Arşiv

  • Temmuz 2020 (4)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    Artık dünkü güneşte bugünkü çamaşırlar kurutulabilir

    Güven Sak, Dr.01 Mayıs 2017 - Okunma Sayısı: 2820

    Doğrusu ya, ben, yine ilk rahmetli Demirel’den duymuştum lafı. “Dünkü güneşte bugünkü çamaşır kurutulmaz” dedi birden. O sıralar bu söze denecek bir şey yoktu. Ama bakın artık doğru değil. Teknolojik gelişme artık dünkü güneşte bugünkü çamaşırların kurutulmasına imkân sağlıyor. Dünya değişiyor. Ama biz hala bu teknoloji geliştirme işinde nereye odaklanacağımızı bilmediğimiz gibi, ne yapacağımızı da bilmiyoruz. Bakın mesela teknolojik gelişme olsun diye zahir Mardin Mazıdağı’na entegre gübre tesisi yapana istisnai ödüller veriyoruz. Eti Bakır’ın Mardin yatırımına destek olmak için gereken Bakanlar Kurulu kararı 24 Nisan’da Resmi Gazete’de yayımlandı. Bana bir şeyi yine feci yanlış yapıyormuşuz gibi geliyor doğrusu. Derdimi anlatmak isterim.

    Önce dünkü güneşte bugünkü çamaşırların kurutulmasının artık nasıl mümkün olduğundan başlayayım, müsaadenizle. Şimdilerde TESLA firması dünkü güneşte bugünkü çamaşırların kurutulabilmesinin yolunu açıyor. Nasıl oluyor? Dünkü güneş enerjisini depolama konusunda mesafe alarak elbette. Şirketin güneş enerjisi üreten kiremit işine bu çerçevede bakmak gerekiyor. TESLA aynı zamanda enerjiyi depolamaya imkân veren pil teknolojisini de geliştirmeye devam ediyor. Ne oluyor? Güneşten elektriği üretiyoruz ve bir pile depoluyoruz. O vakit ne oluyor? Dünkü güneşle bugünkü çamaşırı kurutabiliyorsunuz. Dünkü güneşle bugün arabayı hareket ettirebiliyorsunuz. Dünkü güneşle bugün su ısıtabiliyorsunuz. TESLA yalnızca otomobil kavramını değiştirmiyor aynı zamanda bugünkü güneşi yarın kullanmamıza imkân verecek teknolojileri de geliştiriyor. 2008 yılında kurulan TESLA’nın değeri, 1908 yılında kurulan bir başka otomobil devi General Motors (GM)’u geçti bu yıl Nisan ayında. Neden? Borsa analistlerinin farklı yorumları da var ama bana kalırsa biraz da bundan. Bu öncülük işinden doğrusu.

    Türkiye’nin bugün ekonomi politikasında önceliği ne olmalıdır? Türkiye’nin öncelikle yeni bir büyüme stratejisine ihtiyacı var. Eskisi taze bitti. Dün, Türkiye, ağırlıkla kırdan kente göç sayesinde büyüdü. Kırdan gelenlerin kentlerde verimliliği yaklaşık üç kat artınca, ekonomimiz tempolu bir biçimde büyüdü. 1960'ların başında nüfusumuzun yüzde 30’u şehirlerde yaşıyordu. Şimdilerde bu oran yüzde 75’e çıktı. Daha gelecek olanlar olacak ama bundan böyle kırdan kente göç memleketin büyümesinin ana itici gücü olmayacak. Ne olacak? Türkiye’nin şimdi bütün geleneksel sektörlerde verimliliği artıracak bir teknolojik yenilenmeye, dönüşüme ihtiyacı var. Bunun içinde son derece uygun bir zamanda yaşıyoruz doğrusu. Yeni sanayi devrimi çağında zaten her yerde olup biten tam da bu. Şimdi Türkiye’nin artık mümkün olduğunca çok sektörü aynı anda dönüştürecek yeni ve daha ileri teknolojileri seçmeye odaklanması lazım. Nedir bunlar? Pek çok isim veriliyor ama biz TEPAV’da biyoteknoloji, nanoteknoloji ile bilgi ve iletişim teknolojileri demenin yeterli olduğunu düşünüyoruz.

    Şimdi sondan bir önceki cümleden devam edeyim. Birincisi, Türkiye’nin daha önce nasıl yapılacağını bilmediği bir konuya sanayi politikasında seçim yapmaya odaklanması lazım. Ne seçecek? Aslında sektör ya da proje değil, teknoloji seçecek. Seçim yapmak için ne lazım? Seçilen teknolojinin, herhangi bir sektörde yol açacağı verimlilik dönüşümünü hesaplayabilmek lazım. Nedir? Hesap yapamayan, seçim yapamaz. Ben bizimkileri hafife almayayım, düzelteyim: Yaptığı seçimin ülke ekonomisi için faydasını hesap edemeyen, seçtiğinin ülke ekonomisi için ne manaya geldiğini bilemez. Bu ilk nokta. İkincisi, yapılan seçimi operasyonel hale getirecek bir idari mekanizma tanımlamak lazım. Mevcut sistemimizde başbakan önemli olduğuna göre, onun kararı etrafında bürokrasiyi işletecek bir yol bulmak lazım. Bu da ikinci nokta.

    Üçüncüsü ise yapılacak seçimin nasıl bir seçim olduğunu niteliyor: İleri teknoloji odaklı bir yenilenme için seçim yapacağız. Bunu somutlamak için de şöyle söyleyebilirim. Türkiye’nin ileri teknolojili ihracatını artırmak temel hedefimiz olmalı, ekonomi politikaları ile ilgili bir iş yaparken. Yandaki iki grafik işte tam da ne yapmamız gerektiğine işaret ediyor. İlk grafik, Türkiye’nin toplam ihracatı içinde ileri teknolojili ihracatın payını görmemize imkân sağlıyor. Ne oluyor? 2000’den 2015’e Türkiye’de toplam ihracat içinde ileri teknolojili ihracatın payı artmıyor. Hep aynı kalıyor. OECD ülkelerinde yüzde 19’a ulaşan bu oran bizim buralarda yüzde 5 etrafında dolanıp duruyor. Ne oluyor? Türkiye’nin memlekete teknoloji transferi için bugüne kadar yapmaya çalıştığı her ne varsa, bence hepsi fiyasko. Devlet eliyle teknoloji transferi olmuyor. Kocaman Aselsan da, TAİ de bence bu açıdan işlevini yerine getiremiyor. Getirseydi toplam ihracat içinde ileri teknolojili ihracatın payı böyle olmazdı. Nokta.

    01052017 grafik 1.600px

    İkinci grafik ise, başka ülkelerin 1995’den 2015’e toplam ihracatları içinde ileri teknolojili ihracatın payını nasıl artırdıklarını gösteriyor. Ne görünüyor? Çin 1995 yılında yüzde 13’lerden, 2015’de yüzde 33’lere sıçrıyor. Çinliler yapıyor, Türkler bakıyor. Hadi 1990’lı yıllarda Çin sıçrarken, Türkiye uyuyor filan derdik. Bu nedir? Türkiye 2000’li yıllarda da kış uykusunu devam ettirmiş gibi duruyor bu rakamlara bakınca. Ben memleketin ortak bir zenginleşme ideali etrafında odaklanmasını engelleyen siyasi çekişmenin memlekete büyük bir fatura çıkarttığı kanaatindeyim doğrusu.

    01052017 grafik 2.600px

    Neyse geleyim konuya. 24 Nisan Pazartesi günü Resmi Gazete’de bir Bakanlar Kurulu kararı yayımlandı. Bakanlar Kurulumuzun 2017/10082 Sayılı kararı. Bu karar, Ekonomi Bakanlığımızın Proje Bazlı Destek Sistemi(PBDS)’nin ilk uygulamasına ilişkindi. Ben bir süredir PBDS çerçevesinde ortada 9 adet proje olduğunu ve konuyla ilgili ilk kararnamenin yayımlanmak üzere olduğunu duyuyordum. İşte söz konusu kararname geçen Pazartesi günü yayımlandı. Ben yapılan seçimi açıklanmaya muhtaç buldum doğrusu. Ama önce konuyu bir çerçeveye yerleştirmeye devam edeyim.

    2016 yılı pek karışık bir yıl oldu. 2015 yılında başlayan dönüşüm programlarını unuttuk. Arada hükümet değişti. Bürokrasi olduğu gibi değişti. Telefon rehberini şöyle bir değiştirdik sonunda. Sonra bir darbe teşebbüsü oldu. Derken darbeye teşebbüs eden şebekenin kamu idaresinden temizlenmesine dair adımlar atılmaya başlandı. Telefon rehberinde kapsamlı bir revizyon daha gerekti. Ama bakın arada yatırımların proje bazında desteklenmesine dair bir kanun da çıktı. Ne zaman? 2016 yılı Eylül ayında. Sonra Kasım ayında da sürecin nasıl işleyeceğine ilişkin bir ikincil düzenleme yapıldı. Bu kadar değişen arasında, ben olup bitenin olumlu olduğunu düşünüyorum doğrusu.

    Bu düzenleme ile Türkiye’nin yatırım teşvik sistemine istisnai biçimde uygulanacak bir yenilik daha eklenmiş oldu. Herkese eşit olarak uygulanan kamu desteklerine ek olarak, yapılacak yatırımın ihtiyaçlarına doğrudan cevap verecek devlet yardımları da tasarlanabilecekti. Üstelik bunlar vergi teşviklerinden, demiryolu yatırımına, arsa üretiminden arsanıza yol getirmeye her konuyu kapsayabilecekti. Gerekli koordinasyonu yapabilmek için de kararı Bakanlar Kurulu verecekti. Türkiye, teknolojik sıçrama için seçim yapmaya imkân verecek bir yasal çerçeve, bir idari mekanizma ortaya koyuyordu. Yapılacak seçim, Bakanlar Kurulu’nun müteselsil sorumluluğunda olacaktı. Başbakan ve en sonunda da Cumhurbaşkanı imza atarak seçim kararını destekleyecekti. Doğrusu ya, ben bunu ilk dinlediğimde, şeffaf bir karar alma mekanizması için güçlü bir muhasebe modeline ihtiyaç olacağını düşünmüştüm. Hedef herhalde bütün iktisadi dokümanlarda yazıldığı gibi Türkiye’nin yeni büyüme stratejisine uygun teknoloji transferini gerçekleştirmek, tüm sektörlerde verimlilik artışlarını getirecek istisnai yatırımları desteklemekti. Türkiye eskiden kalma büyük projeler kavramından, istisnai projelere doğru geçiyordu. Doğrusu ya bana pek fena gelmemişti. Ben hazırlıkları başlasın diye hala beklediğimiz 11inci Plan çalışmalarında kurulan bu mekanizmanın dibi tahkim edilir diye düşünürken, ilk Bakanlar Kurulu kararı çıktı.

    Ne oldu? Eti Bakır’ın Mardin Mazıdağı’nda yapmayı planladığı metal geri dönüşüm ve entegre gübre tesisi istisnai yatırım kapsamına alındı. Daha önce memleketimizde üretilmeyen sülfürik asit gibi basit ürünlere dayalı kimyasalların böylece üretileceği kararda yazıyor. Şimdi ben bunlara baktığımda ne görüyorum? Türkiye, bir seçim yaptı. Önceleri yapamıyor diye eleştirirdim ama şimdi bir seçim yaptı. Önce onu bir yerine koyalım. Ama doğrusu, Türkiye, açıklanmaya muhtaç, pek derinliği olmayan bir seçim yaptı. Neden? Ben amacın toplam ihracat içinde ileri teknolojili ihracatın payını artırmak olmasını beklerdim ama buradan çıka çıka orta teknolojili bir entegre gübre tesisi projesi çıktı. Türkiye, Gümrük Birliği ile birlikte zaten orta teknolojili bir sanayi ülkesi olmuştu. Derdimiz istisnai desteklerle buradan ileriye sıçramaktı. En azından ben öyle biliyordum.

    Hesap yapamayan, doğru dürüst seçim de yapamaz demiştim. Şimdi Türkiye açıklanmaya muhtaç bir seçim yaptı diye düşünüyorum doğrusu. Geçenlerde Ekonomi bakanımızın bu kez booking.com ve über.com için “siz hele bir Türkiye’ye gelmeye karar verin, biz sizi PBDS çerçevesinde adamakıllı destekleriz şaşırırsınız” dediğini okuyunca doğrusu önce ben şaşırdım. Ne yapmak istediğimize odaklanmadan, “aa, biz de PBDS var” diye buldumcuk olmuş gibi, onu da bunu da, PBDS kapsamına almanın ben yanlış olduğunu düşünüyorum doğrusu. Söylemeden geçmeyeyim.

    Teknolojik değişimin önemini anlamıyoruz gibi geliyor bana. Artık dünkü güneşte bugünkü çamaşırların kurutulabildiği, atasözlerini yeniden yorumlanın gerekli olduğu bir yeni çağdayız ve biz hala sanki “verdimse ben verdim” de kalmış gibiyiz.

    Moral bozucu.

    Bu köşe yazısı 01.05.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır