Arşiv

  • Ocak 2022 (7)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)
  • Ekim 2021 (10)
  • Eylül 2021 (11)
  • Ağustos 2021 (12)
  • Temmuz 2021 (8)
  • Haziran 2021 (14)
  • Mayıs 2021 (13)
  • Nisan 2021 (8)
  • Mart 2021 (15)
  • Şubat 2021 (12)

    “2022 öncelikle yeni bir anayasaya odaklanma zamanı”

    Güven Sak, Dr.04 Ocak 2022 - Okunma Sayısı: 415

    İklim değişikliği gündeminin ülke ülke nasıl siyasi sonuçlar yaratarak yayıldığını görüyor musunuz? Geçenlerde Almanya’dan bahsetmiştim. İkinciliği Şili’ye vermek gerekiyor. Şili halkı, 19 Aralık’ta, değişim korkusunu yendi ve umuda yürümeye karar verdi.

    19 Aralık’ta yapılan ikinci tur seçimleri oyların yüzde 55,87’sini alan sol koalisyonun adayı, eski öğrenci lideri, Gabriel Boric kazandı. Bu yıl Mart’ın 11’inde, Şili cumhurbaşkanlığını 1949 doğumlu Sebastian Pinera’dan devralacak olan Boric 1986 doğumlu. Cumhurbaşkanının yaşının 72’den 35’e inmesi bile bana başlı başına olumlu bir adım gibi geliyor doğrusu.

    Yirminci yüzyılın çatık kaşlı, bıyıklı siyasetinden, yirmibirinci yüzyılın telaşsız yeni siyaset anlayışına geçmek önemli. İsteyenler ailesi 1800’lerde Şili’ye göç eden Hırvat kökenli yeni Şili Cumhurbaşkanı Boric’in resmine bakabilir, ne demek istediğimi anlamak için.

    Zaten Latin Amerika’da bir şeyler oluyor. Honduras, Kolombiya, Peru. Ama bu yeni deneyim asla Venezuela, Nikaragua gibi değil. Farklı. Dünün bıyıklı solu yok artık. Sol bir nevi yeşil sanayi devrimine uyum sağlıyor. Bir ara anlatmak isterim ama bugünün konusu Şili.

    Şili’nin yeni cumhurbaşkanı ilk açıklamasında, iklim değişikliği gündemini de dikkate alacak yeni anayasa çalışmalarını bir an önce güvenli bir limana sokmanın önemini vurguladı. Öyle anlaşılıyor ki, 2022 Şili için öncelikle yeni anayasaya odaklanma ve kutuplaşmayı giderme yılı olacak. Şili sonuçta Almanya gibi değil. Türkiye gibi. Doğrusu ya, ben Şili deneyiminin Türkiye için de yol gösterici olabileceği kanaatindeyim. Anlatmak isterim.

    “Şili neoliberalizmin beşiği idiyse şimdi de mezarı olacak”

    Aslında Şili’de bu değişimi getiren protesto hareketi Ekim 2019’da başkent Santiago’da metro sisteminde bilet fiyatlarının yüzde 4 artırılarak 30 peso’ya yükseltilmesinden çıktı. “30 peso için değil, 30 yıl için” sloganı ile büyüdü. Herkes bir Anayasa Kongresi (Constitutonal Convention) seçilerek, Şili Anayasasının darbe izlerinden ve koşulsuz piyasa ekonomisinden tamamen temizlenmesi talebi etrafında toplandı. Başkan Pinera önce OHAL ilan ederek vaziyeti kontrol etmeye çalıştıktan sonra, yeni anayasa çalışmalarının önünü açarak ortalığı yatıştırdı.

    Şili Anayasası 1973 askeri darbesinin lideri General Pinochet’nin seçtiği kişiler tarafından yazılmış ve 11 Eylül 1980’de yürürlüğe girmişti. O vakit, Boric daha doğmamıştı. “30 yılın hesabını soruyoruz” millenial solcularının sloganı oldu. Sonra anayasa tam 19 kere değiştirildi. 2019, 2020 ve 2021’de ise yeni anayasa çalışmaları bağlamında üç yeni değişiklik daha yapıldı.

    Türkiye’de 1980 askeri darbesi Şili’de yeni anayasa yürürlüğe girdikten bir gün sonra oldu. Darbe lideri General Evren’in yazdırdığı anayasa 7 Kasım 1982’de yürürlüğe girdi. 1982 anayasası tam 19 kez değiştirildi, 177 maddenin 113’ü elden geçti ama sonuçta 1982 askeri darbe anayasası olarak kaldı.

    2021’de seçilen Anayasa Kongresi’nde merkezdeki sistem partileri fazla varlık gösteremedi. Ağırlıkla bağımsız adaylardan oluşan bir kongre oluştu. Kongre yüzde 78’lik rekor bir katılımla seçildi. Pandemi nedeniyle ikinci planda kalan Kongre şimdi yeni başkan ile birlikte canlanacak gibi duruyor.

    Üzerinde çalışılan konular zaten yeni Başkan’ın reform programı gibi: Madencilik faaliyetleri nasıl düzenlenmeli? Yerel yönetimlerin madencilik lisansları konusunda ne tür yetkileri olmalı? Şili başkanlık sisteminden çıkmalı mı? Doğanın hakkı olmalı mı? Gelecek kuşakların hakları nasıl garanti altına alınmalı? Madenler ve su konusunda özelleştirmeden geri dönülmeli mi?

    Ama doğrusu ya ben en çok yeni başkanın ikinci tur seçimlere giderken söylediği “Şili neoliberalizmin beşiğiyse, şimdi de mezarı olacak”(If Chile was the cradle of neoliberalism, now it will also be its grave) sözü üzerinde düşünmek gerektiği kanısındayım. 2008 küresel finansal krizi sonrasında en kötü etkilenen grupların başında emekliler ve tüm çalışanlar geldi. Bir tek bireysel emeklilik sistemi (BES)’nin geçerli olduğu Şili’de çalışanların birikimli hesapları finansal piyasalardaki çalkantılardan olumsuz etkilendi.

    Yeni başkanın sosyal korunma ağını güçlendirme vaadi bu çerçevede Türkiye gibi ülkeler için de önemli. Pandemi ile birlikte yoksulluğun yeniden artmaya başladığı bir ülke oldu Şili. Aynı Türkiye gibi. Doğrusu Şili halkının değişim korkusunu üstünden atmasında bu gelecek endişesi önemli bir rol oynamış gibi duruyor.

    Bakır ve lityum fiyatlarındaki artış yeşil sanayi devrimine geçişi zorlaştırıyor

    İkinci olarak ise, eğer yeşil sanayi devrimi ile birlikte gelecek elektrifikasyon olacak ise, bu durumda, bakır, lityum, kobalt, alüminyum gibi madenlere olan ihtiyaç azalmayacak artacak. Petrol fiyatlarındaki artış hidrokarbonlardan uzaklaşmayı kolaylaştıracakken, bakır ve lityum fiyatlarındaki artış ise yeşil sanayi devrimine geçişi zorlaştıracak. Şili esas olarak madencilikle zenginleşmiş bir ülke. Bakır hep önemliydi, şimdi lityumun nasıl çıkartılacağı konusu orada milli bir mesele bir nevi. Mevcut anayasanın madenler ve su dahil tüm doğal kaynakların özel şirketler eliyle işletilmesi vurgusu “neoliberalizm” nefretini büyüten faktörlerden biri sanki.

    Zorluk nerede? Zorluk Şili’deki kutuplaşmada esasen. 19 Aralık seçimleri 56/44 sonuçlandı. Şili’de pragmatik bir biçimde merkezin yeniden inşası günün konusu. Yeni anayasa yazma süreci bu açıdan karşılıklı diyalog için güzel bir fırsat gibi duruyor yeni başkan açısından baktığınızda. Bölünmüş toplumda, reform zor ama yeni başkanın vakti var.

    “Bugün yaşadığımız ekonomik sıkıntıların kaynağında dünün siyasi tercihlerinin yattığını unutmayın”

    Şili’de 2019’dan 2021’e kadar gelen süreci nasıl tarif etmek gerekir. Öyle anlaşılıyor ki, Şili halkı, bugün yaşadığı ekonomik sıkıntıların kaynağında dünün siyasi tercihlerinin yattığının farkında öncelikle.

    Sıkıntıların kaynağı tek başına ekonomi değil, dünün siyasi tercihleri. Bugün hareket kabiliyetini, dün alınan kararlar zorlaştırıyor. O nedenle ekonomik olanın çözümü, ekonomide değil siyasette yatıyor. Bir tür “dün yediğiniz hurmalar, bugün bir yerinizi tırmalar” durumu, nazik bir biçimde ifade etmem gerekirse. Aynen.

    Alın Türkiye’de elektrik ve doğal gaz zammını. Doğrudur doğal gaz fiyatları çok hızlı artıyor ve Türkiye yaklaşık bir yıldır doğal gaz fiyatlarındaki artışı halka yansıtmıyordu. Bu sayede, 2019 Haziran’ı ile 2021 Haziran’ı arasında Amerika’ya demir çelik ihracatımız 3 milyar doları aşarak patladı aslında. Böylece Amerikan demir çelik ithalatını ucuzlattık, Amerikalıların faturasının bir bölümünü biz cebimizden ödemiş olduk. Gereksiz bir cömertlikti doğrusu.

    Ancak herhalde şunu da unutmamak lazım, bu doğal gaz çevrim santrallerinin finansmanını bankalarımızın elektrik fiyatlarının Dolar ve Euro üzerinden artacağını düşünerek tasarlamasına imkan vermeseydik, gereksiz bir ek kur şokuna özelikle 2021’de bile bile sebep olmamış olsaydık, bu kadar yüksek bir elektrik fiyatı artışı olur muydu? Olmazdı.

    Yeterince düşünmemekten kaynaklanan, beklenmeyen etkiler işte. Ama can acıtıyor doğrusu. Hep şu “cebimizden beş kuruş çıkmadan neler neler yapıyoruz” hatalı tespiti bakın Türkiye’yi nereye getirdi. Türkiye’nin bu kamu özel işbirliği projeleri ile bir biçimde yüzleşmesi gerekecek sonuçta. Derdin kaynağı hep aynı. Nedir? Siyasi tercihler sebep, fahiş elektrik zammı netice.

    Yeşil sanayi devrimi, tarım, sanayi, hizmetler, madencilik tüm sektörlerde teknolojik yenilenme anlamına geliyor. Bu teknolojik değişim sürecinin aynı pandemi gibi asimetrik etkileri olacağını artık düne göre daha iyi görüyoruz. Bizim gibi ülkelerde bu tür sermaye yoğun bir iktisadi dönüşüm sürecini yönetmek daha da zor. Şili gibi madencilikle zenginleşen bir ülkenin kendini yeşil dönüşüme uyarlaması bakalım nasıl olacak?

    Ancak pandemi bizim gibi ülkelerde sosyal korunma ağının ne kadar önemli olduğunu hepimize gösterdi sanırım. Hem Şili’de hem Türkiye’de. Sağlık sistemine daha kolay ve ücretsiz erişimden yaşlı ve çocuk bakımına, kırılgan grupların sağlıklı gıdaya erişiminden gıda sisteminin dayanıklılığını artırmaya pek çok yeni meselemiz var. Doğrusu Şili’de olanın bizim gibi ülkelere özgü yanına daha dikkatli bakmakta fayda var.

     

    Bu köşe yazısı 03.01.2022 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır