Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Yabancı sermayenin payı İngiltere’de de artıyor

    Güven Sak, Dr.03 Temmuz 2007 - Okunma Sayısı: 1812


    Haber, geçen hafta İngiliz gazetesi Financial Times'taydı. Bilmem gördünüz mü? İngiliz hazinesinin yaptığı bir çalışmaya göre, İngiliz şirketlerinde yabancı sermayenin payı yüzde 50'yi bulmuştu. Haberin içinde yazmıyordu ama İngiltere'deki hazinenin, Haziran 2007 tarihli "Yabancı Şirketlerin Faaliyetlerinin Vergilendirilmesi" başlıklı çalışmasında verilen rakam esasen hisse senedi borsasına kote olan şirketlere ilişkin bir rakamdı. 1980'lerin başında, borsada işlem gören hisse senetlerinin yüzde 30'u yabancıların elindeyken, şimdilerde bu oran yüzde 50'lere yükselmişti. Aynı oran bizde, bugünlerde yüzde 70'lere ulaşıyor. Arada bir azalsa da, tıpkı bu aralar olduğu gibi, anormal iyimser dönemlerde yine yukarı doğru çıkmaya başlıyor. Biz şimdilerde ekonomimizde yabancı payı artıyor korkusu içinde duruyoruz. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda (İMKB) artan yabancı payına, bankalarımızda artan yabancı payına kuşku ile bakıyoruz. Acaba haklı mıyız? Gelin bu aralar, Financial Times'taki haber vesilesiyle bu konuya bir bakalım.

    Bize kalırsa bu haberden acele iki sonuç çıkar. Birincisi, Türkiye'de nasıl yabancı sermaye varsa, İngiltere'de de yabancı sermaye var. Türkiye'de hisse senedi borsasında nasıl yabancıların ağırlıkta olduğu bir ticaret ortamı varsa, orada da öyle bir durum söz konusu. Küreselleşme sürecinde içinde bulunduğumuz aşamada işlerin böyle yapıldığını görmekte ve kabullenmekte fayda var. "Burası bir tek bana ait" yaklaşımı artık yok. Şirketlerin giderek daha fazla birbirine karıştığı, global değer zincirine bağlandığı, şirket sahipliğinin çokuluslulaştığı bir yeni ortamdayız ve yeni iş ortamının temel özelliği burada. Artık "ulusal" politika izlemek demek giderek beğendiğin değer zincirini beğendiğin noktasından kendi ülkenden geçirmek anlamına geliyor. Bu ilk nokta.

    Gelelim ikinci meseleye. Peki, borsada işlem gören şirketlere ait hisse senetlerinin yarısının ya da yarısından daha fazlasının, o ülkede yerleşik olmayan manasında, yabancıların eline geçmiş olması, o ülkenin şirketlerinin artık yabancılar tarafından kontrol edildiği anlamına mı gelir? Öyle olsaydı, bu işler o kadar da kolay olmazdı. Bir ülkede, hisse senedi borsasında işlem gören hisse senetlerinin yarısının yabancıların elinde olması, o ülkenin mal varlığının yabancıların elinde olduğu anlamına gelmez.

    Öncelikle, şirketlerin ortalama hisse senedi sahipliği bu amaç için  pek de anlamlı bir gösterge sayılmaz. Neden sayılmaz yüzde 95 ile yüzde 5'in ortalaması yüzde 50 olabilir ama bu şirketlerden biri tam kontrol altındayken, diğerinde azınlık hakkı bile yoktur. İkinci olarak ise, bir şirketin hisselerinin yüzde 50'sine bile sahip olmanız, o şirketi kontrol edeceğiniz anlamına gelmez. Hisse senetlerinin verdiği oy hakkının niteliği bir hisse senedinden diğerine değişebilir. "Bir hisse, bir oy" standardını bozan birden çok düzenleme zaten var. Üstelik dünyanın her tarafında var. Bu nedenle, özellikle, yabancıların memleketten banka almalarına bozulup, bankalarımızın yaklaşık yüzde 40'ı yabancıların oldu demek de mana ifade etmeyebilir. Unutmayalım da bu konuya yakında bir eğilelim. Önemli olan hisselerin dağılımı değil, kontrol gücüdür. Bu da haberin düşündürdüğü ikinci noktadır.

    İngiltere hazinesinin raporunda, gazete haberinde yer almayan bir başka olgu daha var ki, o da ayrıca ele alınmayı hak ediyor. UNCTAD'a göre dünya ticaretinin üçte biri, aynı gruba ait şirketler arası işlemlerden oluşuyormuş. Dünya ticaretinin şirket içi işlemlerden oluşmaya başlamasının manasını düşünebiliyor musunuz? Bunun iktisadi analize getireceği farklılığı tahayyül edebiliyor musunuz? Ulus devletin merkezde olduğu dönemden kalma iktisadi analiz kavram kutumuzu olduğu gibi değiştirmek gerekecek bu işin sonunda. Unutmayalım buna da bir gelelim. İyi haftalar, efendim.

     

    Bu köşe yazısı 03.07.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır