Arşiv

  • Ağustos 2020 (4)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    Siz kiminle dans ettiğinizin farkında mısınız?

    Güven Sak, Dr.30 Haziran 2020 - Okunma Sayısı: 911

    Coronavirüs (COVID-19) salgınının seyri bütün hesapları bozdu. Doğrusu ya, her gün meselenin bir başka yanını keşfediyoruz. Öğreniyoruz. Virüsü dikkate almadan nasıl günlük hayatımız ile ilgili karar alamıyorsak; ekonomi ile ilgili kararları da virüsü dikkate almadan alabilmek, alınan kararları, atılan adımları da tartışabilmek mümkün değil. Öyle işte.

    Ben şimdi baktığımda hadiseyi başlangıçta pek hafife aldığımızı düşünüyorum. Bir süre eve kapanacak, okulları ve gerekli olmayan işyerlerini kapatacak, insanlarla iletişimi kesecek, vaka sayıları azaldıktan sonra virüsle birlikte yaşamayı keşfedecektik. Tomas Pueyo, on milyonlarca kez okunan viral “Coronavirüs: Çekiç ve Dans” yazısını Medium’a koyduğunda daha Mart’ın19’undaydık.

    Plan tam da şöyleydi: Önce virüsü bir çekiçle ezecek, gücünü kaybedince de virüsle dans etmeyi öğrenecektik bir nevi. Şimdi bakınca hayat o kadar da kolay değilmiş gibi geliyor bana doğrusu. Her gün virüsle birlikte yaşamanın, Pueyo’nun dediği gibi söylersem, virüsle dans etmenin hiç de kolay olmadığını öğreniyoruz. Açıktır ki, kiminle dans ettiğimizin halen tam olarak farkında olmadığımızı yeterince ortaya koyduk.

    Siz yoksa iş planınızı hala gözden geçirmediniz mi?

    Ne yapacaktık? Virüs gücünü kaybetmeye başlayınca ekonomiyi yeniden açıverecektik, işler eski haline dönüverecekti. Şimdi vaka sayılarının göreli olarak azalmasının, virüsün gücünü kaybetmesi demek olmadığını öğreniyoruz. Amerika’da, Ürdün’de, Namibya’da, Türkiye’de, Cibuti’de, İsrail’de, her yerde öğreniyoruz. Ekonomiyi yeniden açmanın ciddi bir planlama ve risk analizi gerektiren bir süreç olduğunu öğreniyoruz, bana sorarsanız.

    Aslında ne yapılması gerektiği açık. Herkes için her ihtiyaca cevap verecek ayrıntılı bir pandemi protokolleri bütünü düşünmek, her ihtimale karşı askeri bir disiplin içinde plan yapmak gerekiyor. Planları, tek bir merkezden yapabilmenin mümkün olmadığını da artık öğrendik sanırım. Yerel düzeyde daha iyi örgütlenerek hayatı yeniden açmak gerekiyor.

    Alın mesela Ürdün’ü. Mayıs ayında Ürdün’de on gün arka arkaya hiçbir yeni vaka olmuyor. Sonra birden 166 yeni vaka ortaya çıkıyor. Vakaların yarısı tek bir kişiden kaynaklanıyor. Malfaq’ta bir tır şoförü, Suudi Arabistan’a mal götürüp geri geliyor. Sonra evinde, tek başına karantinaya çekilmek yerine, bir parti veriyor. Virüs, o parti vesilesiyle 91 kişiye daha bulaşıyor. Aynı durumun sonuçlarını şimdi Amerika’da da izliyoruz doğrusu.

    Tekstili terk etmek değil, tekstile çağ atlatmak gerekiyor.

    Hastalıkla ilgili bir tedavi ve aşı bulunmadan, virüsle dansın kolay olmayacağını sanırım artık öğrenmiş bulunuyoruz. Bu ne demek? Ticaret yollarının açılması, turizmin yeniden başlaması, iktisadi aktivitenin temeli olan yüz yüze etkileşime geri dönmek pek de kolay olmayacak demek bana sorarsanız. Hesapları buna göre yapmakta fayda var. Öyle görünüyor ki, herkesin kendi iş planlarını gözden geçirmesi gereken bir sürecin içindeyiz. Bugüne kadar nereden girdi tedarik edip, kimlere neler satıyorduysanız; bu geçiş döneminde artık o yapmaya alıştıklarınızı eskisi gibi yapamayacaksınız. Şimdi herkesin salgın ihtimali düşünülmeden tasarlanmış atölyeleri yeniden organize edip yeni piyasalara, yeni mallar tasarlamaya başlaması gerekecek. Yeni tedarik yolları ve yeni pazarlar.

    Doğrusu ben bu durumu Türkiye için büyük bir fırsat olarak görüyorum. Eskiden yaptıklarımızı yapmaya devam ederek 10 bin dolar kişi başına gelirden 30 bin dolar kişi başı gelire sıçrayamayacağımızı, daha fazla zenginleşemeyeceğimizi zaten biliyorduk. Şimdi bir yandan virüsle dans ederken, bir yandan da her ne iş yapıyorsak, onu olmazsa olmaz, zaruri bir ihtiyaç haline getirmemiz gerekiyor. Dün mevcut iş planından hoşnut, derin bir rehavet içindeydik, bugün artık yeni bir iş planı tasarlamak zorundayız. Başka çıkış yok.

    Gelin geleneksel bir sektör, tekstil açısından söylemek istediğimi bir somutlayayım. 2020 yılı Nisan ayında imalat sanayii yüzde 33,2 daraldı. Tekstil ürünlerinin imalatı sektörü ise yüzde 59,8. Halbuki tekstil sektörü hem istihdam hem üretim kapasitesi açısından Türkiye için önemli. Konteynır yolları tam açılmadıkça, ihracat toparlanmadıkça sektörün toparlanmasını beklememek gerekiyor. Peki, ne yapacağız? Toplam imalat içerisinde yüzde 22 pay sahibi tekstil sektöründe, KOBİ’lerin oranı yüzde 99. Bu durumda, sektördeki küçük işletmeler nasıl dayanacak? Azalan verimlilikle baş etmek için devlet elbette bir yol bulmaya gayret edecek. Peki, işletmeler nasıl intibak edecekler bu bir türlü bitmeyen dansa?

    İşte onun için diyorum: Tekstil işinde misiniz? Oradan, herkesin ihtiyaç duyacağı zorunlu bir yeni ürün çıkartacaksınız. Mümkün mü? Evet. Başkaları yapıyor. Denizli’de de yapmayı bilenler var doğrusu. Türkiye gibi tekstilde köklü bir geleneği olan bir ülkenin, bunu yapamaması düşünülemez. Bugün, tekstili terk etmek değil, tekstile çağ atlatmak gerekiyor. Küresel değer zincirlerinde yer edinmek için kocaman bir fırsat var önümüzde. Yeter ki ne yapacağımızı bilelim.

    Bu köşe yazısı 29.06.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır