Arşiv

  • Temmuz 2021 (8)
  • Haziran 2021 (14)
  • Mayıs 2021 (13)
  • Nisan 2021 (8)
  • Mart 2021 (15)
  • Şubat 2021 (12)
  • Ocak 2021 (14)
  • Aralık 2020 (16)
  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)

    Uluslararası Ortam ve Türkiye

    N. Murat Ersavcı31 Ocak 2020 - Okunma Sayısı: 4856

    Genel olarak bakıldığında; içinde bulunduğumuz dönemde uluslararası ilişkilerdeki en belirgin özelliğin “öngörülememe” olduğu bir gerçektir. Bu da, karşılaşılan gelişmelerin beklenmedik dolaylı sonuçlara yol açmasına neden olmaktadır.

    Şöyle ki; soğuk savaş sonrası dönemde ortaya çıkmaya başlayan ve ABD Başkanı Trump’ın seçimi ile bariz bir şekilde ivme kazanan yeni oluşumlar, dünyadaki büyük aktörlerin etkileşimlerinde belirsizlik ve dengelerinin hızla değişmesi sonucunu doğurmuştur.

    Bu çerçevede, ABD’nin mutlak ekonomik üstünlüğünü yitirmekte olduğu izlenimi, Çin ve ABD’nin arasında şimdiye kadar görülmemiş bir rekabeti hızlandırmakta bu Ticaret savaşları ve Yapay Zeka alanında rekabet şeklinde tezahür etmektedir. Çin ise, “Kuşak Yol” projesi ile ABD’nin egemen olduğu bölgelerde ağırlığını arttırmaya çalışmaktadır. Öte yandan, ABD ile ekonomik bakımdan çok daha güçsüz olan Rusya arasındaki ilişkilerin akışı ise, hali hazırda vekâlet savaşları şeklinde tezahür etmektedir.

    Diğer yandan Avrupa Birliği, kendi içyapısından kaynaklanan sorunlar nedeni ile zafiyet belirtileri göstermektedir. Üstüne bir de Atlantik ilişkilerindeki belirsizlik dikkate alındığında, AB’nin dış politika araçlarını kullanamaz hale geldiği gözlemlenmektedir. Ayrıca AB üye ülkelerinin karşı karşıya kaldıkları popülist akımlar, aralarında rekabete yol açarak, zaman zaman göz ardı edilmesi güç sorunlar doğurmaktadır. Bu bağlamda, AB demokrasilerinin, artan popülizm akımlarının da etkisi ile uluslararası sorunlara çözüm üretemez hale gelmelerinin, Türkiye’nin de oyun alanını daralttığı görülmektedir.

    Söz konusu genel gidişat, esasen önemli dış politika sorunları ile karşılaşan Türkiye’nin, bu gelişmeler karşısında tutarlı bir yol izlemesini gerektirmektedir. Bilindiği üzere, Türkiye’nin, öncelik açısından Suriye iç savaşından kaynaklanan sıkıntılar ve Akdeniz’deki gelişmeler gibi yaşamsal önem taşıyan sorunları mevcuttur. Bu bağlamda, Suriye sorununda gelinen aşamada ülke yönetimi ile temas kurularak çözüme katkıda bulunulması zamanının geldiği düşünülebilir. Aynı şekilde,  Akdeniz’de karşılaşılan doğal gaz sorununda Mısır ve İsrail gibi bölgesel ülkeler ile anlaşma zemini aranması yararlı olabilir.

    Küresel değişim rüzgârları dikkate alınmakla birlikte, daha uzun süre dünyada teknolojik gelişim, yapay zekâ ve askeri bakımdan başat ülke konumunu sürdürecek olan ABD ile ilişkilerimizin süratle düzeltilmesi için gerekli adımların atılması bir diğer önemli konu olarak karşımıza gelmektedir.

    Tam üyelik statümüz sayesinde sözümüzün ağırlık taşıdığı yegâne Batı ittifakı olan NATO ile ısrarlı olarak bu ilişkiyi sürdürerek, savunma işbirliğimiz verimli hale getirilmesi için gerekli adımların atılması ise bir diğer öncelikli konu olarak belirmektedir.

    Özellikle, dünyadaki söz konusu değişim süreci ve Batı’nın içinde bulunduğu durum da dikkate alınarak, dış politika konularının basın önünde yürütülmesi, Türkiye’nin ekonomi ve ticari ilişkilerinin sıklet noktasını oluşturan Batı ülkeleri ile ilişkilerde birçok yanlış anlamalara yol açabildiğinin gözden uzak tutulmaması yararlı olacaktır. Bu bağlamda, Bölge ülkeleri ile diplomasi kanallarının yoğun şekilde kullanılarak çözüm üretilmesi gereken meselelerin, kamuoyu üzerinden veya ikili direkt temaslarla çözülmeye çalışılmasının güçlüklerle karşılaşmasına yol açtığı da bir gerçektir.

    Son olarak, Türkiye’nin hemen, hemen tüm uluslararası medyaya son derece olumsuz yansıyan görümünün düzeltilmesi için büyük bir çaba harcandığı bilinmektedir. Bu önemli konudaki çalışmaların istenilen sonucu verebilmesi için ciddi bir hukuk reformu ve düşünce özgürlüğünü evrensel standartlara taşıyacak düzenleme ve uygulamaların etkisinin olduğu unutulmamalıdır. Bu meyanda, İnsan hakları vb. konularda taraf olduğumuz uluslararası antlaşmalarda taahhüt edilen kuralların uygulanmasının sağlanabilmesi de öne çıkan bir husustur.

     

    Etiketler:
    Yazdır