Arşiv

  • Ağustos 2020 (6)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    Küreselleşen bir ekonomide büyümeye nasıl bakılmalıdır?

    Güven Sak, Dr.06 Temmuz 2007 - Okunma Sayısı: 1429

     

    Referans'taki yazılarımıza "hızla değişen bir dünyada, iktisatçıların hatalarını mazur görmek gerekir" diye başlamıştık. Hatırlayanınız var mı? Dünün kavram kutusuyla, bugünün problemlerini anlamak mümkün olmuyordu. Olup biteni anlayabilmek için zihinlerde değişiklik, bakış açılarında ayarlama gerekiyordu. Bize kalırsa, Türkiye'de büyüme rakamlarına, cari açık rakamlarına daha farklı açılardan bakma zamanı geldi de geçiyor bile. 2007 yılının ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi büyümeye devam etti. Rakam hala etkileyici: Yüzde 6,8. Ama bu arada 2006 yılında "dönüşüm koalisyonu" çatırdamaya başladığı için, tüketici güveni sarsıldı. Bakın Şekil 1'deki CNBC-e tüketici güveni endeksine... 2006 yılı sarsıntısından sonra ancak 2003 yılı düzeyine doğru toparlanabildi.  Anektodlara bakarsanız, esnaf kepenk açmıyor, ödemelerde problem var. Peki, ama nasıl oluyor da oluyor? Ne yapmak, nereye bakmak gerekiyor?

     

    Şekil: CNBC-e Tüketici Güven Endeksi (2002-2007 Haziran)

    guvengrafik

    Kaynak: CNBC-e

     

    Aslında bu konudaki girizgahı geçen yazıda yapmaya başlamıştık. Müsaadenizle oradan devam edelim. UNCTAD rakamlarına göre, dünya ticaretinin üçte biri şirket içi işlemlerden ibaret. Bu ne demek? Bu aslında Harvard'lı ünlü iktisatçı Kenneth Galbraith'ın 1970'lerde moda olan "Yeni Sanayi Devleti" (The New Industrial State) kitabının bugün bir kez daha okunması gerektiğine işaret eden bir rakam.  Nasıl oluyor da dünya ticaretinin üçte biri şirket içi işlemlerden oluşuyor? Doğrudan yabancı yatırımların hızla artan ağırlığı nedeniyle elbette. Bugün 64 bin global şirket tam 53 milyon kişiye istihdam sağlıyor. Doğrudan yabancı yatırım toplamı, 1980 yılında ilgili ülkelerin toplam milli gelirinin %10'u iken, bugün bu oran üçte bire yükselmiş görünüyor. Doğrudan yabancı yatırımların milli ekonomilerde artan ağırlığı, ülkeler arası ticaretin artan bir bölümünü şirket içi işlem haline getiriyor. Veriler UNCTAD'ın, 2006 yılına ait doğrudan yabancı yatırımlar çalışmasında var. İlgililer bakabilir.

    Ortada bir vakıa var. Peki, bu milli ekonomilerin büyüme süreçleri açısından ne anlam ifade ediyor olabilir? Buradan çıkarılabilecek ilk sonuç, iktisadın ulus devlet temel alınarak geliştirilmiş kavramsal çerçevesinin elden geçirilmesi gereği olacaktır. Milletlerarası iktisadi ilişkiler giderek ilgili ülkelerde faaliyet gösteren, yurtdışı ile bağlantılı şirketlerin arasındaki ilişkiler olmaya başlıyor. Bu durumun cari işlemler açığı kavramına, cari işlemler açığının finansman biçimi meselesine, ekonomik büyümeye, iktisat politikası tasarımına yaklaşımımızı toptan değiştirmesini beklemek gerekiyor. Nitekim bize kalırsa aynen öyle de olacak. Müsaade edersiniz, tek bir örnek vererek ilk tespitimizi kapatalım: Eğer dünya ticareti şirket içi işlem olarak gerçekleşiyorsa, şirket içi işlemden doğan cari işlem açığının daha az kırılganlık yaratacağını söyleyebilmek mümkündür.  Dünya ticaretinde şirket içi işlemlerin payı üçte birden üçte ikiye doğru giderken, cari işlem açığı artık daha az korkulması gereken bir parametre olacaktır. İktisat politikası tasarımı açısından bu önemlidir. Avrupa Birliği üyelik sürecinde artan cari işlem açıklarının arkasına bir de böyle bakmakta fayda vardır.

    Gelelim ikinci tespite: Dünya ticaretinin artan bir biçimde şirket içi işlem olması demek, ülke içindeki büyüme sürecinin, sektörler ve toplumsal kesimler arasında, giderek daha fazla asimetrik hale gelmesi anlamına gelebilir. Türkiye'de olan galiba tam da budur. Dışarıyla bağlantılı olanlar, (hem aramalı ihtiyacı, hem de üretilen ürün açısından), artan ticaret hacmi ile daha rahat büyüyebilirken, içeriye üretim yapanlar büyüyemiyor olabilirler. Ülke içindeki büyüme süreci giderek artan bir biçimde, kapsayıcı değil,  dışlayıcı olabilir. Bize kalırsa Türkiye'de olup bitenlere artık bu gözle bakmaya başlamakta fayda vardır.

    Bir de üçüncü tespit, müsaadenizle. Dünya ticaretinin üçte biri şirket içi işlem ise, artık istatistiki verilerin bu gerçeği göz önüne alarak toparlanmasında fayda vardır. Türkiye'de yabancı sermayeli firmaların ağırlığı, iktisadi aktivite içindeki yerleri, cari işlemler açığına katkıları artık önemlidir. Ama karar almamıza faydalı olacak bu veriler ortada yoktur. Dünya değiştikçe, zihinlerin değişmesi, bakış açılarının gözde geçirilmesi önemlidir. Zihinlerin değişmesinin önkoşulu veri derlenmesidir. Veri yoksa, iktisat politikası tasarımı giderek karanlıkta kurşun atmaya benzemektedir. Bu kötüdür. Partilerimizin seçim programlarında somut hiçbir politika önerisinin yer almamasının temel nedeni belki de budur. TÜİK yetkililerine duyurulur. Vebali ağırdır.

     

    Bu  köşe yazısı 06.07.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır