Arşiv

  • Mart 2024 (2)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)
  • Mayıs 2023 (9)
  • Nisan 2023 (9)

    İşbirliği neden rekabet kadar önemli oldu

    Güven Sak, Dr.02 Ağustos 2008 - Okunma Sayısı: 1509

     

    1980'lerin iktisadi politikalarını belirleyen rekabet kavramıydı. Hatırlayın 1970'lerin sonu İngiltere'de Thatcher yıllarıydı. 1980 ABD'nin Reagan'lı yıllarının başlangıcıydı. Aynı dönem Türkiye'de Özal yıllarıydı. O dönemlerin gözde iktisadi politika meselesi serbestleşme ve özelleştirmeydi. Aradan yaklaşık bir 30 yıl geçti. Şimdi geldiğimiz noktada, 21. yüzyılın temel iktisadi politika kavramı işbirliği (cooperation) ve ortak eylem (collective action) olacak gibi duruyor. Peki, rekabetten (competition) işbirliğine (cooperation) geçişi tetikleyen nedir? Kapitalizm kendisi olmaktan mı vazgeçiyor? Hayır. Yalnızca biçim değiştiriyor. Yaklaşık 50 yıldır soldan ve bilumum yeşil-çevreci-küreselleşme karşıtı hareketlerden yükselen eleştirinin, sistemin kodlarına işlenme anı geldi gibi duruyor. Hayat işte böyle devam ediyor, yapılan hiçbir eleştiri boşa gitmiyor. "Zamanı gelmiş fikir" sonunda politika çerçevesini belirliyor. 21. yüzyılı belirleyecek, yeni sol dalganın manası üzerine düşünmeye devam etmeye hazır mısınız? Peki, ne oldu da böyle oldu? Nasıl oldu da rekabetin erdemlerinden bahsederken birdenbire işbirliğinin önemli olduğu bir dünyaya çıkıverdik? Dünün serbestleşme-özelleştirme politikaları iflas etti de bugüne mi çıktık? Hayır. Hemen ilk tespitten başlayalım müsaadenizle, bizi, iktisat politikası çözümlerinde, işbirliği arayışının önemli olduğu, bu yeni döneme serbestleşme ve özelleştirme sürecinin başarısızlığı değil, başarısı getirdi. 1870'lerdeki ilk küreselleşme sürecinden daha derin bir yeni küreselleşme dalgası dünyayı bu sayede sarstı. Avrupa kıtasının batısında biçimlenen uygarlık tüm kürenin uygarlığı haline bu sayede geldi. Oranın yaşama biçimi artık herkesin yaşamına sirayet etti. Beğenelim ya da beğenmeyelim, vaziyet böyle gösteriyor.

    Altüst süreci yaşıyoruz

    Avrasya'nın doğusunun büyük bir hızla Avrasya'nın batısına benzemeye başladığı bir çağdayız şimdilerde. Benzemek derken, giyim tarzları, beslenme biçimleri ve günlük yaşamların örgütlenme biçimi açısından benzemekten bahsediyoruz. Bize kalırsa bunun iki adet sonucu oldu bugünü ve bugünün yeni biçimlenmekte olan iktisat politikası çerçevesini belirleyen. Bunlardan ilkinde birdenbire hızlı bir toplumsal altüst oluş sürecinden geçmeye başladı pek çok ülke. Çin bunlardan biri, bir diğeri ise doğrudan Türkiye. Aslında Fransa dahil, gelişmiş ülkeleri de içine alan bir altüst oluş sürecidir içinde yaşadığımız. Gelin hayatın diğer alanlarını bir kenara bırakalım, doğrudan iktisadi yaşama bakalım. Türkiye'de bir şirketin üretim ve yatırım kararlarını alma biçiminin değişmesi gereken bir dönemde buluverdik kendimizi birdenbire. Türkiye'de belli bir ilde kurulu bir şirket eskiden üretim ve yatırım kararlarını alırken, yalnızca kendi ili ve çevre illerden gelen talebe dayalı planlama yaparken, birdenbire karar alırken, dikkate alması gereken yaşam çevresinin bütün bir dünya olduğunu görüverdi. İletişim ve lojistik teknolojilerindeki gelişme, önümüzdeki 10 yılda bunu daha da çok gerçek haline getirecek.

    Konya'dan Shanghai'ya bağ

    Peki, bu eğilimi engellemek, serbestleşmenin önüne set çekmek mümkün mü? Hayır. Bakın neden hayır? Dünyada internet üzerinden işlem yapan, mal pazarlayıp, mal tedarik eden şirket sayısının 30 milyon olduğunu biliyor muydunuz? Bu ne demektir? Bu KOBİ'lerin (küçük ve orta boy işletmeler) doğrudan küreselleşme sürecine dahil olmaya başlamaları demektir. Onların doğrudan Çin KOBİ'leri ile işlem yapmaya başlamalarıdır. İnternet yalnızca sosyal muhabbeti koyulaştırmak manasında "piyasa yapmak" için değil, doğrudan piyasa yapmak için kullanılan bir araç haline gelmektedir. Bir süre önce, "Ne olur, bu mahkeme kararları ve itişmeler arasında, Türkiye'de gelişme durur mu?" diye sorduğumuzda, ne demiştik? "Milyonlarca insanı 'Hadi bakalım değişiyoruz' diye ayağa kaldırdıktan sonra, 'Pardon biz fikrimizi değiştirdik' demek mümkün değildir." Durum aynı durumdur. Demek ki neymiş? Küreselleşme süreci, herkese açık hale gelmek manasında, "demokratikleşmesi" dünyamızda son derece hızlı bir sosyal değişim süreci yaratmış. Dün kapalı kapılar ardında kolaylıkla alınabilen bazı kararları şimdi son derece karmaşık kararlar haline getirmiş. Bu durumda ikinci tespit şudur: Şirketlerin üretim ve yatırım kararları karmaşıklaştıkça kamu ve özel sektör arasında diyalog mekanizmaları inşa etmek rekabetin sağlıklı şartlarda devamı için şarttır. Konya'da alınmakta olan üretim ve yatırım kararları artık Shanghai ya da Saigon'da alınmakta olan üretim ve yatırım kararlarından bağımsız değildir. Kamu ve özel sektör arasında yeni işbirliği mekanizmalarını zorunlu kılan, bizatihi küreselleşme sürecinin getirdiği yeni rekabet ortamıdır. Çin'de daha evvelki gün Cumhurbaşkanı Hu Jintao, Çin şirketlerinin teknolojik sıçrayışını anlatıyordu televizyon kameraları önünde. Oradaki rekabet gücü artış hızına kimsenin kayıtsız kalmasının mümkün olmadığı bir dönemdeyiz. İşbirliği kavramının rekabetin yerini almış görünmesi, rekabetin yerine işbirliğinin geçtiğini göstermez. Yerküremiz rekabet için işbirliğine ihtiyaç duymaktadır. Dün solun kavram kutusundaki fikirlerle gelişen çerçevenin bugün yaygınlık kazanmaya başlamasının ilk nedeni galiba burada. Bu, günün ikinci tespitidir.   Peki, işbirliğinin ve kamu eliyle ortak eylem planlamasının öne çıkmasının tek nedeni, içinden geçtiğimiz bu hızlı atüst oluş süreci midir? Şirketler kesimi için bu altüst oluşun tek manası karar alma süreçlerinin karmaşıklaşması mıdır? Elbette hayır. Hızlı değişim aynı zamanda dünyamızı birdenbire daha kalabalık bir gezegen haline getirdi. Bu kalabalıklaşmanın nüfus artış hızı ile hiçbir alakası yok. Uygarlığımızın ortalama bireyinin yaşama biçimini benimseyen yeni yüz milyonların belirmesi dünyamızı birdenbire kalabalıklaştırdı. Birdenbire Jeffref Sachs'ın yeni kitabında (Economics for a Crowded Planet) anlattığı gibi kalabalık dünya için bir yeni iktisada ihtiyaç duymaya başladık. "Kalabalık dünyadaki ortak kaderimiz" için ortak eylem zarureti belirdi.

    Çevrecilerin felaket uyarısı

    Yaklaşık 60 yıldır bilumum çevreci hareketler bize yaklaşan felaketten bahsediyordu. Ancak küreselleşme süreci sayesinde, belli bir yaşama biçiminin gezegen üzerinde egemen olmaya başlaması bugün o söylenen felaketi yakınlaştırdı. Daha önce bilmediğimiz, haritası çıkarılmamış sularda seyretmeye başladık. Petrol ve diğer emtia fiyatlarındaki hızlı artış, sürdürülemez bir patika üzerinde yürüdüğümüzü hepimize gösterdi. İşte küresel yarış yerine küresel işbirliği kavramlarının daha sıkça kullanılmasını, küreselleşme sürecinin başarısına atfetmek gerekiyor. Küreselleşme süreci, yerküre üzerinde herkesin birbirine benzemesini sağladı. İyidir ya da kötüdür ama böyledir. Bu da bugünün üçüncü tespiti olsun, müsaadenizle. Artan serbestleşmenin getirdiği hızlı ve derin küreselleşme dün bir kenara itilen işbirliği kavramını iktisat politikası tartışmalarının merkezine getirdi. Ulus devletler içinde, küreselleşme sürecine yeterli donanımları olmadığı için intibak edemeyenlerin geride kalmamaları için işbirliği birdenbire önem kazandı. Yine ulus devletler için küresel şirketlere sahip olmak için işbirliği önem kazandı. Ülkeler arasında ise çevreyi daha az tahrip edecek, daha kontrollü bir büyüme süreci için işbirliği önem kazandı. Bir yeni kamu kesimi eylemliliği döneminin tam da başındayız. Bu neyi önemli kılar? Kamuda beceri sahibi, yetenekli bir bürokrasiye sahip olmayı. Türkiye için bağlayıcı kısıt ararken, bu konuyu da listenin başlarına yerleştirmekte fayda olan bir dönemdeyiz. Bilmem farkında mısınız?


    Bu yazı 02.08.2008 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır