Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Yeşil finansman kanalındaki tıkanıklığa artık sıra gelir mi?

    Güven Sak, Dr.22 Ağustos 2023 - Okunma Sayısı: 987

    Seçimden sonra artık herkes hakikati öğrenmiş oldu: Türkiye, 2018’den beri, ekonomide rasyonel olmayan (akıl dışı) işler yapıyordu. Seçimden sonra, Türkiye, akıl yoluna dönmeye karar verdi. Neden? İşler yolunda gitmediği için, deniz artık hakikaten bittiği için elbette. İşler yolunda olsaydı, Kavcıoğlu bakan olurdu. Olmadı. Türkiye çukur kazmayı bırakmaya karar verdi.

    Ancak akıl dışı kararlar silsilesinden bir kere de çıkmanın bile kolay olmadığını bu ara öğrendik. Nedir? Çukur kazmayı bırakmak yetmez, çukurdan nasıl çıkacağınızı da planlamanız lazım. Şimdi çukurdan çıkma patikası biçimleniyor sanki. Ama hala ortada bundan sonrası için bir yol haritası, herkesi heyecanlandıracak ileriye yönelik bir anlatı yok.

    Bugün aklımdaki soruyu başlığa yazdım. İleriye yönelik bu anlatı, aslında yapısal reform gündeminin şekillenmesi için önemli. Doğrusu ya, ben yeşil finansman kanalındaki tıkanıklığın kısa vadede en önemli problemimiz olduğu kanaatindeyim. Türkiye, İller Bankası dahil kalkınma ve yatırım bankalarını elden geçirmeden bu çukurdan zor çıkar. Anlatacağım.

    Peki, ama fark nerede?

    Ama bugün içinde bulunduğumuz durumla ilgili bir tespit yapayım, müsaadenizle. Ne oluyor bugünlerde? Malum faiz inince kur patlamıştı. Sonra kurdaki patlamayı kontrol etmek için Kur Korumalı Mevduat (KKM) ucubesi çıktı. KKM’yi bize “liralaşma” diye yutturmaya kalkmıştı dönemin liyakatsiz yöneticileri. Sonra KKM kontrolden çıktı. Geleceğimizi yutmaya başladı.

    Dün döviz tevdiat hesaplarından KKM’ye geçelim istenildi. Şimdi KKM’den Türk Lirası mevduat hesaplarına geçelim diye düzenleme yapıldı. Neymiş? KKM liralaşma filan değilmiş. Neymiş? Milletin hayatını zorlaştırmak için kumpas kurmakmış. Yaşadık görüyoruz. Şimdi hatadan dönüyoruz.

    Türkiye ekonomisini yakından takip eden bir yabancı dostuma geçen gün “Peki, ama arada bir fark görüyor musun?” diye sordum, öyle ya, dün de akıl dışı tedbirler manzumesi için biz tam da bu araç setini kullanıyorduk. Bankaları birtakım işleri yapmaya zorluyor, bilanço kararlarını doğrudan etkilemeye çalışıyorduk. Bugün de aynısını yapıyoruz, istediğimizi yapmazlarsa bir ceza koyuyoruz falan filan.

    “Ben rahatsız olmuyorum çünkü arada bir fark görüyorum” dedi dostum. “Dün bu araç seti kullanılarak gelişigüzel tedbirler alınıyordu, ortada bir insicam yoktu. Şimdi ise ileriye yönelik bir hedefle uyumlu bir dizi tedbir alınıyor” diye ekledi.

    “Öyle görünüyor ki, karar alıcılar Türkiye ekonomisini yavaşlatarak enflasyon beklentilerini hızla aşağıya çekmek istiyorlar, sonuçta bir noktada Merkez Bankası’nın politika faizi ile enflasyon beklentileri örtüşecek diye düşünüyorlar. Bu kısa vadede olmaz, sence Türkiye’nin böyle bir intibak süreci için yeterince sabrı var mı?” diye de sordu.

    İntibak sürecinin uzunluğunu, akıl dışı tedbirler için kullanılan araç setinin akla uygun kullanımı yanında Merkez Bankası’nın politika faizini nasıl arttıracağı da belirleyecek. 24 Ağustos adımı ikna edici olursa neden olmasın? Bakalım bu hafta göreceğiz.

    Bozulan idareler arası koordinasyon bu çukurdan çıkmayı zorlaştırıyor

    Türkiye’nin kamu idaresinde dün bir denge vardı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte eski alıştığımız ahenk ve iş yapma biçimi bozuldu. Bozulanın yerine de yeni bir uyum mekanizması konmadı. Bugün bir halden ötekine geçerken ortadaki zorluklardan biri de bu işleyiş biçimi aslında.

    Dün mesela Maliye Bakanı’nın başka bakanlıkların, idarelerin bütçeye yük getiren düzenlemelerini takip edebilmesi için bir mekanizma vardı. Her düzenleme Bakanlar Kurulu’na gelirdi. Maliye Bakanı hangi konuyu sümen altı edeceğini kontrol edebilirdi. Bakanlar Kurulu’nda sorumluluk ortaktı. Bir bakan imza atmazsa karar çıkmazdı.

    Şimdi öyle değil. Akşamdan sabaha Maliye Bakanı görmeden bir kamu görevlisinin tek yetkiliye bir kağıt imzalatıp oldu bitti yaratmasını engelleyecek bir mekanizma bu yeni sistemde halen yok. Meclis’ten durumu takip edeyim deseniz, o da kolay değil. Bir mekanizma yok. O nedenle, herhangi bir programa uymayan, merkezi kontrolden kaçan, manasız kararların birden belirebilme ihtimali çok yüksek.

