Arşiv

  • Şubat 2024 (16)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)
  • Mayıs 2023 (9)
  • Nisan 2023 (9)
  • Mart 2023 (11)

    Makule dönüşün karşılaşabileceği güçlükler

    Fatih Özatay, Dr.14 Nisan 2023 - Okunma Sayısı: 389

    Seçim sonrasında uygulanabilecek ekonomi programları alternatiflerini tartışmaya başlamıştım Salı günü. Makule dönülmesi halinde liranın ana eğiliminin (reel olarak) değerlenme yönünde olacağını nedenleriyle belirtmiştim. Farklı senaryolar da vardı: Yarı makule dönüş, şu anda uygulanan sürdürülemez ekonomi programının sürdürülmeye çalışılması, tamamıyla kontrol ekonomisine geçilmesi gibi. Açıklanan programlara bakınca, makule dönüş, Millet İttifakı’nın her iki seçimi de kazanması halinde gerçekleşebilecek senaryoydu. Diğer üç senaryo ise, Cumhur İttifakı her iki seçimi de kazanırsa ortaya çıkma ihtimalleri olan senaryolardı. Bir de, özellikle yerel seçime kadar, ekonomide belirgin oynaklıkların yaşanabileceği, bir seçimi bir ittifakının, diğerini ise öbür ittifakın kazanma senaryosu vardı. ‘Seçim kazanmak’ derken, Cumhurbaşkanlığı seçimi için ne kastedildiği açık. Parlamento için ise parlamentoda çoğunluğun desteğine sahip olan bir hükümetten söz ediyorum.

    Makule dönüş senaryosu ne gibi güçlüklerle karşılaşabilir? Bu soruyla ilgiliyim bugün. Açık ki, makule dönüş senaryoları için geçerli olacak zorluklar diğer senaryolar için haydi haydi söz konusu olacak. Bu nedenle, ekonomi açısından en iyi sonuçları doğurmaya aday senaryonun karşılaşabileceği zorlukları tartışmak yeterli olacak. İlk akla gelen zorluk, şu anda oldukça yüksek olan dış ticaret açığımızın ve cari açığımızın yaratabilecekleri olumsuz etkiler. İki açıdan ele almak gerekiyor; döviz kuru ve ekonominin tümü açılarından.

    Günümüzde döviz arz ve talebini etkileyen temel unsur sermaye hareketleri, dış ticaret değil. Tüm dünyanın bir yıllık ticaret hacminden doğan döviz hareketleri, neredeyse sadece bir günde sermaye hareketlerince yaratılıyor. İkincisi, son on iki ayda 25 milyar dolarlık altın ithalatı yaptık. Ekonomide makule dönüş halinde, altın ithalatının arkasındaki temel nedenler ortadan kalkacak; çarpıcı bir düşüş gerçekleşecek. Üçüncüsü, geçmişte Türkiye yüksek miktarda cari açık verirken bile liranın reel olarak değerlenme baskısı altında kaldığı çok dönem var. Dolayısıyla, liranın (reel olarak) değerleneceği ana eğilimi değiştirecek güçlükler değil bunlar. Olsa olsa bu ana eğilimin eğimini –daha az değerlenme eğilimi gibi, etkileyebilirler ve ana eğilim etrafında oynaklığa neden olabilirler.

    Yerli paranın reel olarak değerlenmesinin hem olumlu hem de olumsuz yönleri var. Enflasyon çok yüksek; resmi olanı bile öyle. Geniş halk kesimlerini çok olumsuz etkiliyor. Değerlenme eğilimi, enflasyonun düşürülmesinde önemli bir rol oynar. Enflasyondaki düşüş belirginleştikçe, enflasyonun düşeceğine ve dolayısıyla programa duyulan güven yükselir. TCMB daha hızlı faiz düşürebilir. Bu açıdan bakıldığında değerlenme eğilimi olumlu olur. Öte yandan, ihracatı cezalandırıcı, ithalatı ise artırıcı bir gelişme, ulusal paranın reel olarak değerlenmesi. Bu olumsuzluğu en aza indirebilmek açısından yapılabilecekler var. Birincisi, reel değerlenme eğilimine yol açan sermaye girişleri TCMB’nin döviz rezervlerini artırmak için önemli bir fırsat sunar. TCMB döviz alır; hem rezervi artar hem de değerlenmeyle mücadele etmiş olur. İkincisi, sermaye girişlerinin ve yurtiçi kredi arzını arzulanandan daha fazla artırması halinde BDDK’nın devreye girmesi gerekir. Zira kredide aşırı yükseliş, ithalat talebini patlatır. Özellikle verimliliği artırıcı politikaların meyvelerini vermesiyle, dış ticaret açığının yerli paranın reel değerine olan bağımlılığının bir miktar törpüleneceği de not edilmeli.

    Büyük merkez bankaları faiz artırıyorlar. Neden Türkiye bu koşullarda özellikle tahvil ve hisse senedi almak isteyen yabacılar için çekici olsun? Ayrıca, ABD’de finans sektöründe sorunlar yaşanıyor. Bu sorunlar büyürse? Büyük merkez bankaları faiz artırım sürecinin sonuna gelmek üzereler. Dış faizlerdeki artış sınırlı olacak bundan sonra. Döviz cinsinden borçlanma faizimize belirleyen iki unsur var: Riskimiz ve yabancı faizler. Makule dönüldüğünde ilkindeki düşüş, ikincisindeki artıştan daha fazla olacaktır. Finans sektöründeki sorunlar yaygınlaşırsa –ki bu risk var, durum farklı elbette. Bizim gibi ülkeler açısından önemli bir sorun kaynağı. Devam edeceğim.

     

    Bu köşe yazısı 13.04.2023 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır