ProjectsResearchersWorking Paper SeriesSign Up
TR
Podcast & Media
News

Levent Kurnaz: Türkiye’nin asıl sınavı kalıcı su kıtlığı riski

TEPAV’ın COP31 özel yazı dizisinin ilk değerlendirme notunda Prof. Dr. M. Levent Kurnaz, kuraklık ile su krizini birbirinden ayırarak inceliyor ve Türkiye’nin su kaynaklarının üzerindeki baskıyı azaltmak için atabileceği adımları ele alıyor.

TEPAV’ın COP31’e özel yazı dizisi, Türkiye’de iklim değişikliği alanında uzun yıllardır çalışan uzmanların değerlendirmelerine yer verecek. Düzenli olarak yayımlanacak yazılarda iklim finansmanı, adil geçiş, su krizi, atık yönetimi, enerji dönüşümü, iklim diplomasisi ve Türkiye’nin iklim politikaları ele alınacak. Yazarlar, mevcut sorunların yanı sıra uygulanabilir politika seçeneklerini de değerlendirecek.

Dizinin ilk yazısını, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. M. Levent Kurnaz kaleme aldı. İklim modellemesi ve iklim değişikliğinin Türkiye ile Akdeniz Havzası üzerindeki etkilerine ilişkin çalışmalarıyla tanınan Kurnaz, yazısında kuraklık ve su krizinin Türkiye’nin geleceği açısından ne anlama geldiğini inceliyor.

Kuraklık geçici, su krizi yapısal

M. Levent Kurnaz, kuraklığın yağışların belirli bir dönemde normalin altında kalmasıyla ortaya çıktığını, su krizinin ise mevcut kaynakların artan ihtiyacı karşılamakta yetersiz kalmasıyla ilgili kalıcı hale geldiğini hatırlatıyor. Notta yer verilen DSİ hesaplarına göre yıllık kullanılabilir su potansiyeli ve güncel nüfus verileri Türkiye’de kişi başına yılda yaklaşık 1.300 metreküp kullanılabilir su düştüğünü gösteriyor. Bu düzey Türkiye’yi su stresi yaşayan ülkeler arasına yerleştiriyor. Kurnaz, nüfus artışı, yükselen sıcaklıklar ve düzensizleşen yağışlar nedeniyle kişi başına düşen miktarın su kıtlığı eşiği olan 1.000 metreküpün altına inebileceği konusunda uyarıyor.

Su kıtlığının etkisi tarımdan kentlere yayılıyor

Prof. Dr. Kurnaz, notta, Türkiye’de kullanılan suyun yaklaşık dörtte üçünün tarımsal sulamaya gittiğini belirterek kalıcı su kıtlığının kapıda olduğunu ifade ediyor. Kalıcı su kıtlığı ise yalnızca içme suyu arzını değil, tarımsal üretimi, gıda fiyatlarını ve kırsal geçim kaynaklarını da etkileyebilir. Baskının niteliği ise havzalara göre değişiyor: Konya’da yeraltı suyunun aşırı kullanımı, Marmara’da yoğun nüfus ve sanayinin talebi, Güneydoğu’da ise sulama ihtiyacı ve sınıraşan sular öne çıkıyor.

Kurnaz var olan bu can yakıcı sorun konusundaysa şu öneride bulunuyor: Tarımda daha verimli sulama yöntemlerinin desteklenmesi, kent şebekelerindeki kayıpların azaltılması, arıtılmış atık suyun yeniden kullanılması ve su politikalarının havza bazında oluşturulması. Her biri kendi içinde hayati önemde olan bu adımlar içinse düzenli ve kamuya açık su verisinin önemini vurguluyor.

COP31 somut adımlar için fırsat

Antalya’da düzenlenecek COP31, Kurnaz’a göre su kıtlığını hem Türkiye hem de Akdeniz Havzası açısından gündeme taşıma fırsatı sunuyor. Özellikle şebeke yatırımları, verimli sulama ve atık suyun yeniden kullanımı için iklim finansmanının değerlendirilmesi; bölge ülkeleri arasında veri paylaşımının güçlendirilmesi öneriliyor. Notun temel uyarısı ise açık: Su kıtlığına karşı alınacak önlemlerin etkisi, zirvede verilen mesajlardan çok sonrasında hayata geçirilen uygulamalarla belirlenecek



Değerlendirme notuna buradan ulaşabilirsiniz.

Share