logo tobb logo tobbetu

Takipteki Krediler ve Ekonomik Büyüme TEPAV, Koç Üniversitesi-TÜSİAD Ekonomik Araştırma Forumu (EAF) tarafından düzenlenen “Takipteki Krediler ve Ekonomik Büyüme” başlıklı konferansa katıldı.
Haber resmi
29/11/2019 - Okunma sayısı: 1083

 

ANKARA – Takipteki krediler ve ekonomik büyüme ile ilgili önem taşıyan başlıkların tartışıldığı konferansın açılış konuşması, TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Önder Sezgi tarafından yapıldı. Konuşmasında “Ekonominin içinde bulunduğu dönemdeki zorluklar ve seçim döngüsü nedeniyle yakın zamanda hep kısa vadeye odaklanıldığı” vurgusunu yapan Sezgi, artık uzun vadeli hedeflerin göz önünde bulundurulması gerektiğinin altını çizdi. Konuşmasının devamında gelişmiş ülkelerin çoktan çözmüş olduğu enflasyon, kayıt dışılık gibi ülkemizin gündeminde olan problemler nedeniyle dünyada yaşanan teknoloji sıçrayışlarının gerisinde kaldığımızı belirten Sezgi, finansal istikrarı ve rekabeti artıracak reformlarla ülke olarak çok farklı noktalara çıkabileceğimizi belirtti.

TÜSİAD Başekonomisti Zümrüt İmamoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı toplantıda, TÜSİAD EAF Direktörü Selva Demiralp, TEPAV Program Danışmanı Fatih Özatay, Dünya Bankası Türkiye Ofisi Program Lideri Habib Rab ve TEPAV İcra Direktörü Güven Sak görüşlerini katılımcılarla paylaştılar. 2018 kur şoku ile birlikte karşılaşılan finansal riskler ve ekonomik büyüme odağında takipteki krediler konusunun ele alınmasının önemini vurgulayan Zümrüt İmamoğlu, bu sorunu ertelemenin ya da hızlandırıcı çözümler bulmanın etkileriyle ilgili olarak katılımcılara sorular yöneltti.

Takipteki krediler ve bankaların davranışları hakkında bilgi veren TÜSİAD EAF Direktörü Selva Demiralp konuşmasında, takipteki kredilerin artmasının nedenlerini dış şoklar, makro kırılganlıklar ve banka davranışları olarak üç ana kategoride topladı. Dış şoklar için Türkiye’nin yaşamış olduğu 2018 kur şokunu örnek verirken, makro kırılganlıklar için ise büyümenin yavaşlaması ile şirket karlılıklarının düşmesi sonucu kredilerin ödenememesi, artan enflasyon nedeniyle piyasa faizlerinin yüksek tutulması ve bunun sonucu olarak da kredileri geri ödemenin masraflı hale gelmesi ve işsizlik gibi nedenlerin takipteki alacakların artışında öne çıkan unsurlar olarak gösterdi. Banka davranışları özelinde ise; hızlı büyüme dönemlerindeki aşırı iyimserlik ile verilen krediler, popülist önceliklerle kredi standartlarının gevşetilmesi, risklerin iyi değerlendirilememesi gibi nedenlerin takibe düşen alacak sayısını arttırdığını ifade etti. Takipteki alacakları artan bankaların geri ödememe riskini bertaraf etmek için provizyon tutmak durumunda olduğundan bahseden Demiralp, provizyonların başka bir yerde kaynak olarak kullanılamamasının bilançolarda problem yaratığına değindi. Bilançosunda riski artan bankaların risk primi de arttığı için dışardan kaynak bulmasının daha maliyetli olduğundan bahseden Demiralp, bu durumun kredi faizlerine yansıyarak kredi arzında daralmaya neden olduğunun altını çizdi. Konuşmasının devamında Türkiye gibi bankacılık sisteminin büyümenin can damarı olduğu ülkelerde bu durumun ekonomik yavaşlamayı beraberinde getirmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. KGF destekleri ve uygulanan politikalar ile yüzde 11 gibi bir büyüme getiren hızlı büyüme teşviklerinin yavaşlamayı beraberinde getirdiğini ve bununda takipteki alacaklar üzerinde etkisini göstermeye başladığını belirtti.

Türkiye’deki sorunlar ve takipteki alacaklar ile ilgili görüşlerini belirten Güven Sak, Türkiye ekonomisinde sorunun şeffaflıktan uzak olunması ile ilgili olduğunu vurguladı. Konuşmasında şeffaf olmayan tedbirler nedeniyle ortaya çıkan göreli istikrarın ne kadar sürdürülebilir olacağına değinirken, 2018 yılında yaşanan kur şokunun etkisiyle şirket bilançolarında meydana gelen hasarların daha sonra banka bilançolarında kendini gösterdiğini ve bu duruma gelindiğini ifade etti. Uzun vadeli çözümler için banka bilançolarının iyileştirilmesi gerektiğine vurgu yapan Sak, problemin boyutlarının şeffaflıkla ortaya koyulması gerektiğinin özellikle altını çizdi. Daha sonrasında ortada ne tür sorunlu varlıklar varsa belirlenip değişik gruplara ayrılması gerektiğinden ve her bir varlık grubunun yabancılar da devreye alınarak tasarlanan mekanizmalarla eritilmesi gerektiği vurgusunu da yaptı.   Özellikle enerji varlıklarındaki kredilerin ve kamu özel ortaklığı olan proje kredilerinin yabancılara satılabilmesinin mümkün olduğundan bahseden Sak, bu şekilde bilançoların rahatlayabileceğini ve süreç içerisinde güçlendirebileceğini ifade etti.

Dünya Bankası Türkiye Ofisi Program Lideri Habib Rab ise konuşmasında işsizlik oranlarının arttığını ifade ederek, yaşam standartlarının iyileştirilebilmesi için Türkiye’nin reformlar yapması gerektiğini söyledi.

TEPAV Program Danışmanı Fatih Özatay konuşmasında, GSYH’de 2018 ilk çeyreğinden itibaren toparlanma olduğundan ve benzer bir hareketin özel tüketimde de görüldüğünden bahsederek, özel tüketimdeki toparlanmanın arkasında kredi artışı olduğunu vurguladı. Özatay, temel nokta olarak; büyüme performansının sürdürülebilir olup olmadığını saptayabilmek için kamu ve özel bankalar arasındaki ve tüketici ve yatırımcı kredileri arasındaki asimetrik davranışın ortadan kalkıp kalkmayacağının anlaşılması gerekliliğinin altını çizdi. Büyümenin gerçekleşmesi için kredi genişlemesinin özel bankalara da yansıması gerektiğini, ancak özel bankaların kredi artışını sağlayacak kapasitelerinin olup olmadığının belirlenmesi gerekliliğini belirtti. Özatay ayrıca, özel bankalarda kredi artışını engelleyen faktör olarak görülen takipteki alacakların ortadan kaldırılması için neler yapılabileceğine değindi*. Borç hisse takasını kolaylaştıracak önlemlerin alındığı, hukuk ve mevzuat konusunda sınırları belirgin, takipteki alacakların yönetilebileceği bir fon modelinden bahsetti. Takipteki kredileri alacak bir fonun sermayesinin nasıl oluşturulacağı, finansörün nasıl bulunacağı, kamunun bu fon mekanizmasındaki rolünü, kamunun devreye girmemesi durumunda ise alternatif önerilerin neler olabileceğine yönelik soruların üzerinde durdu. Bu adımların işin kredi arz kısmı olduğunu belirten Özatay, talebi artırabilmek için ise risk primlerinin düşmesi gerektiğinden bahsetti. Risk priminin düşmesi için ise bankaların gerçek durumunun, takipteki alacakların durumunun şeffaf bir biçimde takip edilebilmesi gerektiğini belirtti.

 

* Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için:

Ekonominin Seyir Defteri: İkinci Kayıt Kredi Akışını Yeniden Sağlayarak Büyüme Süreci Nasıl Başlatılabilir? Sorunlu Finansal Varlıkların Yeniden Yapılandırılması Programı Önerisi (Türk TARP’ı olmadan toparlanma olur mu?) | Burak Dalgın, Güven Sak

Logbook of The Turkish Economy: Fourth Log | Turkish TARP, But How? | Burak DALGIN, Güven SAK

Logbook of The Turkish Economy| Fifth Log Turkish TARP: Answers to Frequently Asked Questions | Burak Dalgın, Güven Sak

 

TÜSİAD tarafından yayınlanan toplantının videosunu izlemek için tıklayınız.

Etiketler:

« Tüm Haberler