Arşiv

  • Ekim 2020 (10)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Koronayla mücadele ve vefa borcumuz

    Nihat Ali Özcan, Dr.09 Mayıs 2020 - Okunma Sayısı: 457

    Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, 29 Nisan 2020’de yaptığı açıklamada koronavirüs salgınından etkilenen sağlık personelinin sayısını 7428 olarak açıkladı. Virüse yakalanan sağlık personelinin oranını da %6.5 olarak verdi. Gerçekten bu oldukça büyük bir oran. Temennimiz, sağlık personelinin bir an önce sağlıklarına kavuşarak sevdikleriyle uzun bir hayat sürmeleri.

    Elimizde yeterli veri olmasa da salgından etkilenen sağlık çalışanlarından bazılarının hayatlarını kaybettiklerini medyadan öğreniyoruz. Koronavirüs ve benzeri salgınların olabileceğini alanın uzmanları zaman zaman dile getirirler. Araştırmalar yapılır, raporlar yazılır. Ancak bu defa salgın tahminlerin ötesinde tüm dünyayı vurdu ve vurmaya devam ediyor. Dünya ciddi bir kiriz sarmalında. Korku ve endişe sürerken, mücadele de devam ediyor.

    Geleneksel olmayan, görünmez düşmanla savaşın ön cephesinde sağlık çalışanları var. Her bir hasta için bire bir mücadeleyi takım olarak yürütüyorlar. Tıpkı geleneksel savaşlarda olduğu gibi. Virüsle savaşan “muhariplerden” bazıları etkilenip bir süre muharebe sahasından uzaklaşıyor. Bazıları ise geride kalanlar, bizim için “şehit” oluyor. İnsanları kurtarmak için kendini feda eden bu kahramanlara elbette saygı duyuyoruz. Ancak toplumun ve devletin, saygının ötesinde sorumluluklarının olması gerekir.

    Dünyanın her yerinde hayatlarını başkaları için feda edenler takdir edilir ve saygıyla anılır. Devletler, toplumlar bu saygılarını, minnetlerini çeşitli biçimlerde gösterirler. Bu bazen iki çift söz etmekten anıt dikmeye, o insanların hatırlarını yaşatmaya yönelik etkinliklere kadar uzanır. Ancak en anlamlısı ve ahlaken yapılması gereken bu insanların, sevdiklerine ailelerine sahip çıkılmasıdır. Çünkü geride kalanlar, toplumun vicdanına, ahlakına, aklına ve devletin varlığına birer emanettir. Nitekim koronavirüsle mücadelede hayatını kaybeden tüm sağlık personeli ve geride bıraktıkları bunu çoktan hak ediyorlar. Çünkü bugün sağlık personeli mesleğinin gereklerini hayatın olağan akışı içinde yerine getirmiyor. Onlar kötü sürprizlerle dolu “savaş alanında” muğlak bir düşmana karşı yürüdüler ve yürümeye devam ediyorlar.

    Savaş, düşman kelimeleri abartılı gelebilir. Ancak günümüz dünyasında “güvenlik” kavramının, geçmişten çok daha geniş bir mana kazandığı bir gerçek. Korona salgını insanların hayatını almakta, ekonomik, sosyal, siyasi etkileriyle hepimiz için önemli olan değerleri ya yok etmekte ya da onlara zarar vermekte. Tıpkı savaşlar/terör gibi, bizi, değerlerimizi, ilişkilerimizi, yaşam tarzımızı değiştirmeye zorlamakta. Bu manada sağlık personelinin yaptıkları “vatan ve insanlık” için hayatını verenler askerlerden/sivillerden farklı değil.

    Terörle mücadele, iç güvenlik ve savaşta şehit olanların ailelerine gösterdiğimiz özenin, sağladığımız imkânların bu günkü seviyeye gelmesi, düşüncelerin değişmesi uzun bir sürede mümkün oldu. 1980’lerde terörle mücadelede şehit düşen askerlerin naaşının memleketlerine gönderilmesi için subayların, astsubayların aralarında para topladıklarını biliyoruz. Bugün Türkiye, mali gücü, yasaları, moral değerleri ve kamuoyu hassasiyetiyle bunu çoktan aştı. Nitekim salgınla mücadelede onlarca ülkeye tıbbi yardım yapabilmektedir. Vicdanımızın sesi, şehitler için sağlanan sosyal ve ekonomik hakları, fedakâr sağlık çalışanlarının geride bıraktıklarından esirgememiz gerektiğini söylüyor.

    Not: Geçen yazımda düzensiz göçle ilgili referans verdiğim Türk-Alman Üniversitesi’nden Prof. Dr. M. Murat Erdoğan’ın adı yanlışlıkla “Mustafa” olarak yer aldı, düzeltir özür dilerim.

     

    Bu köşe yazısı 08.05.2020 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: COVID-19,
    Yazdır