Arşiv

  • Ağustos 2020 (4)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    Olumlu senaryo

    Fatih Özatay, Dr.10 Haziran 2020 - Okunma Sayısı: 380

    Küresel finansal krizde, büyük yükselen piyasa ekonomilerinin önemli bir kısmının ekonomileri 2008’in ikinci çeyreğinden itibaren daralmaya başladı. Bir kısmı 2009’un ilk çeyreğinde, bir kısmı da ikinci çeyreğinde dibe vurdu. 2009’un ikinci yarının başından itibaren toparlanma süreci başladı ve hızlı sayılabilecek bir toparlanma yaşadı. O dönemde, büyük gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının hızla parasal genişlemeye gitmeleri ve politika faizlerini sıfır ya da sıfıra çok yakın bir düzeyde belirlemeleri, yükselen piyasa ekonomileri açısından bir potansiyel dış kaynaktı. Nitekim küresel kriz yangınının söndürülmesiyle, bol likidite, gidecek ülke aradı. 2008’in özellikle son ve 2009’un ilk çeyreklerinde, yükselen piyasa ekonomilerinin çoğundan önemli miktarda net sermaye çıkışı yaşanmışken, 2009’un ikinci yarısından itibaren bu ülkelere sermaye akmaya başladı. Grafikte, 2008’in ilk çeyreği ile 2013’ün son çeyreği arasındaki dönemde Türkiye için net sermaye girişlerinin hareketi gösteriliyor. Küresel krizin en şiddetli yaşandığı dönemden önce önemli bir giriş var (gösterilmeyen 2005-2007 için de böyle). Krizin şiddetlenmesi ile birlikte iki çeyrek üst üste sermaye çıkışı yaşanıyor (2008’in son çeyreği ve 2009’un ilk çeyreği). Sonra net giriş başlıyor; 2009’un ikinci yarısından itibaren dalgalanmalara karşın hep yüksek düzeylerde seyrediyor.

    Soru şu: Küresel finansal krizdeki parasal genişleme COVID-19 salgını öncesinde henüz geri çekilmemişken ve büyük gelişmiş merkez bankalarının faizleri hala düşük düzeylerde seyrediyorken, bir de salgın nedeniyle ek ve bol miktarda yeni parasal genişleme, normalleşmeye geçiş sürecinde ve sonrasında benzer bir sermaye akımına yol açar mı?

    İki senaryo var. Olumlu olan senaryoda sorunun yanıtı ‘evet’ şeklinde. Peki, olumlu senaryo ne? Şu: İçinde bulunduğumuz normalleşmeye kademeli geçiş sürecinin uzamaması ve uluslararası mal ve insan akımında yaşanan sıkıntıların kısa sürede ortadan kalması halinde, ihracat ve turizm kaynaklı gelirlerinin kademeli biçimde normal eğilimlerine doğru yakınsaması beklenir. Bu çerçevede, gelişmekte olan ülkelerin borç ödeme kapasitelerinin tartışılmasının gündemden kalkması söz konusu olacaktır. Bu iyimser koşullar altında, gelişmekte olan ülkelere net sermaye girişinin başlaması ve zamanla artması normaldir. Ancak, kırılganlıkları yüksek olan ülkelerin bu gelişmeden yeterince ‘yararlanmaları’ beklenmez. Bu çerçevede, Türkiye’nin salgından etkilenen kesimlere verdiği destek ve salgının ikinci çeyrekte oluşturduğu hasar nedeniyle artan kırılganlıklarını kademeli olarak azaltıcı adımları atması lehine olur. Bu çerçevede üç unsur ön plana çıkıyor: İkinci çeyrekte yaşanan daralma ve işsizlik artışı nedeniyle geri dönmeyen kredi sorununun artması beklenir. Bu sorunun büyüklüğünün şeffaf biçimde ölçülmesi ve karşı önlemlerin alınması kırılganlıklarımızı azaltmak açısından elzemdir. İkincisi, borç göstergelerindeki bozulmanın yanı sıra bütçe açığı ve faiz dışı açık arttı. Salgın nedeniyle çoğu ülkede benzer bozulmaların yaşandığı bir gerçekse de bizim bu eğilimi önce durdurmamız, sonra da kademeli normalleşme sürecindeki gidişata bağlı olarak tersine çevirmemiz gerekir. Üçüncüsü, kamu bankalarındaki çok hızlı kredi artışının makul bir düzeye çekilmesi yerinde olur. İkinci senaryo ise kademeli geçişin sancılı ve gelgitli olması senaryosu. Bu senaryo altında yükselen piyasa ekonomilerine net sermaye girişlerini değil, küresel çapta oluşabilecek borç ödeme sıkıntılarını tartışmak gerekiyor. Bugünlük işi tadında bırakayım ve olumlu senaryo ile yetineyim.

     

    Bu köşe yazısı 09.06.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır