Arşiv

  • Haziran 2020 (4)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    ‘Zeytin Dalı’ harekâtının siyasi yansımaları

    Nihat Ali Özcan, Dr.23 Ocak 2018 - Okunma Sayısı: 1466

    Türkiye, “Zeytin Dalı” operasyonunu başlattı. Başbakan Yıldırım, fiziki hedefin Türkiye sınırının otuz kilometre güneyinden geçen bir hat olduğunu açıkladı. Hibrit karakter ve zorlu arazi koşulları işi zorlaştırsa da TSK bu harekâtı başarıyla tamamlayacaktır.

    Harekât öncesi Batılılar en çok şunları merak ediyorlardı: “Rusya bu operasyona yeşil ışık yakar mı?”, TSK’nın böyle bir operasyonu icra etme kapasitesi var mı?” Son olarak, “PKK terör örgütü, destekçilerini mobilize edebilir mi?” Şunu ifade etmeliyim ki soruların arkasında “kibir, küçümseme ve inanmama halleri” yok değildi. Bu gün bu soruların cevabını alırken, yeni sorular ardı ardına gelmeye başladı. Bu defa siyasi, diplomatik alanda, özellikle de Türkiye-ABD ve Türkiye-Rusya ilişkilerinin geleceği çerçevesinde.

    ABD’nin Milli Güvenlik Strateji belgesi çerçevesinde hazırladığı yeni “Milli Savunma Strateji Belgesi” güvenlik sorunları sıralamasında “radikal cihatçı terörizmi” ikinci sıraya indirdi. Buna karşılık, mevcut küresel düzene itiraz eden, ABD’ye meydan okuyan Rusya ve Çin ilk sıraya yerleştirildi.

    Haliyle ABD, Rusya ile Doğu Avrupa, Akdeniz ve Ortadoğu’da rekabet halinde. Bu manada Suriye, rekabetinin ön cephelerinden birini oluşturuyor. Cephenin geleceğini belirleyecek olan ise seçilen müttefikler, kopan ya da güçlenen ilişkiler, tutarlılık, güvenirlilik ve doğru stratejiler olacak.

    Bu açıdan ABD-Türkiye ilişkilerinin kötü bir sınav verdiğini, buna karşılık Rusya’nın ciddi bir mesafe aldığını söyleyebiliriz. ABD, PKK/PYD ile iş birliğinin operasyonel düzeydeki askeri çıktılarına “tav” olurken, bu yaklaşımının nasıl bir politik sonuç vereceğini göz ardı etmekte ısrarlı. Oysa bu miyopik bakış, Türk-Amerikan ilişkilerinin karakterini politik düzeyde değiştirirken, Rusya’ya avantaj sağlıyor.  

    ABD yönetiminin dağınıklığına karşın Rusya, bölgeyi bir bütün olarak ele almakta, aktörleri doğru konumlandırmakta ve neyin taktik, neyin stratejik olduğunu ayırt edebilmektedir. Örneğin, Rusya, terör örgütlerinin sağlayacağı faydanın kısa metrajlı ve taktiksel olduğunu biliyor. Hami devletlerle örgütlerin ilişkilerinde ideolojiye, popülizme ve romantizme yer olmadığının da farkında. Hele geçmişin hatırlarına, “sosyalizme” ihanet ederek ABD “emperyalizmine” sığınanları ise asla affetmiyor.      

    Afrin’e “yeşil ışık” yakan Rusya, Türkiye-ABD ve PKK-ABD ilişkilerinin zehirlenmesini büyük bir keyifle izliyor olmalı. Sınırlı “yeşil ışıkla” bile Türk halkının kalbini ve beynini kazanmaya devam ediyor. Şimdi tek isteği, mümkünse, Türk ve ABD askerlerinin kısa süreli de olsa sıcak bir çatışmaya girmesi olmalı.

    ABD ise sarsak uygulamalarıyla sonuç alması mümkün olmayan bir yola girdi. Öyle ki tüm arka çıkmalarına, askeri yardımlarına rağmen Murat Karayılan bile mutsuz. ABD “Zeytin Dalı” harekâtına sesiz kalınca, Karayılan ABD ile ilişkilerin gözden geçirilmesi gerektiğini söylemeye başladı. Yaşadıklarımız bize bölgede dengelerin oynaklığını, kimsenin aptal olmadığını ve hayatın sürprizlerle dolu olduğunu gösteriyor.

    Bu köşe yazısı 23.01.2018 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: Suriye, TSK, PYD, PKK,
    Yazdır