    Şimdi böyle bir ortamda, bu sistemi inşa etmeden ileriye yönelik bir anlatı içeren bir programı ortaya koymak bile çok riskli. Programın aynı geçmişin IMF programları gibi her idareye ne yapacağını anlatan son derece ayrıntılı eylem adımları içermesi lazım. Yoksa hata yapma ihtimali çok fazla.

    Nedir? Çukurdan nasıl çıkılacağına ilişkin bir patikayı bu sistemle tasarlamak çok daha zor ve riskli. Ama imkânsız değil tabii. Ne yapmak lazım? Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Cumhurbaşkanlığı’nın örgütlenme biçimini gözden geçirmek ve kontrolü orada kurmak lazım.

    Doğrusu ya ben peşrevden şarkıya geçme sürecini uzatan faktörlerden birinin de ortadaki bu sistemsizlik olduğunu düşünüyorum. Sabah sabah bir bakıyorsunuz, gazetede önceden düşünülmemiş, gözden kaç(ırıl)mış bir karar. Sinir bozucu tabii.

    İller Bankası’nı ele almadan önümüz açılmaz

    Yapısal reform gündeminin de Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bağımsızlığı gibi son derece basit bir tarafı var elbette. Ama doğrusu ya, zor tarafı da var. Yeşil dönüşüm süreci, Gümrük Birliği modernizasyonun merkezinde yer alan dekarbonizasyon ve dijitalizasyon gündemi Türkiye’nin ileriye yönelik anlatısında son derece önemli olacak. Bütün bakanlıkları aynı hedef etrafında toplayacak eylem adımları tasarlama gereği ortada.

    Yeşil dönüşüm sürecini düşünürken daha çok İklim Kanunu, emisyon ticaret sisteminin tasarımı, yeşil finansman için yeşil sınıflandırmanın hazırlanması gibi adımlar ilk önce akla geliyor. Halbuki yeşil finansman söz konusu olduğunda ilk anda Dünya Bankası, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) gibi uluslararası finansman kuruluşları (IFIs) önem taşıyor.

    Şimdi yarın deprem sonrası imarı da içeren yeşil dönüşüm projeleri için Dünya Bankası’ndan mesela 20 milyar dolar isteseniz, bu paranın daha fazlasını bile bulabilirsiniz. Ukrayna Savaşı sonrası EBRD de büyük tutarlar için istekli olabilir. Ama memlekete ne kadar yabancı kaynak gireceği, onların vereceği tutarla değil, Türkiye’nin kalkınma ve yatırım bankalarının böyle büyük tutarların ne kadarını ne sürede proses edebileceği ile yakından alakalı.

    İller Bankası da bir kalkınma ve yatırım bankası ve bilenlerin söylediğine göre dağıtabileceği yaklaşık 12,5 milyar dolar var portföyünde ama yıllık kullanım tutarı yalnızca 150 milyon dolar.  Neden? İller Bankası ve Türkiye’nin kalkınma ve yatırım bankalarının risk üstlenmemesinden, kendi bilançolarını yönetmek üzere örgütlenmemiş olmalarından. Gelen kaynağı kullandıran bir proje yönetim birimi olmayı tercih etmelerinden.

    Türkiye 2001 krizi sonrasında ticari bankacılığı yeniden düzenleyen bir yapısal reform süreci başlatmıştı. Bu kez sanırım işe kalkınma ve yatırım bankacılığı reformu ile başlamak gerekecek. Yeşil dönüşüm gündeminin birincil operasyonel problemi burada. Yeşil finansman kaynaklarının dağıtım kanalındaki tıkanıklığını açmadan Türkiye tempolu bir yeşil dönüşüm sürecine giremez. Kömürden çıkış tarihini açıklasak, 2053 net sıfır hedefi için atılması gereken adımları süratle uygulamaya koysak bile olmaz

    Biz yabancı para girişi rahatlasın, kur patlamasın, şirketler ihracat bağlantılarını ithalat yapamayabiliriz diye iptal etmesin diye çukur kazmayı bırakmadık mı? Bıraktık. Şimdi neden memlekete yabancı para kaynağı akıtmak için tasarlanmış bir mekanizmadaki aksaklığa öncelikle odaklanmıyoruz. Kalkınma ve yatırım bankaları bu dönemde yapısal dönüşüm için gereken yeşil finansman kaynaklarının memlekette dağıtılmasında son derece önemli bir rol oynayacaklar. Bana kalırsa daha fazla ilgi görmeleri, üzerlerinde düşünülmesi gerekiyor. Bu performansla olmaz.

    Bakın söylemiş olayım. Aklınızda bulunsun.

    İşlerin istediğiniz gibi yoluna girmiyor olması, işlerin yoluna girmekte olmadığı anlamına gelmez

    Bütün zorluklarına rağmen, çukurun içinde olduğunun farkına varıp kazmaktan vazgeçmek son derece kıymetli. Akıl dışı işlerin yapılmasına vaziyet eden liyakatsiz kadrolara yol vermek olumlu. Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin stratejik önceliği olduğunun ve NATO’nun Türkiye için kıymetinin farkına varmak önemli. Ama daha çok işimiz var doğrusu. Bir türlü enflasyonla mücadele gibi basit işlerden daha zor yapısal reform gündemine gelemiyoruz.

    Benim bu hafta anladığım şudur: İşlerin sizin beklediğiniz hızla yoluna girmiyor olması, işlerin yoluna girmekte olmadığı anlamına gelmez. Sürecin kendisinden kaynaklanan birden fazla kısıt var ortada ve unutmayın daha Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulları bile elden geçiril(e)medi. Bekliyoruz bakalım.

     

     

    Bu köşe yazısı 21.08.2023 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır