Arşiv

  • Ağustos 2020 (4)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    Türkiye teknolojinin en çok konuşulduğu ülkelerden biri oldu ama JLABS Çin’i seçti

    Selin Arslanhan Memiş08 Aralık 2017 - Okunma Sayısı: 3507

    Geçtiğimiz hafta dünyanın en büyük startup etkinliklerinden olan Slush’ta, Avrupa’da teknolojinin durumunu karşılaştırmalı değerlendiren bir rapor açıklandı. Çalışmada incelenen alt başlıklardan biri, ülkelerdeki teknoloji buluşmalarının yoğunluğu. Burada neye bakıyorlar? Teknoloji konuşmak üzere bir araya gelen toplulukların sayısına, aktif katılımcılara, teknoloji buluşmalarının sıklığına. Resmi toplantılardan bahsetmiyoruz aslına bakarsanız. Mesai saatleri sonrasında da gerçekleşen, çoğunluğu teknoloji startupları etrafında organize edilen, startuplar dışında şirketlerden, üniversitelerden katılımın olduğu, bağlantı kurmayı, bilgi ve tecrübe paylaşımını amaçlayan buluşmalardan bahsediyoruz. Belirli bir tema, belirli bir teknoloji etrafında ya da genel içerikli teknoloji buluşmalarından.

    Ülkeleri bu teknoloji buluşmalarındaki aktif katılımcı sayısına göre sıraladıklarında Türkiye, Avrupa’da 9. sırada. Yıllık ortalama kaç kez teknoloji buluşması yapıldığına bakınca da benzer bir yerdeyiz. Türkiye’de teknoloji buluşmalarına aktif katılanların sayısı yaklaşık 22 bin. Bunların yüzde 70’i İstanbul’da, kalanı başta İzmir ve Ankara olmak üzere farklı şehirlerimizde. İstanbul, teknoloji buluşmalarında Avrupa’da ilk 10 şehir arasına giriyor. Aynı zamanda İstanbul, Avrupa’da son üç yılda teknoloji buluşmalarının en fazla arttığı şehir.

    Teknoloji konuşmak üzere buluşmamız, bağlantı kurmamız, Türkiye’de belki de olan en iyi şeylerden biri. Ben her katıldığım buluşmadan büyük keyif alıyorum. Hatta teknoloji startupları ile buluşmanın, gelecek için umudumu artıran Türkiye’de neredeyse tek yer olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hep dediğim gibi teknoloji startupları, Türkiye’nin dönüşümü için yegane fırsat. Ekonomik dönüşümü için de, toplumsal dönüşümü için de...

    Konuşmak iyi güzel de, bu buluşmalardaki gündem ülkenin her tarafına, ekosistemin her aktörüne yayılmış mutabakata dönüşmeden, kurulan bağlantılardan yaratılan değer büyütülmeden sürdürülebilir olur mu? Ya da ne kadar hızlı olur? Türkiye, konuşmadaki performansını, startup yatırımları, exit (çıkış) sayıları ve şirketlerin ilgisi söz konusu olduğunda maalesef gösteremiyor. Yeniyiz, gelişiyoruz gibi birçok şey söyleyebiliriz ama durum bu. Benzer ülkelerin aynı sürelerde kat ettikleri mesafeler de ortada. Yapılan teknoloji yatırımlarına göre ülkeler sıralandığında, Türkiye en sonda. Global şirketlerin startuplarla ilgilendiği, yatırım yaptığı ülkeler arasında Türkiye yer almıyor. Exit sayıları söz konusu olduğunda ilk 40 ülke arasında Türkiye yine yok.

    Oysa, teknoloji startuplarının ekonomik değerini artırabilmenin en önemli kanallarından biri, şirketler ve onların kurduğu fonlar. Büyük şirketler, teknoloji startuplarının projelerini, patentlerini, ürünlerini kullanmak üzere yani inovasyon portföylerine erişmek üzere, startuplarla farklı tip anlaşmalar yapıyor ya da startupların kendilerini satın alıyor. Bu model, aynı zamanda projelerini ya da ürünlerini belirli bir aşamaya getirdikten sonra pazara giriş için gereken koşulları sağlayacak gücü olmayan start-upların exit stratejilerinin en önemlilerinden birini oluşturuyor. 21.yüzyılda inovasyona startuplar aracılığıyla erişmeye çalışan büyük şirketler, kurumsal girişim sermayesi fonları ve inkübasyon merkezleri kuruyorlar. Bunlardan birinin daha açılışı, geçtiğimiz günlerde Çin’de yapıldı. Dünyanın en büyük ilaç şirketlerinden J&J, biyoteknoloji startupları için inkübatörünü (JLABS), ABD ve Kanada’dan sonra Çin’de açmayı tercih etti. Geçtiğimiz aylarda, daha da yakınımızda, Birleşik Arap Emirlikleri, ekonomik dönüşümün odağına teknoloji startuplarını yerleştirdi ve IBM, Pfizer gibi farklı sektörlerden 11 global şirketle birlikte bir inkübasyon merkezi kurdu.

    Peki biz? Şirketlerin Türkiye ekonomisinin dönüşümünde alacağı rolü eski yüzyılın modelleriyle tanımlayıp uygulamakta ısrarcı olduğumuz sürece, önümüzde duran fırsatı kullanabilmemiz mümkün değil. Konuşmaktan yapmaya geçmek için, şirketlerden beklentilerimizi 21.yüzyılın araçlarıyla yeniden tanımlamamız gerekiyor. Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olan yeni büyüme stratejisi kapsamında, şirketlere yönelik teşvik mekanizmalarını bu gözle bir daha değerlendirmek önemli gibi duruyor. Sayıları giderek artan teknoloji buluşmalarımızdaki gelecek telaşının, Türkiye’nin kurumlarına ve şirketlerine yayılması gerekiyor.

    Bu köşe yazısı 08.12.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır