logo tobb logo tobbetu

Yüksek Yargının Yeniden Yapılandırılması TEPAV’da Tartışıldı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Artuk Ardıçoğlu’nun konuşmacı olduğu toplantıda, Yargıtay ve Danıştay’ın yeniden yapılandırılmasıyla ilgili kanun tasarısı değerlendirildi.
Haber resmi
29/06/2016 - Okunma sayısı: 2974

ANKARA- TEPAV Hukuk Çalışmaları Merkezi, 29 Haziran Çarşamba günü “Yüksek Yargının Yeniden Yapılandırılması: Güncel Tartışmalar” başlıklı bir toplantı gerçekleştirdi. TEPAV’da düzenlenen toplantıya, hukukçular, akademisyenler, bazı yüksek yargı üyeleri ile kamu kurumu ve büyükelçilik temsilcileri katıldı.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Artuk Ardıçoğlu’nun konuşmacı olduğu toplantıda, Yargıtay ve Danıştay’ın yeniden yapılandırılmasıyla ilgili kanun tasarısı değerlendirildi. Yüksek yargıda yapılmak istenen değişiklikler farklı boyutları ile tartışılarak sorunların olası etkileri masaya yatırıldı.

Ardıçoğlu konuşmasına, Türk yargı sistemine uzun yıllardır çeşitli müdahaleler ile yeniden biçimlendirilme eğilimi olduğundan bahsederek başladı. Bu eğilimin sonucu olarak, 2000’lerden sonra başlayan ve HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesi’nin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili 2010 Anayasa Değişikliği ile devam eden bir süreçten geçildiğini anlattı.

Yargıdaki sorunların çözülmesi için ülkemizde 2004 yılından başlayarak “İstinaf” adı altında yeni bir model öngörüldüğünü dile getiren Ardıçoğlu, “dereceli kanun yolu” olarak adlandırılan ve bir uyuşmazlığın birden fazla yargı organı tarafından tekrar ele alınmasını sağlayan bu modelin, yüksek yargıdaki iş yükünü ne oranda azaltacağını yerindelik açısından tartıştı ve tasarının gerekçesinde belirtilenin aksine istinafın mevcut iş yükünü kendiliğinden azaltmayacağı değerlendirmesini yaptı.

Ardıçoğlu, Türkiye’ye özgü getirilen bu yeni model ile, önemli sayıda uyuşmazlığın bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinde nihai olarak karara bağlanacağını söyledi. Getirilen modelin üç dereceli bir incelemeyi esas almadığını, ancak sayma usulü ile sınırlı konulardaki davalarda tam anlamıyla istinafa yer veren bir sistemden bahsedilebileceğini belirtti. “Bu model ile yüksek yargının görev alanı daralacaktır” dedi.

Toplantıda, tasarıda yer alan iki önemli düzenleme üzerinde duruldu: Danıştay ve Yargıtay üyelerinin görev sürelerinin 12 yıl ile sınırlandırılması ile mevcut üyelerin üyeliklerinin sona erdirilmesi.

Ardıçoğlu, yüksek yargı hâkimlerinin görev sürelerinin sınırlandırılmasının yerindelik açısından tartışılabilir olduğuna ancak esasen bu düzenlemenin hukuki açıdan önemli bir sakıncayı beraberinde getirdiğine değinerek, böyle bir değişikliğin yasa ile yapılamayacağını, ancak anayasa değişikliğine konu olabileceğini ifade etti. Tasarının gerekçesinde, mevcut düzenlemelerde üyelerin görev süreleri hakkında belirsizlik olduğu şeklindeki savın doğru olmadığını söyleyen Ardıçoğlu, Anayasanın 157. maddesini dayanak gösterdi. Ardıçoğlu, “Tasarıda ortaya konan genel gerekçe her ne kadar istinafla bağlantılı gibi görünse de tasarı yasalaştığında yüksek yargıda bir tasfiyeye yol açacaktır” dedi.

Mevcut yüksek yargı üyelerinin görevlerine son veren bir düzenlemenin ise, anayasa değişikliği yöntemi ile de yapılamayacağını kaydeden Ardıçoğlu, bu konuda, Türk hukukunda öne çıkan bazı Anayasa Mahkemesi kararları ile uluslararası hukukun kabul ettiği  prensipleri örnek gösterdi. Ardıçoğlu, yasama işlemi ile kamu görevlilerinin görevine son verilmesinin, Kuvvetler Ayrılığı ilkesine aykırı olduğu gibi hak arama hürriyetine de engel olacağını belirterek, bu tür bir uygulamanın Anayasa Mahkemesi kararlarında ancak hukuki veya fiili zorunluluk varsa anayasaya uygun kabul edildiğini vurguladı. Yasama tasarrufu ile hâkimlerin azlolunamayacağını belirtti.

Tasarıda yer alan bu düzenlemelerin, anayasaya aykırı olması nedeniyle uluslararası yargı organlarının da önüne gidebileceğinden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Baka – Macaristan” kararında ulaştığı sonuçlara dikkat çekti. Bu sonuçlar; adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, mahkemeye etkili başvuru hakkı ve savunma hakkı ile ilgiliydi.

Ardıçoğlu, toplantıda ele alınan tasarıya ilişkin diğer sorunlardan bazılarını ise şu şekilde dile getirdi:

-       Yüksek yargıya yeni üye atama kriterleri belirsizdir. Kriterler açıkça yasaya yazılmalıdır. Eğer “başarı” kriteri uygulanacaksa, görevlerine son verilen üyeler başarısız olarak mı değerlendirilecektir?

-       Cumhurbaşkanı tarafından Danıştay’a tekrar atanmayan üyelerin talep etmeleri halinde, sınıf ve derecelerine uygun olarak idari yargıda başka bir göreve atanmalarını öngören tasarı, Anayasanın 140. maddesine açıkça aykırıdır.

TEPAV Hukuk Çalışmaları Merkezi Direktörü Prof. Dr. Levent Gönenç toplantıda yaptığı konuşmada, “Anayasa Mahkemesi kararlarında, 2010 yılında, Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi anayasa değişikliği ile belirlenmişken şimdi neden yasa değişikliğiyle bu iş çözülmeye çalışılıyor” dedi. Anayasa değişikliği ile yapılması gereken düzenlemenin yasa ile yapılmasının yetki gaspına da yol açacağını söyleyen Gönenç, yasal düzenlemeler ile yargıya müdahale edilmesinin Hukuk Devleti ilkesi ve yargı bağımsızlığı açısından ciddi tehlike oluşturacağını belirtti.  Gönenç, benzer örneklerin, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde yaşandığına ve Avrupa Parlamentosu ve Venedik Komisyonu raporlarında da bu durumun yaratacağı vahim sonuçların ortaya konduğuna, dikkat çekti.

Toplantı, katılımcıların tasarıya ilişkin soru ve değerlendirmelerinin paylaşılması ile tamamlandı.

Yazdır

« Tüm Haberler