Arşiv

  • Haziran 2020 (4)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    İdlib, denize çıkmak ve analiz sorunu -1-

    Nihat Ali Özcan, Dr.17 Ekim 2017 - Okunma Sayısı: 1039

    Geçen hafta Özel Kuvvetler, zırhlı, topçu ve komando birliklerinden oluşan unsurlar Suriye sınırına intikal ettiler. Bazıları “Gerginliği Azaltma Bölgesi” oluşturmak için İdlib’e girdi. Önümüzdeki günlerde diğer birlikler de peyderpey girecekler.

    Güvenlik ortamının belirsizliği, İdlib’in iç çeperlerinde görev yapacak birliklerin yanı sıra takviye birliklerin de sınırda yığınak yapmasını gerektiriyor. Tehdidin ölçeği, görevin karakteri, coğrafya, cepteki nüfus yoğunluğu dikkate alındığında, görevin uzun zaman alacağını, kuvvetin ise hatırı sayılır ölçekte olması gerektiğini söylemek abartı olmaz.

    Açıklamalara göre, İdlib harekâtının birden fazla politik amacı var. Biri de, PKK/PYD’nin Akdeniz’e ulaşarak bir terör koridoru kurmasına mani olmak. Buna göre, PKK/PYD’nin mevcut koşullarda batıya ilerleyerek denize çıkmasına ramak kalmış durumda. Gerçekten de çeşitli renklerde boyanmış orta ölçekte bir Suriye haritasına, sosyal medyaya, söylemlere, arzulara, hırslara bakınca bunun mümkün olduğunu düşünebiliriz.

    Oysa Ortadoğu’da olup bitenler, mevcut veriler soğukkanlı olarak ele alındığında söz konusu analize dair kuşkular artıyor. Hatalı analizlerin, hatalı kararlar alınmasına neden olacağı, Türkiye’yi yanlış hedeflere sevk edeceği, kaynaklarını ve kuvvetlerini hatalı kullandırabileceğini göz ardı etmemek gerekiyor.

    PKK terör örgütü, İran, Irak, Suriye ve Türkiye’yi bir bütün olarak okur. Bununla birlikte her zaman stratejik önceliğini Türkiye’ye vermiştir. Ancak, Irak’ın işgali ya da Arap Baharı gibi yeni gelişmeler, yeni fırsatlar ortaya çıkardığında örgüt sıklet merkezini hızla ve geçici olarak değiştirir.

    Bugün sadece PKK için değil, tüm aktörler için çok daha karmaşık ve belirsiz bir tablo olduğunu söyleyebiliriz. Bu çerçevede, İdlib operasyonunun ardından cevabı aranan soru şu: PKK, önümüzdeki aylarda sıklet merkezini “Akdeniz’e açılmak”, terör koridoru inşa etmek için Afrin ve İdlib’e kaydırır mı? Yoksa, bu ihtimali devreden çıkartacak önemli bölgesel gelişmeler, işleyen askeri süreçler, sponsor istekler, rekabetler ve Türkiye’nin iç politik koşullarında değişim mi söz konusu? Benzer sorular ve cevaplar TSK’nın İdlib’e görevlendirilmesi için alınan kararın yerinde olup olmadığını mercek altına almamızı sağlayabilir.

    Sanırım, PKK terör örgütünün askeri konseyi de bugünlerde sıklet merkezinin neresi olması gerektiği üzerinde çalışıyordur. Askeri kapasitesini, ittifaklarını, fırsat alanlarını ve önceliklerini sentezleyerek gerçekçi hedef/hedefler belirlemeye bir denge tutturmaya uğraşıyor olmalı. PKK geniş bir coğrafyada faaliyet gösteriyor. Risklerin ve fırsatların yarıştığı Suriye, Irak, Türkiye ve İran’dan, rekabet halindeki ABD ve Rusya’dan söz ediyoruz. Bu tabloyu, PKK açısından yerel özellikler, ittifak ilişkileri, siyasi/askeri hedefler ve kapasite bağlamında bütüncül olarak ele almak, İdlib konusunu doğru yere konumlandırmamızı sağlayabilir.

    Bu köşe yazısı 17.10.2017 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: Suriye, Ortadoğu, PKK,
    Yazdır