Arşiv

  • Ekim 2020 (9)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Bir bilenden tavsiyeler

    Fatih Özatay, Dr.05 Nisan 2007 - Okunma Sayısı: 1368

     

    Merkez Bankası, kriz sonrasında, bazı ekonomistlerce yüksek faiz politikası uygulamakla eleştirildi. Aslında o dönemde faizlerin 'yeteri kadar' yükseltilemediğini itiraf edeyim. Mesela 2006'nın başlarında yüzde 13'lerdeydi faiz haddi. Oysa şimdilerde yüzde 20'lerde.

    Bu 'başarısızlıktan' aldığım dersle ve 2001'in mayıs ayının ortasından 2006'nın nisan ayına kadar olan dönemdeki para politikası uygulamasının yakın bir tanığı olarak, bundan sonra da yüksek faiz politikası uygulamak isteyenlere izninizle bazı önerilerim olacak. Evet, nasıl uygulanır yüksek faiz politikası?

    Bu soruyu yanıtlamaya geçmeden önce önemli bir noktaya değinmekte yarar var. Merkez bankalarının belirledikleri faiz oranları, bankalarla yapacakları işlemlerde geçerli olan faiz oranları. Bizim Merkez Bankası için bu oran gecelik faiz oranı. Oysa ekonomik birimlerin kararlarını belirleyen faiz, bu faiz değil. Merkez Bankası gecelik faizini saptayarak bu tür kararlarda dikkate alınan faiz oranlarını etkilemek istiyor. Dolayısıyla yüksek faiz politikası uygulanmak isteniyorsa, alınacak Merkez Bankası kararlarının piyasalarda faiz haddini yükseltmesine çalışmak gerekiyor.

    En iyisi, daha iyi anlaşılabilmesi için önerilerimin, teorik genel bir çerçeve çizmeyeyim; sadece bugünkü koşullar altında yüksek faiz politikasının nasıl uygulanabileceğini tartışayım.

    Mevcut koşullar altında yüksek faiz politikası uygulamanın birinci altın kuralı, piyasaların 'kafasını' karıştırmayacak, 'bunu yaparken neyi amaçlamış olabilir' diye tartışmalara yol açmayacak biçimde Merkez Bankası faizlerini keskin biçimde düşürmektir. Mesela, yarından tezi yok, Para Politikası Kurulu toplanıp, gecelik faizleri yüzde 9'a çekebilir. Bu kadar keskin düşüş olmaz diyorsanız, yüzde 11'de olabilir bu oran.

    İkinci altın kural, neyin amaçlandığının iletişim politikası yoluyla iyi bir şekilde anlatılmasıdır ki, gerçekten piyasa faiz hadlerinin önemli miktarda yükselmesinin istendiği anlaşılsın. Mesela, son altı yıl içinde 25 milyar dolardan 85 milyar dolara yükselmesine karşın ihracatımızın, hâlâ cari işlemler açığımızın çok yüksek olduğu belirtilebilir. Ek olarak yüksek işsizlik düzeyinden söz edilebilir. Bunlar, kimsenin karşı çıkamayacağı doğrulardır.
    Enflasyonun aslında bir düşüş patikasına girdiğinden söz etmemek gerekir. Zira bu durumda 'bunlar gene sadece enflasyon diyorlar, adam olmayacaklar' düşüncesi yaratılabilir. Bu düşünceye kapılmayacaklar olsa bile, bu sefer aslında enflasyon düşüyor muydu, düşmüyor muydu tartışması gündeme düşebilir. Asıl amacı ön planda tutmak için zinhar enflasyonun sözünü etmemek gerekir.

    Daha etkili olmasını istiyorsanız uygulayacağınız politikanın, faizleri çarpıcı biçimde düşürdüğünüz gün bir de yüklü döviz müdahalesi yapmak elzemdir. Mesela piyasaya aniden girip en az 10 milyar dolar satın almak gerekir. Böylece yapılacak açıklamadaki cari işlemler vurgusu daha iyi anlaşılır hale gelir. Neden döviz müdahalesi yapıldığının anlatıldığı duyuruda ise hiç oynaklık falan denmemelidir, kafalar yine karışır. Liranın ne kadar da değerli olduğunu anlatmak kâfidir.

    Ama dikkat: Yüksek faiz politikasında önceliği Hazine bürokratlarına kaptırmamak gerekir. Bağımsızlık sorgulanır sonra. Onların ani bir atakla, faiz dışı fazla hedefinin çok olduğunu ve artık faiz dışında fazla verilmeyeceğini açıklamalarının önünü de kesmek gerekir. Bu durumda faiz duyurusunda, maliye politikasının ne kadar sıkı olduğundan şikâyet edilmelidir. Hatta borçlanma politikasına da el atılabilir. Hazine'ye, iç borcunun tümünü döviz cinsinden borca çevirmesi öğütlenebilir.

     

    Bu köşe yazısı 05.04.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır