logo tobb logo tobbetu

Jeszenszky: “Ukrayna NATO’ya Üye Olsaydı Bugün Kırım Hala Ukrayna Kontrolünde Olurdu” Macaristan Dışişleri Eski Bakanı Büyükelçi Géza Jeszenszky, Doğu Avrupa ülkelerinin yeni bir Sovyetler Birliği’nin doğacağına dair korku nedeniyle NATO’ya katılmak istediklerini söyledi
Haber resmi
15/04/2014 - Okunma sayısı: 1969

ANKARA – Macaristan Dışişleri Eski Bakanı Büyükelçi Géza Jeszenszky, Doğu Avrupa ülkelerinin yeni bir Sovyetler Birliği’nin doğacağına dair korku nedeniyle NATO’ya katılmak istediklerini açıklayarak, “Ukrayna NATO’ya üye olsaydı bugün Kırım hala Ukrayna kontrolünde olurdu” iddiasında bulundu.

TEPAV’da 15 Nisan 2014 Salı günü,“NATO’da Viségrad Ülkeleri ve Türkiye: Geçmişten Bugüne İlişkiler ve Ortak Bir Gelecek” başlıklı bir toplantı yapıldı. Dışişleri Eski Bakanı Büyükelçi Yaşar Yakış’ın moderasyonunu yaptığı toplantıda Slovak Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Eski Müsteşarı Büyükelçi Oľga Algayerová, Macaristan Dışişleri Eski Bakanı Büyükelçi Géza Jeszenszky, Polonya Cumhuriyeti Milli Savunma Eski Bakanı Janusz Onyszkiewicz ve Çek Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Václav Hubinger konuştu.

İki oturumdan oluşan toplantının ilk oturumunda Visegrád ülkelerinin üyeliklerinden bugüne NATO’daki deneyimleri konuşuldu. Oturumun başlangıcında kısa bir konuşma yapan Yaşar Yakış, Türkiye’nin Rusya tehdidine karşı koruma sağlayacak bir şemsiye olarak gördüğü NATO’ya katıldığını hatırlatarak Visegrad ülkeleri ile Türkiye’nin, NATO’nun anlamı ve transatlantik ortaklığı konusunda benzer görüşleri paylaştığının altını çizdi. Yakış, “Türkiye’yi harekete geçiren tehdit algısıydı. Bugün Visegrad 4 ülkelerinin transatlantik ortaklığına diğer ülkelerden daha fazla önem vermesinde de aynı algının etkili olduğunu düşünüyorum.” dedi.

Slovak Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Eski Müsteşarı Büyükelçi Oľga Algayerová, üyeliğinin onuncu yılı itibariyle Slovakya’nın uluslararası kriz yönetiminde aktif rol alarak barışı ve güvenliği desteklediğini ve Batı Balkanlar ile Doğu Avrupa’da terörle mücadelenin ülkenin dış politika ve güvenlik politikasının öncelikleri arasında olduğunu ifade etti. Transatlantik ilişkilerde ufukta pek çok dönüm noktasının olduğunu söyleyen Algayerová, yine de güvenlik sorunlarının ortak olduğunu ve yapılması gerekenin transatlantik ilişkileri zayıflatmak değil güçlendirmek olduğunu belirtti.

Macaristan Dışişleri Eski Bakanı Büyükelçi Géza Jeszenszky, konuşmasında “gönülsüzler koalisyonu” olarak tanımladığı Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra Visegrad ülkelerinin “Bizim yerimiz NATO’dur” kararına vardıklarını belirtti. Jeszenszky, Doğu Avrupa ülkelerinin yeni bir Sovyetler Birliği’nin doğacağına dair korku nedeniyle NATO’ya katılmak istediklerini, NATO üyesi Batılı müttefiklerin de aynı nedenle genişlemeden kaçındıklarını, bu nedenle NATO’nun genişlemesinin ve Visegrád grubu ülkelerinin üyeliklerinin çok uzun zaman aldığını ifade etti.

Polonya Cumhuriyeti Milli Savunma Eski Bakanı Janusz Onyszkiewicz, NATO üyeliğini bir yandan Rusya ile Avrupa Birliği arasında sıkışmış durumlarından kurtularak Rusya’dan gelebilecek pasif saldırılara karşı durmak, diğer yandansa aynı amaç için uğraşan ve aynı değerleri paylaşan uluslarla ortaklık kurmak için istediklerini ifade etti. Üyelik sürecinde iyi bir müttefik olduklarını kanıtlamak zorunda kaldıklarını ve bu nedenle tüm NATO operasyonlarına ve görevlerine katıldıklarını belirten Onyszkiewicz, bugün NATO’nun Polonya’nın dış güvenliğinin temelini oluşturduğunu sözlerine ekledi.

