Arşiv

  • Ekim 2019 (9)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)

    Etiketler

    Kalkınmacı merkez bankacılığı

    Fatih Özatay, Dr.03 Mayıs 2017 - Okunma Sayısı: 1493

    İki hafta önce bir konferansın soru-cevap kısmında cevaplamam istenen sorulardan biri “kalkınmacı merkez bankacılığı” hakkında ne düşündüğümdü. Anlamadım ilk başta; oksimoron bir tanımlama diye düşündüm ama tam da öyle değildi. Sonuçta bir merkez bankası işini doğru yaparsa ülkenin ekonomisine olumlu yönde katkı yapardı. Ekonomiye olumlu katkı yapmak elbette “kalkınma” ile eş anlamlı değildi ama uzaktan da olsa bir bağlantı kurulabilirdi. Soruyu yöneltenden sorusunu biraz daha açmasını istediğimde, “enflasyon hedeflemesi yerine nominal GSYH hedeflemesi”ni kastettiğini belirtti.

    Kalkınma büyümeye göre çok daha geniş bir kavram; büyümeyi de içeriyor elbette ama daha pek çok unsuru da içinde barındırıyor: Temiz bir çevre, daha az bebek ölümü, herkesin eğitime ulaşabilmesi ve eğitimin kaliteli olması, daha adil bir gelir dağılımı, yoksulluğun en aza indirilmesi… Başka bir dolu unsur sayabiliriz. Dolayısıyla, kastedilen aslında “kalkınmacı” değil de “büyümeci” merkez bankası. Herhangi bir yılda gerçekleşen nominal GSYH artışının iki bileşeni var: Reel GSYH artışı (yani bir ülkenin büyüme oranı) ve enflasyon. Öyle anlaşılıyor ki “kalkınmacı merkez bankacılığı”nın en azından bu (nominal GSYH’yi hedefleyen) versiyonu bir taşla iki kuş vurmak istiyor: Hem enflasyon hem de büyüme.

    Gözden kaçan şu: İki ayrı büyüme kavramı var: Birincisi, herhangi bir yıldaki büyüme oranı. İkincisi ise bir ülkenin potansiyel büyüme oranı. Para politikası kısa dönemle ilgili; bir ülkenin potansiyel büyüme oranı, faizi ya da zorunlu karşılık oranını şu ya da bu düzeye getirerek değiştirilemez. Potansiyelinizi artırmak için “daha derin işler” gerekiyor çünkü.
    Mesela daha uzun süreli ve çok daha kaliteli eğitim. Rant peşinde koşmanın değil de araştırma ve geliştirmenin özendirilmesi mesela. Bu nedenle de tüm önemine karşın potansiyel oranını “veri” alıyor para politikası. Potansiyel veri oranı veri alınınca da uygulanan para politikası herhangi bir yıldaki büyüme oranının mümkün olduğu kadar potansiyel büyüme oranına yakınlaşmasını sağlayacak şekilde oluşturuluyor.

    Bu durumda zaten “nominal GSYH hedeflemesi”nin “kalkınma” ile pek bir ilişkisi olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar. “Pek” diyorum, çünkü girişte de belirttiğim gibi sağlıklı yürütülen herhangi bir para politikası, belirsizliği azaltıp enflasyonu ve reel faiz haddini makul bir düzeye düşürdüğü sürece potansiyel büyüme oranını artırıcı reformlara uygun bir zemin hazırlamış olur. Bu zemin kullanılır mı kullanılmaz mı o başka iş; para otoritesinin o aşamada yapacağı yok.

    Aslında “nominal GSYH hedeflemesi” para politikası literatüründe olan bir kavram ama yukarıdaki anlamda kullanılmıyor. Nasıl kullanılıyor? Şöyle: Nominal GSYH hedeflemesi, daha çok faiz haddinin çok düşük düzeyde olduğu, buna karşılık ekonominin büyümediği ülkeler için bir çare olarak düşünülüyor. Aynı dönemde enflasyon da çok düşük bir düzeyde ise, reel faiz haddi büyümeyi tetikleyecek ölçüde düşmüyor. Dolayısıyla, para politikası çaresiz kalıyor. Çıkış yollarından biri olarak nominal GSYH’nin hedeflenmesi öneriliyor.

    Şöyle işliyor: Potansiyel büyüme oranınızı ve fiyat istikrarı için ulaşılması gereken enflasyon oranını biliyorsunuz. Dolayısıyla, bu iki büyüklüğü kullanarak uzun dönem için nominal GSYH büyüme oranını belirlemek kolay. Buna ‘uzun dönem nominal GSYH büyüme oranı’ diyeyim. Birkaç yıllığına daha yüksek bir nominal GSYH büyümesi hedefi açıklıyorsunuz. Para politikanızı bu daha yüksek hedefe uygun olarak gevşetiyorsunuz. Böylelikle bir yandan enflasyonun kontrollü biçimde yükselerek reel faizin düşmesini umuyor diğer yandan da kredi arzının ve varlık fiyatlarının artmasını sağlamak istiyorsunuz. Böylelikle bir süre sonra reel büyümenin yükselmesini bekliyor bu tür bir hedefleme rejimini savunanlar.

    Ağır basan görüş bu tür bir rejimin uygulamaya kalkılması halinde önemli sorunlarla karşılaşılacağı yönünde. Birincisi, GSYH verileri oldukça gecikmeli yayınlanıyor. Mesela, Türkiye’de 2017’nin mayıs ayındayız, oysa henüz yılın ilk çeyreğine ilişkin GSYH verilerini bilmiyoruz. Oysa bu tür bir gecikme enflasyon verileri için söz konusu değil. İkincisi, açıklanan GSYH verileri bir süre sonra güncelleniyor. Güncellemenin önemli ölçülere vardığı dönemler olabiliyor. Enflasyon verileri için böyle bir güncelleme yok oysa. Üçüncüsü, geniş halk kitleleri pazara gittiklerinde enflasyon hakkında bir fikir edinebiliyorlar. Oysa nominal GSYH onlar için kolay anlaşılabilir bir büyüklük değil. Bu sorunların nominal GSYH hedeflemesi açısından çok önemli oldukları açık.

    Bu köşe yazısı 03.05.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.