Arşiv

  • Ekim 2020 (10)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Bir gelişmemişlik göstergesi: Düşük asgari ücret

    Fatih Özatay, Dr.01 Ocak 2020 - Okunma Sayısı: 803

    Sabahın kör karanlığında araba kiralama şirketindeki güleryüzlü görevli, internetten doldurduğum formdaki ‘edu’lu adresten olsa gerek “ne hocası” olduğumu sordu. ‘Ekonomi’ yanıtını alınca asgari ücret artışı hakkındaki görüşümü merak etti. Yok artık; sabahın 7.20’si, üstelik 4’te kalkmışım. Uyku sersemi, geçiştireyim diye “düşük” dedim. Yutmadı, muzip; “ama daha yüksek olursa ekonomi için kötü olurmuş” diye ağzımı aradı.

    Sağanak yağmur altında bol dönemeçli yollarda bir yandan daha önce hiç kullanmadığım küçücük arabaya hâkim olmaya çalışırken ve bu arada arka pencere buğu giderme düğmesi gibi elzem kontrol düğmelerini ararken bir yandan da düşündüm: Daha makul bir saatte o soruyu sorsaydı acaba nasıl yanıtlardım?

    ‘Gelişmiş/gelişmemiş’ ülke ayrımını yaparken basitçe kişi başına gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) karşılaştırması yapıyoruz. Evet, ‘basitçe’; üstelik biraz değil çok fazla basitçe. İşin çevre kirliliği boyutu var, özgürlük boyutu var, çocuk ölüm oranları boyutu var, kadınlara şiddet boyutu var, mutluluk boyutu var, gelir dağılımı boyutu var; var da var. Yine de şunu biliyoruz: Kişi başına GSYH’si yüksek ülkelerde genellikle saydığım göstergeler ve onlara benzer diğer göstergeler olumlu düzeyde seyrediyorlar. Ol nedenle, gelin asgari ücret işine GSYH açısından düşünelim.

    TÜİK, GSYH’yi üç ayrı şekilde açıklıyor: Çeşitli sektörlerde (tarım, sanayi…) yaratılan katma değerlerin toplamı, yurtiçinde üretilen mallara yapılan harcamaların toplamı (tüketim, yatırım, ihracat…) ve gelirlerin toplamı (ücretler, kârlar…). İstatistiki hata bir tarafa bırakılırsa üçü de GSYH’yi ölçüyor ama farklı bakış açısıyla. Diğer ülkelerde de böyle.

    Düşük ücretli kişi sayısı toplumda çok fazlaysa, bu durumda GSYH’nin de yüksek olmayacağını söyleyebiliriz. Elbette az sayıda çok çok yüksek gelirli olabilir; o gelirler ücretlerin toplamını bir miktar yukarı iterek kısmen de olsa düşük gelirlerden GSYH’ye gelen olumsuz etkiyi telafi edebilir. Ama o zaman da zaten çok eşitsiz bir gelir dağılımından söz ediyoruz demektir. Peki, asgari ücret ya da ona yakın ücret alan sayısı çok mu Türkiye’de? Evet, çok. 2019’daki bir DİSK araştırmasına göre 10 milyona yakın kişinin asgari ücretle çalıştığı tahmin ediliyor.

    Şöyle bakın: Uluslararası pazarlarda başka ülkelerle rekabet edebilmek için işçi maliyetlerini düşük tutmak zorunda kalıyorsak vay halimize. Ciddi iktisatçıların verimlilik ve üretken yatırım diye bağırıp durmaları boşuna değil. Bir malı ne kadar kaliteli, ne kadar az zamanda, ne kadar yüksek teknoloji kullanarak, ne kadar bilgi yoğun üretip pazarlara ulaştırabiliyorsanız o kadar işçilik maliyeti sorununuz önemini yitiriyor. Ona da zaten yüksek katma değerli üretim diyorlar. Kıssadan hisse: Düşük asgari ücret ve çok sayıda asgari ücretle çalışan eşittir düşük GSYH, o da eşittir (dar tanımlı) gelişmemişlik.

    “Asgari ücret ne kadar da çok arttı; çok şükür” denilen, o artışın diğer ücretleri de yukarıya ittiği, asgari ücret alanlarının toplam çalışanlar içindeki payının azaldığı, buna karşılık toplam çalışan sayısının arttığı ve asgari ücret yükselişinin rekabet gücümüzü zerre kadar etkilemediği güzel bir yıl dilerim hepinize. Not: Dileğin uzunluğunun nedeni, mantıksal boşluk bırakmamaktır. Seneye görüşmek umuduyla…

     

    Bu köşe yazısı 31.12.2019 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır