ProjectsResearchersWorking Paper SeriesSign Up
TR
Podcast & Media
News

İklim finansmanında merkez bankaları ne yapabilir?

TEPAV’ın COP31 özel yazı dizisinde Dr. Çiğdem Koğar, merkez bankalarının iklim risklerini yönetmek ve yeşil dönüşümün finansmanını desteklemek için kullanabileceği araçları inceliyor; Türkiye’de düzenlemelerin uygulamaya ve ölçülebilir sonuçlara dönüşmesi gerektiğini vurguluyor.

TEPAV’ın COP31’e özel yazı dizisi devam ediyor. Dizinin iklim finansmanına odaklanan yazısını, TEPAV Uluslararası Finansal Sistemler ve Bankacılık Politikaları Program Direktörü Dr. Çiğdem Koğar kaleme aldı. Koğar, “İklim Finansmanında Merkez Bankalarının Yeni Rolü: Bir Sonraki Adım Ne Olmalı?” başlıklı yazısında, iklim değişikliğinin fiyat istikrarı ve finansal istikrar üzerindeki etkilerini inceliyor. Finansal Sistemi Yeşillendirme Ağı’nın (NGFS) çalışmalarını ve Türkiye’deki düzenlemeleri birlikte değerlendirerek Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) mevcut araçlarıyla atabileceği adımları ele alıyor.

İklim riskleri merkez bankalarının gündeminde

Koğar, iklim değişikliğinin üretim kayıpları, tedarik zinciri kesintileri, enerji ve gıda fiyatları üzerinden ekonomik istikrarı etkilediğini hatırlatıyor. Karbon fiyatlaması, düzenlemeler ve teknolojik değişimlerin firmaların kârlılığı, kredi kalitesi ve varlık değerleri üzerindeki etkilerini değerlendiriyor. Ekosistemlerin bozulması ve biyoçeşitlilik kaybından kaynaklanan risklerin de hesaba katılması gerektiğini vurguluyor.

Notta, 2030’a kadar 1,5°C hedefiyle uyumlu finansman ihtiyacının 7,8 trilyon dolar düzeyinde olduğu belirtiliyor. Koğar, artan finansman ihtiyacının ve iklim kaynaklı kırılganlıkların, merkez bankaları ile denetim otoritelerinin bu riskleri görevleri çerçevesinde daha sistematik biçimde ele almasını gerektirdiğine dikkat çekiyor.

Düzenlemeden uygulamaya

Türkiye’de İklim Kanunu, Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı, taksonomi ve sürdürülebilirlik raporlaması alanlarında atılan adımlar, yazının önemli başlıkları arasında yer alıyor. Koğar, BDDK’nın iklimle bağlantılı finansal risklerin yönetimine ilişkin rehberinin de bankalar için bir çerçeve sunduğunu hatırlatıyor.

Bununla birlikte, yol haritalarının ve mevzuatın tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Positive Money’nin 2024 tarihli merkez bankaları değerlendirmesinde Türkiye’nin 130 üzerinden 10 puan ve D- notu almasını, politika ve uygulamaların geliştirilmesi ihtiyacına işaret eden bir sonuç olarak değerlendiriyor.

Kredi ve teminat politikalarında dönüşüm imkânı

Dr. Koğar, yeşil dönüşümün Türkiye’nin ihracatını da yakından ilgilendirdiğine dikkat çekerek ihracatçılara finansman sağlayan reeskont kredilerinin bu süreçteki rolünü inceliyor. Bu kredilerin, taksonomiyle uyumlu ve ölçülebilir dönüşüm kriterleri taşıyan yatırımları destekleyecek biçimde geliştirilmesini öneriyor. Uygulamanın güvenilir ve denetimden geçmiş iklim verilerine dayanması gerektiğini vurguluyor.

Teminat politikası da değerlendirilen araçlar arasında bulunuyor. Koğar, yeşil ve sürdürülebilir tahvillerin TCMB’ye teminat olarak sunulmasında uygulanan iskonto oranlarının gözden geçirilebileceğini belirtiyor. Bu süreçte varlıkların iklim ve kredi riskleri ile likiditesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

 Zorunlu karşılıklar yeşil finansmanı destekleyebilir mi?

Yazıda, bankaların yeşil finansman faaliyetlerine göre zorunlu karşılık oranlarının ve zorunlu karşılıklara ödenen faizin farklılaştırılması seçenekleri de tartışılıyor. Bankaların yeşil dönüşüm projeleri için yurt dışından sağladıkları kaynaklar ve ihraç ettikleri yeşil tahviller bu kapsamda ele alınıyor.

Koğar, bu araçların TCMB’nin para politikası çerçevesi içinde değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Uygulamaların güvenilir ölçüm ve denetlenebilir verilere dayanmasının, faaliyetlerin çevresel niteliğini olduğundan güçlü gösteren yeşil boyama riskini önlemek açısından gerekli olduğunu vurguluyor. Notta, merkez bankası bilançosunun pasif tarafındaki bu araçların etkinliğine ilişkin uluslararası deneyimin henüz sınırlı olduğuna da dikkat çekiliyor.

Banknotların da karbon ayak izi var

Merkez bankalarının kendi faaliyetlerinden kaynaklanan çevresel etkiler de yazıda ele alınıyor. Koğar, banknotların ham madde seçiminden üretim ve dağıtıma, dolaşımda kalma süresinden imha ve geri dönüşüme kadar bütün yaşam döngüsüyle değerlendirilmesini öneriyor.

Yüksek kupürlü banknot ihtiyacını da bu çerçevede değerlendiren Koğar, bu banknotların basılmasının dolaşımdaki banknot adetini azaltabileceğini belirtiyor. Bunun, üretim ve dağıtım işlemlerinin çevresel etkilerinin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini ifade ediyor.

COP31 için somut adımlar

Dr. Koğar, COP31’e giderken farklı kurumların topladığı iklim ve finansman verilerinin ortak bir veri mimarisinde birleştirilmesini öneriyor. İklim risklerinin makroekonomik modeller ve para politikası analizlerine sistematik biçimde dahil edilmesi, TCMB-BDDK iş birliğiyle senaryo analizlerinin ve stres testlerinin geliştirilmesi de öneriler arasında yer alıyor.

TCMB’nin iklim ve doğa bağlantılı finansal risklere ilişkin bir rapor hazırlaması veya mevcut Finansal İstikrar Raporu’nda bu konuya düzenli bir bölüm ayırması öneriliyor. Koğar, Türkiye’nin iklim finansmanındaki başarısında, mevcut düzenlemelerin uygulamaya dönüşmesinin ve ölçülebilir sonuçlar üretmesinin belirleyici olacağını vurguluyor.







Değerlendirme notuna buradan ulaşabilirsiniz.

Share