Çek Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Václav Hubinger ise Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra ülkenin temel siyasi amacının Avrupa Birliği’ne katılmak olduğunu, ilk adım olarak ise savunma kapasitesini artırarak ülkenin demokratik dünyanın bir parçası olduğunu kanıtlamak üzere NATO üyeliğinin amaçlandığını söyledi. 1990’lar boyunca NATO’nun Çek kamuoyunda sembolik bir önem taşıdığını anlatan Hubinger, üyelikten sonra ülkede askere ve orduya bakışın olumlu yönde değiştiğinin altını çizdi.

NATO’nun geleceğinin tartışıldığı ikinci oturumun başında konuşan Yaşar Yakış, NATO’nun ilk Genel Sekreteri olan Hastings Lionel Ismay’ın NATO’nun kuruluş amacı üzerine söylediği ünlü “Avrupa’da Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride ve Almanları aşağıda tutmak” sözlerini hatırlattı ve günümüze kadar NATO’nun nasıl evrildiği ve gelecekteki olası rolleri üzerine görüşlerini belirtti. Yakış, Sovyetler dağıldıktan sonra NATO’nun ortak düşman olarak İslam’ı seçtiğine dair teoriler ortaya atıldığını, ancak bugün Ukrayna krizinin daha somut bir konu olarak ortaya çıktığını söyledi. Bu bağlamda Türkiye’nin Kıbrıs harekatı deneyimini de paylaşan Yakış Johnson Mektubu’nu hatırlatarak, “Ukrayna NATO’ya üye olsaydı Kırım krizi engellenebilirdi” görüşü hakkındaki şüphelerini dile getirdi.

Büyükelçi Algayerová, Ukrayna krizinin, transatlantik ortaklığının daha da güçlendirilmesi gerektiğini bir kez daha gösterdiğini ifade etti. Ulusal bütçe kısıtları nedeniyle savunma harcamalarını artırmanın önünde engel olduğunu hatırlatan Algayerová, işbirliğini artırarak ve askeri kaynakları paylaşarak “akıllı savunma” yöntemleriyle savunma bütçelerinin daha etkin kullanılması gerektiğini, NATO’nunsa komşularla ilişkiler, kriz yönetimi ve savunma kapasitenin inşası konularında politikalarını gözden geçirmesi gerektiğini vurguladı.

Büyükelçi Jeszenszky, barış olmadan zenginlik de olmayacağının altını çizerek NATO’nun özellikle görece yoksul ülkeler açısından refah için de önemli olduğunu söyledi. Ukrayna’daki krize de değinen Jeszenszky, “Ukrayna NATO’ya üye olsaydı bugün Kırım hala Ukrayna kontrolünde olurdu” iddiasında bulundu.

Oturumun ikinci kısmında Janusz Onyszkiewicz de Ukrayna krizinin NATO’nun tüm gündemini değiştirdiğini vurgulayarak, gelecekte bu tarz krizleri önlemek için NATO’nun komuta yapısının güçlendirilmesi ve daha esnek hale getirilmesi gerektiğini, ülke bazında ise savunma harcamalarındaki düşüş eğiliminin durdurması gerektiğini ifade etti. NATO’nun açık olmayan küçük çaplı saldırı ve işgallere nasıl cevap verileceği konusunda hazırlıklı olmadığını belirten Onyszkiewicz, Kırım örneğinde görülen “bulanık çatışmalara” ülke bazında değil NATO bazında cevap verilmesi gerektiğini söyledi. Putin’in Abhazya ve Kırım’da “bölgedeki Rusların herhangi bir saldırıya maruz kalma ihtimali” üzerine saldırıya geçtiğini hatırlatarak “Bu yeni bir durum. NATO bu tarz durumlarla başa çıkma stratejileri geliştirmeli. Bu beceriyi sağlamanın bir yolu Avrupa Birliği ile daha fazla işbirliği olabilir.” şeklinde konuştu.

Oturumun son konuşmacısı Büyükelçi Hubinger NATO’nun önünde çözülmemiş siyasi sorunlar olduğunu söyleyerek organizasyonun karşı durduğu belirli ülkeler değil davranış biçimleri olduğunun ancak bunların açıkça tanımlanmadığının altını çizdi.

Toplantı soru-cevap oturumunun ardından sona erdi.

Yazdır

« Tüm Haberler