sanayileşiyor. Tayland geliyor. Malezya geliyor. Listenin 25inci sırasındaki Suudi Arabistan geliyor. Ben geçen hafta Riyad’daydım. Ne gördüğümü size de anlatmak isterim doğrusu. Suudiler, Vizyon 2023 (dikkat edin Vizyon 1453 değil) dokümanını ete kemiğe büründürmeye çalışıyorlar. Plan yapıyorlar. Bu arada şimdilik dünyanın en büyük 25 sanayi ülkesi listesinde 20inciliğe gerileyen küçücük Holanda’yı ve de hemen altımızda 17incilikte yer alan minnacık İsviçre’yi ihmal etmeyin derim doğrusu. Teknoloji dünyaya artık daha hızlı yayılıyor. Dünya düzleşiyor. Herkesin şansı eşitleniyor. İş artık ülkenin kendi kapasitesine kalıyor sanki. Şirketlerine, STKlarına, milletin kendisine, kamudaki idari kapasiteye. Vakıaya bakınca üçüncü ve son gözlemim de bu.

    Türkiye’nin Endonezya’dan nesi eksik?

    Şimdi bütün bu örüntünün içinden bir hususu çekip, şu son noktayla ilgili bir değerlendirme yapmak isterim. Aklımdaki mesele aslında son derece basit: “Endonezya’nın, Türkiye’yi, Sanayi 15 listesinden nasıl attığını merak ediyorum.” İsterseniz önce örüntünün içinde bu meseleyi çekip çıkaralım. Eskiden ben Türkiye’yi yabancılara anlatırken, biraz da Rahmetli Demirel’den ilham alarak, “Türkiye İtalya ile Çin arasında kalan bölgede demokrasisi ve sanayisi ile pırıl pırıl parlar” demeyi severdim. Sonra da “Türkiye, Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkeler arasında bir sanayi devidir” diye eklerdim. Bir nevi farkımızı açıklamak için. Buyurun şimdi Endonezya artık Türkiye’den daha büyük bir sanayi ülkesi oldu. Ne zaman? 1980de değil, 1990da değil, 2000de de değil. 2013 yılında.

    Peki, Endonezya’da olup, Türkiye’de olmayan acaba nedir? Endonezya nasıl oldu da, Türkiye’yi geçti? Bakınırken kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in açıklamalarını da gördüm. Moody’s, 8 Şubat 2017’de, Endonezya’nın notunu değiştirmedi ama görünümünü durağandan pozitife çevirdi. Aynı Moody’s 17 Mart 2017 tarihinde rutin bir işlem olarak Türkiye’nin notunu değiştirmedi ama görünümünü durağandan negatife çevirdi. Moody’s yaptığı açıklamada Endonezya’nın görünümünü neden pozitife, Türkiye’yi ise neden negatife çevirdiğini anlattı.

    Şimdi gelin bir bakın. Her iki ülkenin başında da eskiden memleketin en büyük kentine belediye başkanlığı yapmış iki siyasetçi var. Her ikisi de devlet başkanı artık. İki ülkede de müslümanlar çoğunlukta. Her iki ülkede sanayi ülkesi. Her iki ülkede Sanayi 25 listesinde yer alıyor. Endonezya 13üncülükte, Türkiye ise 16ncılıkta. Neden Endonezya, Türkiye’den daha iyi bir performans sergileyebildi? Aklımdaki soru bu.

    Moody’s, Endonezya’nın görünümünü pozitife çevirirken, Endonezya’nın görünümünü olumsuz etkileyen yapısal kısıtların temizlenmesine yönelik işaretlerden bahsediyor. Nedir?  Kurumların güçlendirilmesi ile iktisat politikası etkinliğinin artması ve dış kırılganlığın azaltılması öne çıkıyor.  Moody’s, Türkiye’nin görünümünü negatife çekerken, kurumsal kapasitenin erimesinden, dış kırılganlığın artmasından ve de büyümedeki yavaşlamadan bahsetmişti. Dikkatinizi çekerin. Onlar bir şeyleri doğru yapıyor. Biz doğrusunu yapamıyoruz.

    Endonezya ne yaptığını biliyor. Türkiye’nin 1980lerde Turgut bey döneminde yaptığını yapıyor. Ben size söyleyeyim işi çok daha kolay. Endonezya daha birinci nesil ekonomik reformlar evresinde biz o işi 1980lerde tamamladık. Türkiye ise ikinci nesil ekonomik reformlara 10 yıldır başlayamıyor. Ne oluyor? Endonezya Sanayi 15 listesinde ilerliyor. Türkiye irtifa kaybediyor.

    Neden? Birinci nesil piyasa reformları ile kıyaslandığında bugün yapmamız gereken ikinci nesil reformlar çok daha akıllı ve becerikli bir kamu idaresi gerektiriyor. O da biz de halen yok. Artık “çala çala bir havaya giren davul-zurna ikilisini andıran bu kamu idaresi”yle yol alamıyoruz. Türkiye’nin artık her enstrümanın kendi partisyonunu canı gönülden bildiği geniş bir orkestra modelinde ahenk içinde çalışacak akıllı bir kamu idaresine ihtiyacı var.

    1990dan 2000e irtifa kaybetmeyi ve gerilemeyi anlarım ama doğrusu ya ondan sonrasını iyi irdelemek lazım. Herhalde bu nedenle bu günlerde toplumu ortak bir gelecek tasarımında birleştirmenin büyüme ve dönüşüm için önemi ile ilgileniyorum daha çok.  Geriden gelen ülkelere baktığımda, dünya düzleşirken, siyasetin, toplumu ortak bir vizyon etrafında kilitleyemediği ülkelerin işi artık daha da bir zor görünüyor doğrusu.

    İnovasyon konuşmaktan, inovasyon yapmaya geçmemiz gerekiyor. Rahmetli Erbakan’ın sesini duyuyorum sanki. Laf var ama, “İntaç?” “Yok, hocam. Yok.”

    Bu köşe yazısı 03.04.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır