Arşiv

  • Mart 2019 (7)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)

    Etiketler

    Venezuela, Arjantin gibi olur mu?

    Güven Sak, Dr.14 Ağustos 2017 - Okunma Sayısı: 1666

    Bolivarcı sosyalizm, Venezuela’da 18 yıldır iktidarda. Chavez, ilk kez 1999 yılında Başkan olmuştu. Oradan hesaplayın. Chavez alem adamdı şimdi. Aynı şeyi, 2013 yılında Chavez’in ölümü ile yerini alan Maduro için söyleyebilmek o kadar da kolay değil sanki. Neden?

    Venezuela petrol üreten bir ülke. Petrol üreten ülkeler listesinde ilk 10’da yer alıyor. Ayrıca ihracatının neredeyse yüzde 90’ı da petrol kaynaklı. Bu ne demek? Kamu bütçesinin finansmanı da kahir ekseriyetle aynı kaynaktan yapılıyor demek elbette. 1999 yılında Chavez iktidara geldiğinde, petrol fiyatları varil başına 30 dolar civarındaydı. 2013 yılında Chavez öldüğünde petrol fiyatı 100 dolar civarındaydı. 2015 yılında Maduro parlamentoda çoğunluğunu kaybettiğinde petrol fiyatı 50 doların altına inmişti. Zaten ipler o parlamento seçimlerinden sonra koptu. Maduro, yeni meclis göreve başlamadan yaptığı değişikliklerle, meclisi devre dışı bıraktı. Siyasi kriz derinleşti. Üstüne bir de yeni anayasayı yazmak için, seçimleri bizim 1946 seçimleri gibi şaibeli olan bir Kurucu Meclis topladı. Kriz daha da derinleşti.

    Chavez ülkesinde kimsesizlerin kimsesi oldu. Millet onu çok sevdi. Elinde bir imkan vardı. Petrol fiyatları yüksek kaldığı sürece hareket alanı genişti. Petrol fiyatlarının düşüşü Maduro’nun dönemine rastladı. Düşen bütçe gelirleri Maduro’nun hareket kabiliyetini azalttı mı? Hayır. Maduro, borç almaya başladı. Aynı programlar, PDVSA’nın (Petróleos de Venezuela, S.A.) 2022, 2036 vadeli tahvil ihraçları ile en son finanse edilmeye başlandı. Ama boşuna “borç yiyen kesesinden yer” dememişler sonuçta.

    Son 18 yılda, “Akarken bir kenara biriktirelim, ileride zor günlerde kullanırız.” diye kenara bir kaynak ayrılmadığı, bir Venezuala Varlık Fonu oluşturulmadığı için, Venezuela, Maduro döneminde hızla borçlandı. Petrol üreticisi bir ülkenin dış borç stoku iki kanaldan hızla arttı. Hem Venezuala’nın bir ülke olarak dış borç stoku arttı. Hem de Venezuela’nın petrol üretim şirketi PDVSA’nın borç stoku yükseldi. Son dönemde petrol şirketi vasıtasıyla borçlanma daha hızlı arttı. En son bu yılın Mayıs ayında Goldman Sachs PDVSA’nın 2022 vadeli 3 milyar dolarlık tahvilini derin bir iskonto ile aldı. Bu arada, geçen hafta, İsviçre menşeli Credit Suisse artık Venezuela tahvillerini almayacağını, bu tahviller üzerinden işlem yapmayacağını duyurdu. Maduro rejimine destek olmak istemiyordu. Bakın bu ilk oldu.

    Ortada şimdiye kadar ilginç bir paradoks vardı doğrusu. Bir yandan, Venezuela’nın petrol kaynaklı bütçe geliri akımının neredeyse üçte ikisinin kaynağı Amerika Birleşik Devletleri idi. Ama Venezuela liderliği iş konuşmaya gelince en çok Amerika’ya çakıyordu. Yıllık petrol kaynaklı gelir akımı 16 milyar dolar civarında, bunun 10 milyarı Amerika’dan nakit olarak geliyor. Nakit girişi sağlayan bir de Hindistan var. Kalanından nakit para gelmiyor. Venezuela hükümeti Çin ve Rusya’dan yaklaşık 50 milyar dolar kredi almış zamanında, şimdi onu petrol vererek mal mukabili ödüyor. Bilenler bunun ülkenin petrol üretiminin yüzde 40’ına denk geldiğini söylüyorlar.

    Öte yandan, Venezuela tahvillerinin ihracını, alım satımını emperyalizmin bankaları yapıyor. Yeni gelişen piyasalar tahvil endeksinin (EMBI+) tutar olarak yüzde 5’i ama getirisinin ise yüzde 40’ı Venezuela kaynaklı. Uluslararası fon yöneticileri her gün Venezuela borçlarını ödeyebilir mi diye bir nevi bahse tutuşuyor ve bu işten para kazanıyorlar. Venezuela hükümeti ne yapıyor? Azalan yabancı para gelir akımı ile ülkenin mal ithalatını finanse etmek yerine, tahvil geri ödemelerini yapıp yeniden borç alıyor. Çocukların süt parasını ödemiyor ithalat için yabancı para aradığınızda, yabancı parayı tahvil geri ödemelerine veriyor ki yeniden borç alsın. Neden?

    Sonuç:  Artan enflasyon, değer kaybeden yerli para, azalan ücretler, azalan petrol dışı vergi gelirleri. 2012’den 2017’ye asgari ücret ile günlük olarak 52,854 kalori satın alabilmek mümkünken, bugün bu tutar 7,005 kaloriye kadar gerilemiş. Ne demek? Neredeyse yüzde 87’lik bir gerileme demek.  Kötü yani. Bolivarcı sosyalizm için özellikle kötü.

    Peki, Venezuela Arjantin gibi olur mu? Arjantin sorunlu iken borç stoku 100 milyar dolar civarındaydı. Şimdi Venezuela’nınki 185 milyar dolar civarında. Yüksek bir borç stokunuz varsa ve onu döndürmekte zorlanıyorsanız ne yaparsanız? Borcunuz yerli para cinsinden ise işiniz göreli olarak kolay. Basarsınız parayı, yaparsınız ödemeyi. Enflasyon artar. Size borç verenlerin alım gücü azalır. Sizin de borç stokunuz ufalır. Bu durumda, borç verenler yerli ise ülkenin yeniden toparlanması zor olur. Negatif servet etkisi toparlanmayı geciktirir. Alacaklılarınız yabancı ise hiç umurunuzda olmaz. Onlar düşünsün.

    Ama borçlarınız yerli para cinsinden değil de, yabancı para cinsinden ise öyle ülke içinde para basıp borcunuzu geri ödeyemezsiniz. Ne yaparsınız? Borcunuzu ödemezsiniz. Nitekim Arjantin’in 2001 yılında yaptığı tam da buydu. Borç stokunuz yerlilerin elindeyse, toparlanma süreci bundan olumsuz etkilenir. Yok, alacaklılar yabancıysa problem daha çok onların problemi olur. Borçlanmakta bir süre zorlanırsınız.

    Hatırlayın sonra Arjantin 2005 yılında alacaklıların yaklaşık yüzde 70’i ile anlaşıp eski borcunu yeniden yapılandırmış ve piyasalara geri dönmüştü. Ama anlaşmaya yanaşmayan alacaklılar 2014-2015’te Arjantin’in kendileri ile anlaşmadan, anlaştığı alacaklılara da ödeme yapamayacağına ilişkin bir Amerikan mahkemesi kararı ile Arjantin’i birkaç kez ödeme güçlüğü içine sokmuşlardı. Arjantin, parası olduğu halde, geri ödemeleri yapamamıştı. Sonra G20’de bu tür manasızlıkları ve gereksiz piyasa spekülasyonlarını önlemek için kamusal bir borç yeniden yapılandırma sistemi kurulması önerisi çıkmıştı 2015’te, Türkiye’nin dönem başkanlığı sırasında.

    Şimdi Venezuela Arjantin gibi olur mu? Bir kere, Venezuela söz konusu olduğunda borcun önemli kısmı Venezuela petrol şirketi PDVSA’nın borcu, Venezuela hükümetinin borcu değil. Venezuela hükümetinin tahvil anlaşmaları içinde, Arjantin’den farklı olarak, bir toplu eylem kaydı (collective action clause) var. Eğer geri ödememe durumunda, hükümet, tahvil sahiplerinin yüzde 75’i ile anlaşırsa, kalanları ile de anlaşmış sayılacak. Kimse Arjantin örneğindeki gibi akbabalık yapamayacak, işleri  zorlaştıramayacak.

    İkincisi, PDVSA’nın borçları herhangi bir şirketin borçları hükmünde. Üstelik PDVSA’nın petrol üretimi ve buradan kaynaklanan gelirleri var. Şirket yarın geri ödemesini yapamasa bile, herhangi bir Amerikan mahkemesine başvurup paranızı PDVSA’ya Amerika’dan yapılacak ödemelerden tahsil edebilirsiniz. Yıllık yaklaşık 10 milyar dolarlık  bir gelir akımı demek bu sonuçta. Venezuela hükümetinin çocukların süt parası yerine tahvil geri ödemelerine kaynak ayırmasının hikmeti de sanırım burada.

    Bolivarcı sosyalizm yaşamını kapitalizmin kar hırsı ile idame ettiriyor sonuçta.

    İşte, Credit Suisse’in “Biz artık bu işte yokuz!” açıklaması bir yandan bir nevi  “impact investment” ( etkili/ahlaklı yatırım) kararı gibi. Son dönemde, kar hırsının bir sınırı olduğuna kanaat getiren, dünyayı değiştirmeyi hedefleyen bir yatırımcı türü ortaya çıktı. İnsanlar/kurumlar sigara üreten şirketlere kaynak aktarmıyor, silah satan şirketlerden uzak duruyorlar. Aynı onun gibi önümüzdeki dönemde, bir de, “Biz kendi milletini açlığa mahkum eden, beceriksiz bir rejime kaynak aktarmak istemiyoruz.” mu diyecekler? Peki, bu nereye kadar gidecek? Göreceğiz.

    Peki, kısa vadede, Venezuela tahvilleri gözden düşer ve portföylerden düşerse, bunun Türkiye üzerine etkisi nasıl olur? EMBI+ içinde getiriyi yükselten ve dikkatleri çeken Venezuela olmazsa, bu Türkiye için kısa vadede, iyi olabilir gibi geliyor bana doğrusu.

    Venezuela ile kıyaslayınca, Türkiye’nin durumu acayip muhkem duruyor.

    Bu köşe yazısı 14.08.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.