Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    13 yıl sonra Endonezya Almanya’dan daha güçlü olacakmış

    Fatih Özatay, Dr.24 Mayıs 2017 - Okunma Sayısı: 2097

    Gazetenin internet sitesindeki haber “işte dünyanın en güçlü ekonomileri” başlığı altında şöyle: “Dünya ekonomisine yön verecek ülkeler belirlendi. Price Waterhouse Coopers 2030 yılında dünyadaki en güçlü ekonomilerin hangileri olacağına dair tahminlerini yayınladı”. Otuz ülkenin sıralaması ve bu sıralamanın dayanağı olan 2030 yılı için “satın alma gücü paritesi” ile ölçülen tahmini milli gelirler var. Buna göre, on üç yıl sonra Rusya altıncı olarak yedinci olan Almanya’yı geride bırakıyor. Her ikisi beşinci olan Endonezya’nın arkasında. Tayland, Pakistan ve Filipinler otuzuncu sıradaki Hollanda’nın çok önünde yer alıyorlar. Çin birinci, ABD ikinci, Türkiye ise on ikinci sırada.

    Sıralama ile bir sorunum yok. Sonuçta bir tahmin ve bu tahmin bir modele dayanıyor. Dolayısıyla belli bir hata payı taşıyor; o hata payı çerçevesinde o beşinci değil de bu beşinci olabilir. Bu kurumun kullandığı yöntem çerçevesinde milli gelir büyüklüklerine göre sıralama böyle çıkıyor. Sorunum, haberin başlığı ile ve derslerde öğrencilere vermekten zevk aldığım yanlış algılama örneklerinden biri ile ilgili. Şu: Bir ülkenin milli gelirinin büyüklüğü ile ekonomik olarak gücü arasında pek bir ilişki yok. Zaten sıralama, ekonomik güç sıralaması olsaydı, kendi başına bir garip olacak ve aralarında bir ilişki olduğuna dair güveni zayıflatacaktı. Pakistan Hollanda’nın, Filipinler de Almanya’nın önünde! Hem de on üç yıl sonra.

    Bir ülkenin ekonomik gücü asıl olarak verimlilik düzeyine (mesela çalışılan saat başına yaratılan katma değere), teknoloji yaratma ve onu hayata geçirme kapasitesine, işgücünün eğitim düzeyine, sermaye stokuna, kurumsal yapısının ne ölçüde yaratıcılığı teşvik ettiğine ve kural hakimiyetini sağladığına, o kuralların ne ölçüde gelişmeye yol açtığına ve benzeri unsurlara bağlı. Bu unsurlar ne kadar güçlü ise o ülkenin kişi başına milli geliri de o kadar yüksek oluyor.

    Dikkat: Tek başına milli gelirin yüksek olmasından söz etmiyorum; kişi başına milli gelirin yüksekliğinden söz ediyorum. İki ülke düşünün: İlkinde 100 kişi, ikincisinde 1000 kişi yaşasın. İlkinin milli geliri 500 lira, ikincisinin ise 1000 lira olsun. Salt milli gelirin büyüklüğüne bakacak olsaydık ikinci ülke ilkine göre iki katı daha fazla gelire sahip olduğu için ekonomik açından çok daha güçlü olacaktı. Oysa kişi başına milli gelir ilkinde 5 lira, ikincisinde sadece 1 lira!

    Kaldı ki kişi başına gelir de eksik bir ekonomik güç göstergesi. Birkaç on yıl sonra tükenecek petrol ya da doğalgaz zenginliğinden kaynaklanıyorsa, onun da bir anlamı yok. Zira yukarıda ekonomik gücü temsil eden özelikler için verdiğim örneklere sahip olmadan, tarih için kısa sayılabilecek bir süreliğine (geçici olarak) zengin olabiliyorsunuz ama ekonomik güç olamıyorsunuz.

    Ayrıca: Daha önce bu köşede birkaç kez yazdım: Kişi başına gelir düzeyi nasıl dağılıyor? Birkaç kişinin elinde mi, yoksa adil sayılabilecek bir gelir dağılımı var mı? Çevreyi berbat ederek mi yoksa çevreyi koruyarak mı elde ediliyor o kişi başına gelir? Daha genel olarak o ülkede yaşayan insanlar kendilerini mutlu hissediyorlar mı?

    Kıssadan hisse şu: İstatistikleri kullanırken ya da kullananlar o istatistiklere dayanarak bazı sonuçlar çıkarıp size aktardıklarında çok dikkat etmek gerekiyor. Saçma sapan yerlere; mesela, Endonezya’nın on üç yıl sona Almanya’dan daha güçlü bir ekonomi olacağı sonucuna inanıverir insan yoksa. Buradan Türkiye için de çıkarılacak ders var: Bilmem kaçıncı büyük ekonomi olmakla övünmenin içi boş; bunları geride bırakmak gerekiyor artık.

    Bu köşe yazısı 24.05.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır