Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Kurdaki sakinlik nereye evrilir?

    Fatih Özatay, Dr.21 Ekim 2022 - Okunma Sayısı: 1013

    Döviz kurunun ileride alabileceği değerin öngörülmesinin zorluklarından söz ediyordum. Örnek olarak da Trump’un attığı tweet mesajları sonrasında liranın birkaç gün içinde dolar karşısında yüksek oranda değer kaybetmesini göstermiştim. Trump’un Türkiye’yi tehdit eden tweet mesajları atacağını kim öngörebilirdi? Hadi öngören oldu diyelim, zamanlamasını nasıl bilebilirdi? Keza zamanın başbakanı Bülent Ecevit’in 19 Şubat 2021’de toplanan Milli Güvenlik Konseyi sonrasında ‘siyasi kriz’ türünden bir açıklama yapacağı da öngörülemezdi. O açıklamadan sonra dolar lira karşısından aldı başını gitti.

    Hem Trump’un tweet mesajları hem de rahmetli Ecevit’in açıklaması birer tetikleyici unsur oldu. Bu tür tetikleyici unsurların döviz kurunu sıçratabilmeleri için önemli ekonomik kırılganlıklar olması gerekiyor. Kırılganlıkları azaltıcı bir iktisat politikası yoksa kırılganlık düzeyi giderek artıyor. Hele bir de uluslararası koşullar olumsuz yönde gelişiyorsa. Mesela enerji fiyatları yükseliyordur ya da büyük merkez bankaları faiz artırıyorlardır. Bu kırılganlıkların birikmesiyle herhangi bir andaki ekonomik durum sürdürülemez hale geliyor. İktisat kuramına ve ülke deneyimlerine dayanarak herhangi bir ekonomideki mevcut durumun ne ölçüde kırılgan olduğunu söylemek mümkün. Ama ne zaman kırılacağını belirtmek falcılığa giriyor. Bu anlamda döviz kurunun ileride alabileceği değerler hakkında konuşmak çok zor bir iş. Ama ne yönde hareket edebileceğini söylemek mümkün elbette.

    Peki, dalgalı döviz kuru rejimi yerine sabit ya da artış oranı sabit döviz kuru rejimi uygulansa daha iyi olmaz mı? Sabit kur rejimleri ve bu rejimlerin türevleri bizim gibi aşırı derecede dolarlaşmış ülkelerde çok önemli bir değişken haline gelen döviz kurunun nasıl hareket edeceği hakkındaki belirsizliği ortadan kaldırma potansiyeline sahipler. Sürdürülebilirse, bu tür bir rejimaltında tasarruf, yatırım, ithalat ve ihracat kararlarının daha sağlıklı alınacağı açık. Öte yandan enflasyonu düşürmek için de biçilmiş kaftan sabit kur rejimleri ve türevleri. Ancak yukarıda sözünü ettiğim zafiyet bu rejimler için de geçerli. Ekonomide önemli kırılganlıklar varsa sabit kur rejimleri de sürdürülebilir olmuyorlar. Geçmişten verdiğim iki örnekten ikincisi -2001 kur patlaması- tam da böyle bir rejim hüküm sürüyorken gerçekleşti.

    Bugünün Türkiye’sine gelirsek durum şu: Son haftalarda dolar kurunda önemli bir sakinlik var. Çok dar bir bantta dalgalanıyor. Sürdürülebileceğine güvenilmesi halinde ekonomi açısından -hele şu azgın enflasyon ortamında, oldukça yararlı olacağı açık. Ancak sürdürülebilmesi, ilk bakışta, iki koşuldan en az birinin sağlanmasına bağlı: Birincisi, bol miktarda döviz rezerviniz olmalı. Şu anda olmasa bile, rezerv artışının eli kulağında olması gerekiyor. İkincisi, dövize talebi çok düşük düzeyde tutabilmelisiniz. Bunu sağlayacak faiz silahı kullanılamadığına göre başka yollarla bu talebi kesmelisiniz.

    Uzun bir süredir döviz talebini kesmek için ‘başka yolların (ağırlıklı olarak makro ihtiyati politikalar ile ‘telefon diplomasisi’ benzeri yöntemlerin)’ kullanıldığını görüyoruz. Son haftalarda ise döviz rezervini artıracak ya da yurtdışından sermaye girişine yol açacak bazı gelişmeler yaşanıyor. Bu, daha çok dış politika ile ilgili; ahkâm kesmek bana düşmez. Ancak ilkinin, yani başka yolların, şimdilik döviz talebini azaltsa bile ekonomideki kırılganlıkları artırdığını da görmek gerekiyor.

     

     

    Bu köşe yazısı 20.10.2022 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır