Arşiv

  • Temmuz 2024 (11)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    Mugabe, Putin ya da Chavez olamayacağını yoksa bilmiyor mu

    Güven Sak, Dr.19 Temmuz 2008 - Okunma Sayısı: 1122

     

    Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Temmuz'un 11'inde Zimbabwe konusunda anlaşamadı. Rusya ve Çin, son zamanlarda, ender görülen bir işbirliği sergileyerek, Zimbabwe'ye iktisadi yaptırımlar uygulanması ve Mugabe'ye seyahat kısıtlaması getirilmesi konusundaki karar taslağını veto ettiler. Böylece Mugabe'nin halli Zimbabwe'nin ulusal meselesi olarak kaldı. Ortadaki haberlere bakılırsa, Mugabe, Putin-Chavez çağında bir şansı olabileceğini düşünüyor olabilir. Ama yok. Gelin bakın neden yok? Biz bu memlekette esasen bir kıta olarak Afrika ile pek ilgilenmeyiz. İlgilenmeyiz deyince, Afrika'da hangi ülkelerin olduğunu dahi pek bilmeyiz. Mesela siz Zimbabwe'yi biliyor musunuz? Zimbabwe, Afrika'nın güneyinde bir kara devleti. Güney Afrika Cumhuriyeti'nin komşusu. Zambezi ve Limpopo nehirlerinin arasında. Büyüklüğü Türkiye'nin yaklaşık yarısı kadar. Nüfusu ise 13 milyon kişi civarında. Milli geliri ise 2.2 milyar dolar tutarında. Kişi başına 200 dolar bile etmiyor. Bu satırların yazarı Afrika'yı bilmez ama Robert Mugabe adını 1970'lerin ikinci yarısından pek iyi hatırlıyor. Aklında kalan onun bir halk kahramanı olduğuydu. Doğrusu ya, son günlerde olup bitenleri bu nedenle ibretlik bir hikaye olarak takip ediyor. Mugabe, halen Zimbabwe'nin cumhurbaşkanı gibi davranıyor. Herkes 2008 seçimlerini "kazanamadığını" söylerken, o en son "Nedir yani? (oy pusulasının üzerine konan) bir çarpı işareti nedeniyle mi kavgayı kaybedeceğim" diyerek, engin demokrasi deneyimini ortaya koydu. Kendisi bugünlerde 84 yaşında. O bir eski tüfek. İktidara 1980 yılında silahlı mücadele ile geldi. Zimbabwe Kurtuluş Mücadelesi'nin kahramanıydı. 1980 yılında yeni kurulan Zimbabwe'nin başbakanı olarak halk desteği ile göreve geldiğinde 56 yaşındaydı. Arkasında yaklaşık 10 yıl süren bir direniş tarihi vardı. Rodezya'da ayrılıkçı beyaz egemenliğine karşı savaşıyordu. Kolonyal geçmişin ürünü olan Rodezya'dan Zimbabwe'yi çıkaran mücadelenin parlak önderiydi. Ama sonra anlaşılan iktidarı çok sevdi. Başbakan oluşunun 28. yılında Mugabe hâlâ Zimbabwe'yi yönetmeye devam etmek istiyor. Üstelik bunu artık doğru dürüst yapamıyor. İktidarını uzatacak 2008 seçimlerinde hile yaptığı konusunda derin bir kanaatin oluşmuş olması bile ortadaki yönetim beceriksizliğini gösteriyor. Zimbabwe'de ağız tadıyla seçime düzenli hile karıştırmayı bile bilmiyorlar. Yukarıdaki malumatı temel alarak, iki tespit yapalım, izninizle. İlk tespite hazır mısınız? Devrini tamamlayan diktatörler hiç çekilmiyorlar. Hadi onları orada tutarak, kendi küçük iktidarlarını ya da kabilelelerinin hakimiyetini devam ettirmek isteyen "kifayetsiz muhterisleri" anlıyoruz da, koskocaman tarihi şahsiyetlerin "memleketin bana ihtiyacı var" tribine girmesini anlamakta zorluk çekiyoruz. İnsan, Mugabe'nin öyküsünü okuduğunda, "Ben olmazsam koltuklar kafirlere kalır. Alemin nizamı bozulur" hezeyanına düşmenin, tarihte hep tehlikeli sonuçlar doğurduğu gerçeğini bir kez daha hatırlıyor. Acaba Mugabe akşamları uykuya dalmadan önce ne düşünüyor? 2007 Temmuzu'nda uygulamaya koyduğu fiyat kontrollerinin enflasyonu yüzde bilmem kaç milyona çıkardığını, aç insanların ancak kendi tarlalarında yetiştirdikleri ile hayatlarını idame ettirmeye çalıştıklarını hiç aklına getiriyor mu? Para yerine kupon kullanılan bir ülkede yaşamanın pek de normal olmadığını aklına getiriyor mu? Bütün bunları yapabilmek için kendisinin Putin ya da Chavez olmadığını hiç aklına getiriyor mu? Ülkesinde erkeklerde yaşam beklentisinin 1990'da 67 iken bugün 37'ye inmesinin asıl mesele olduğunu acaba neden hiç düşünmüyor? Nüfusun yüzde 10'dan fazlasının HIV/AIDS hastası olması onu neden rahatsız etmiyor? Neden 13 milyonluk ülkesini esir alıp ille de yönetmeye devam etmek istiyor? Şimdi kendisine sorsanız, mutlaka son derece halis niyetleri vardır. Belki de birinin ona "tarihte birden çok kere hayırları celbedelim derken, fitne ve fesada sebebiyet verildiğini" anlatması gerekiyor. Ne diyelim? Tekrarlayalım, müsaadenizle: İşlevini yerine getirmiş diktatörler giderek çekilmez oluyorlar. Gelelim ikinci tespite: Demokratik olmayan demokratik olandan pek hoşlanmıyor. O vakit demokratik olanın da diğerinden hoşlanmamasında fayda var galiba. Rusya ve Çin, ABD önderliğinde gündeme getirilen Zimbabwe kısıtlamalarına karşı veto kullanıyorlar. Bilelim ki, eğer Venezuella'da Güvenlik Konseyi üyesi olsaydı. O da veto ederdi. Diktatör diktatörü tutuyor. Bugün yolunu şaşırmış Mugabe'nin başına gelenin yarın kendi başına da geleceğini düşünüyor insan herhalde. Son günlerin Amerikan seçimlerinden çıkan temel tartışması, BM işlevini yerine getiremediği için, ülkeler arasında bir Demokrasi Cephesi Birliği oluşturmak değil miydi? Herşey o fikre uygun cereyan ediyor. Garip tecelli! Daha önce de yazmıştık. Dünyada demokrasi dışına çıkmanın hiç de kötü olmadığına dair bir eğilim giderek güçleniyor. Rusya'da ona "yöneten demokrasi" (sovereign democracy) diyorlar. Herhalde dikta diyecek halleri yok. Mugabe eğer bu eğilime bakıp, iktidarını bir süre daha devam ettirebileceğini düşündüyse fena halde yanılıyor. Çünkü "yöneten demokrat"ın otokratlığının kaynağında bir tür halk desteği bulunuyor. Karışıklıktan bıkanlar ani gelen refah artışını olumlu karşılıyorlar. Bu durum iktidarın demokrasi dışı uygulamalarına hoşgörü ile bakılmasına neden oluyor. Yani ne oluyor? Ortada bir refah artışı bulunuyor. Kaynağı önemli değil, önemli olan refah artışının kendisi ve geniş toplum kesimlerince hissedilmesi. Nasıl oluyor da oluyor? Rusya, Çin, Venezüella hepsi de vatandaşlarına bir refah artışı sağlıyorlar. Bunların önemli bir bölümünün elinde bir doğal kaynak ve onun fiyat artışları sonucunda artan rezervler var. Emtia fiyatlarındaki artış, dünyanın bazı yerlerinde, otokrasiyi güçlendiriyor. Ama Zimbabwe'de bunların hiçbiri bulunmuyor. Tarihi, tarihte bir kez doğru okumuş olmak, bir kez daha doğru okumayı sağlamıyor. Rodezya'dan Zimbabwe çıkartırken zamanı doğru okumuş olmak, galiba bugün için yol gösterici olmuyor. Zimbabwe'de olup bitenler bugünlük iç karartıcı ama içinde bir dizi ders barındırıyor. Gören gözler, duyan kulaklar için elbette.


    Bu yazı 19.07.2008 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır