Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Asimetrik yavaşlamaya hazır mısınız?

    Güven Sak, Dr.11 Eylül 2007 - Okunma Sayısı: 1279

     

    Keşke dünya eskisi gibi olsaydı. Ekonomiler bu kadar birbirine bağlı olmasaydı. O vakit, şimdilerde rahat rahat arkamıza yaslanır ve çayımızı yudumlayarak gelişmeleri izlerdik. Ortadaki bizim değil onların krizi olduğu için huzur içinde, "Bak orada da olabiliyormuş" diye seyrimize bakardık. Ama bakınız durum öyle değil. Küçülen dünya böyle işte. Kazanın doğurduğuna inananın öldüğü fikrine de kendini alıştırmasında fayda var. Bu dönemin Türkiye ekonomisi için olası etkisini, "büyümede yavaşlama" olarak nitelemiştik. Peki ama nasıl bir yavaşlama? Eğer bir önlem alınmazsa, olacak olanın, nasıl bir şey olacağını merak ediyor musunuz?

    On sekiz ay önce küresel finansal piyasalarda etkileri hissedilmeye başlayan öncü sarsıntılar, bizim gibi ülkeleri doğrudan etkilememişti. Ama bu kez etkileme potansiyelini içinde barındırıyor. Neden? Ne yazıyor yabancı analistler? Diyorlar ki, "bireysel gayrimenkul kredileri piyasasında başlayan problem, bu kez Amerikan ekonomisindeki ithalat talebini etkilemeye başladı. Yabancı otomobil satışları olumsuz etkilendi." Bu, Japon ekonomisindeki yavaşlama eğilimiyle de yakından ilgili. Başka ne diyorlar? Diyorlar ki, "gelişmekte olan ülkelerde yaşayanlar, Amerikan krizini kendi ekonomilerinde artan fonlama maliyetleri biçiminde hissetmeye başladılar." Artan fonlama maliyetlerinin büyüme süreci üzerinde pozitif etki yapmasını herhalde beklememek gerekiyor. Bunlar ne demek? On sekiz ay öncesinden farklı olarak, bu kez bireysel gayrimenkul kredileri piyasasında geçici bir sarsıntı yok. Bu kez sistemin temelinde, Amerikan banka bilançolarında yapısal bir sorun var. Nedeni ne olursa olsun, ortada bir bankacılık krizi var.

    Bankacılık krizlerinin çözümü dünyanın her yanında aynı. Sarsıntı geçiren bankaların bilançolarının ek sermaye ile güçlendirilmesi gerekiyor. Sermaye enjeksiyonu ise bankaların iş yapma maliyetlerini artırıyor. Küresel likiditede daralma olarak tanımlanabilecek durumun bu olduğunu unutmamak gerekiyor. Ayrıca unutulmaması gereken bir başka nokta daha var: Küresel piyasalarda bu operasyon için kullanılabilecek fonlar zaten var. Var olmasına var ama bu operasyonun öyle iki gün içinde, birdenbire tamamlanmasını beklememek gerekir. Daha bilançolar şeffaflaşacak, problem görünür olacak.

    Olası bir FED faiz indirimi olsa da olmasa da durum böyle. Dikkatinizi asıl noktaya bir defa daha çekelim: FED politika faizini indirirse problemi çözmüş olmayacak. Birincisi, vaziyetin son derece ciddi olduğunu hepimize gösterecek. İkincisi, sorunun çözümünü biraz daha zamana yaymış olacak. Sorunun çözümünü zamana yaymak demek aslında toparlanma sürecini de zamana yaymak demek. Üçüncüsü, ilke ortadadır: Bankacılık krizi öncelikle daralma getirir.

    Gelelim Türkiye'ye. Türkiye'nin problemi öncelikle son yirmi bir çeyrektir devam eden tempolu büyüme sürecinin devam ettirilmesidir. İkinci olarak ise bu büyüme sürecinin daha kapsayıcı olmasının temin edilmesidir. Söz konusu olan büyümede bir durma değil, yavaşlamadır. Fon akımlarının bıçakla kesilmesi değil, akış miktarının azalmasıdır. Alıştığımız bir "yağmur duası" ortamı yani.

    Şimdi resme dikkatle bakalım. Türkiye ekonomisi önümüzdeki dönemde de küresel şirketler ve de küresel ölçekte faaliyet göstermek isteyen şirketler için bir çekim merkezi olmaya devam edecektir. Ülkemize doğru akan doğrudan yabancı yatırımlar yoğunluğu azalarak da olsa önümüzdeki dönemde de gelmeye devam edecektir. Bankacılık sistemindeki daralma "en iyi" şirketlerin fonlama imkânlarında aynı oranda bir daralma anlamına gelmemektedir. Daralma her zaman asimetriktir. Havuz en küçükler için en önce kurur. İşte büyümedeki ilk problem azalan yabancı fon akışlarından gelecek.

    İkinci nokta ise bankalarımızın bilançolarından gelecek olan etki. Bankalarımızın bilançoları yurtdışından sağlanan fonların katkısı ile büyüyordu. Şimdi tam da bu noktada Amerikan bankalarının problemleri bize de yansıyacak. Fonlama maliyetlerinde gözlemlenmeye başlanan artış, etkisini sonuçta büyüme üzerinde gösterecek. Bunu hissetmeye zaten başladık.

    Üçüncü nokta ise tüm bu daralma sürecinin büyüme üzerindeki niteliksel etkisi ile ilgili. Eğer böyle tedbirsiz yola devam edersek, en büyük zararı KOBİ'ler görecek. Dedik ya, havuz önce en küçükler için kuruyacak.  KOBİ'lerimizin kayıt altına girerek, banka ve finansal kaynaklara erişim yılı olmasını beklediğimiz 2008, vaziyet böyle giderse, öyle olmayabilecek. Bu durum ne getirir? Büyüme süreci kapsayıcı değil, daha da fazla dışlayıcı olur.

    Asimetrik yavaşlama dönemine hazır mısınız? 2008 yılında, KOBİ'lerin kendilerinden beklenen intibakı yapamaması demek, yerli sermayenin alan kaybetmesi demektir. Bu, yaratacağı siyasi sonuçlar düşünüldüğünde kötüdür. Küresel kriz, Türkiye açısından son derece yerel sonuçlara neden olma potansiyelini içinde barındırmaktadır. Küresel intibak sürecini yönetmek hiç bu kadar önemli olmamıştır. Süreç halen yönetimden yoksundur. İlgililere duyurulur.

     

    Bu  köşe yazısı 11.09.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır