Arşiv

  • Ağustos 2020 (6)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    Afrin’e dair -2-

    Nihat Ali Özcan, Dr.19 Ocak 2018 - Okunma Sayısı: 1510

    TSK, Afrin için askeri yığınağı sürdürüyor. Ara sıra PKK/PYD mevzileri topçu ateşiyle vuruluyor. Çarşamba günü yapılan MGK toplantısında harekât için tavsiye kararı alındı. Hükümet kararı hayata geçireceğini belirtti. İç kamuoyunun harekât beklentisi artarken, ilginç biçimde endişe, panik ya da coşku gözlemlenmiyor. Dış kamuoyunda ise meraklı bir bekleyiş sürüyor.

    Anlaşılan arazi, hava durumu ve politik/psikolojik koşullar oluştuğunda hedefin karakterine uygun bir harekâta tanıklık edeceğiz. Türkiye, PKK’nın Suriye’de aldığı mesafeyi, milli güvenliği açısından bir beka sorunu olarak görüyor.

    Söz konusu tabloda Rusya tali rolde iken, ABD asıl rolü üstlenmiş durumda. Türkiye, Afrin’i dolaylı stratejisinin başlangıç hedefi olarak seçmiş görünüyor. Afrin’le başlayacak politik, askeri sürecin, Türkiye’nin eline etkili bir manivela vereceği, ABD’yi politikalarını gözden geçirmeye zorlayacağı düşünülüyor.

    Bu süreçte ABD’li askeri ve siyasi yetkililerden karışık sinyaller de gelmeye devam ediyor. Listede, “Türkiye’nin kaygılarının çok iyi anlaşıldığını” belirten teselli babından açıklamalar var. Yine “Afrin bizim sorumluluğumuzda değil” ifadesi göze çarpıyor. Son olarak, “sınır muhafızları, düzenli bir ordu” kurulmayacağını ilan eden ifadeler gündemdeki yerini alıyor. Ancak, açıklamalar politik hedefler ve stratejilerdeki değişim yerine, tali konulara odaklanmış teselli sözcükleri olarak sıralanıyor.

    Öte yandan, politik düzeyde “oyun değiştirici” açıklamalara da rastlamak mümkün. Önceleri, ABD’nin Suriye’deki varlığı ve faaliyetleri DAEŞ’le açıklanırken, bugün söz konusu “tehdidin” tali hale geldiğini görüyoruz. ABD Dışişleri Bakanı Tillerson, Suriye’de inşa ettikleri/edecekleri siyasi, askeri mimariyi doğrudan İran ile ilişkilendirdi. Böylece ülkesinin Suriye’de var olma nedeninin boyutunun, karakterinin, kalış süresinin ve ölçeğinin değiştiğini ilan etmiş oldu. Artık ABD, İran’ın, Irak, Suriye hattı ile Lübnan’a uzanan kolunu kesmeyi, İsrail’in güvenliğini sağlamayı öncelikli hedefi olarak görüyor. Bu hedefin ilanı ABD’nin ittifaklarını, araçlarını ve hamlelerini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

    ABD’nin İran stratejisinde, “sadık ve işlevsel paydaşı PKK’ya” özel bir önem atfedildiği anlaşılıyor. Bu çerçevede PKK’nın Suriye, Irak, İran ve Türkiye’de rolünü oynaması öncelikle siyasi ve askeri alanda güçlenmesine, göreceli bir otonomi elde etmesine bağlı.

    ABD, İran’ı doğrudan hedef tahtasına koyarken, Türkiye’yi de “meşguliyetle tedaviye” devam edecektir. ABD, politik hedefleri, stratejileri, araçları, olası sonuçlarını tartışmak yerine, askeri, siyasi mimarisini inşa ettiği yeni yapıların “isimlerini” tartışmaya açmayı yeğleyecektir.

    ABD’nin bölgeyle ilgili hedeflerini başarıp, başaramayacağı Türkiye için çok anlamlı değil. Çünkü her iki durumda da bölge bitmez tükenmez, öngörülemez bir kaosa sürüklenecektir. İstikrarlı ve toprak bütünlüğünü koruyan bir Suriye her yönüyle Türkiye’nin çıkarınadır. Hedefe bunu koyarak, ittifakları, araçları gözden geçirmenin vakti gelmiştir. Resimde Esad olsa bile...

    Bu köşe yazısı 19.01.2018 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: Suriye, TSK,
    Yazdır