ProjectsResearchersWorking Paper SeriesSign Up
TR
Podcast & Media
News

Kongrede değişen dengeler ABD dış politikasına ne kadar yansır?

TEPAV’ın “2026 ABD Seçimleri” toplantı serisinin ikinci buluşmasında, ara seçimlerin Amerikan demokrasisi, ABD dış politikası ve Türkiye ile ilişkiler üzerindeki olası etkileri ele alındı. Kongredeki çoğunluğun değişmesinin başkanın hareket alanını daraltabileceği, ancak ekonomik kısıtlar ve uzun vadeli stratejik öncelikler nedeniyle dış politikada kapsamlı bir dönüşüm beklenmemesi gerektiği değerlendirmesi yapıldı.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) dört toplantıdan oluşan “2026 ABD Seçimleri” serisinin ikinci buluşması, 26 Ekim 2026’da Ankara’da düzenlendi. Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersel Aydınlı’nın konuşmacı olarak katıldığı toplantının moderatörlüğünü TEPAV ABD Merkezi Direktörü Tülin Daloğlu üstlendi.

Ara seçimlerin Amerikan demokrasisi açısından varoluşsal bir sınama olarak görülmesinin ne ölçüde yerinde olduğu sorusuyla başlayan toplantıda, parti rekabeti ile kurumların işleyişini etkileyen dönüşümler arasındaki ilişki tartışıldı. Başkanın doğrudan oy pusulasında yer almadığı bir seçimde kendi siyasi geleceğini merkeze koyması ve seçim sonuçlarının meşruiyetine ilişkin tartışmalar üzerinde duruldu.

Kongrede çoğunluk kazanmak politikaları değiştirmeye yetmiyor

Temsilciler Meclisi ve Senato'daki olası çoğunluk değişimlerinin başkanın girişimlerini zorlaştırabileceği, ancak muhalefete yönetimin bütün tercihlerini değiştirme imkânı vermeyeceği belirtildi. İki meclisin yetkileri, çoğunlukların büyüklüğü ve başkanın veto yetkisi, seçim başarısının politikaya dönüşmesini belirleyen unsurlar arasında sıralandı.

Seçimlerde güç kaybeden bir başkanın uzlaşmaya yönelmek yerine, Kongrede daralan siyasi alanı yürütme yetkileriyle telafi etmeye çalışması da olası senaryolardan biri olarak gündeme geldi. Anayasal sınırların zorlanmasına rağmen mahkemelerin, siyasi mekanizmaların ve basının işlevlerini sürdürdüğü değerlendirmesi yapıldı.

Demokratların Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu kazanması hâlinde denetim ve soruşturma araçlarının daha etkin kullanılabileceği, azil girişimlerinin de gündeme gelebileceği belirtildi. Kongrenin harcamalar üzerindeki etkisinin dış politikaya da yansıyabileceğine dikkat çekilerek İran’a yönelik askerî faaliyetlerin maliyetinin sorgulanmasının bu faaliyetleri sürdürmeyi zorlaştırabileceği ifade edildi.

Trump’ın siyasi etkisinin gerisinde geçim kaygıları var

Trump’ın siyasi geleceği ile onu destekleyen toplumsal taleplerin birbirinden ayrı düşünülmesi gerektiği görüşü dile getirildi. Hayat pahalılığı, barınma maliyetleri, öğrenci borçları ve orta sınıfın yaşam standardını korumakta zorlanması, Trump’tan önce birikmeye başlayan hoşnutsuzluğun kaynakları arasında gösterildi.

Tek gelirle aile geçindirme, ev sahibi olma ve çocukların geleceğine güvenebilme beklentilerinin zayıflamasının, siyasete daha önce sınırlı ilgi gösteren kesimleri öfkeli ve talepkâr biçimde siyasallaştırdığı belirtildi. Ekonomik kayıp duygusunun, refahın ülke içindeki seçmenlerden alınarak dışarıya aktarıldığını savunan anlatıları güçlendirdiğine dikkat çekildi. Böylece serbest ticaret, dış yardımlar ve uluslararası taahhütlere yönelik eleştirilerin geçim sorunlarıyla birleştiği ifade edildi.

Göç, kültürel tepkiler ve elitlere güvensizlik de bu çerçevede ele alındı. Biriken sorunlara siyasi yönetimlerin yeterli yanıt verememesinden hareketle, mevcut gelişmeleri Trump’la sınırlı ve geçici bir dalga olarak görmenin yetersiz kalacağı vurgulandı.

ABD’nin stratejik öncelikleri başkanlarla sınırlı değil

Başkanın söylem ve yöntemleriyle ABD’nin uzun vadeli çıkarları arasında ayrım yapılması gerektiği görüşü dile getirildi. Çin’in yükselişi, Avrupa’nın konumu ve Amerikan üstünlüğünün sürdürülmesinin, günlük siyasi tercihlerden daha geniş bir kurumsal gündemin parçaları olduğu belirtildi. Sermaye, finans ve bürokrasinin politika üzerindeki etkisi tartışılırken, seçim finansmanı paranın siyasetteki ağırlığının görünür olduğu alanlardan biri olarak gösterildi.

Demokrat bir yönetimin liberal uluslararası düzeni ve yumuşak gücü yeniden öne çıkarmasının, İran ve Gazze gibi konularda köklü politika değişiklikleri yaratıp yaratmayacağı da tartışıldı. Venezuela, İran ve NATO örnekleri üzerinden, yönetimlerin kullandığı dil ve araçlar değişse bile stratejik önceliklerin aynı hızla değişmeyebileceği belirtildi. ABD’nin hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi yönetimler altında askerî güç kullandığı hatırlatıldı.

Washington Avrupa’dan güvenliğe daha fazla kaynak ayırmasını bekliyor

ABD ile Avrupa arasındaki sorunların Trump veya Rusya üzerinden tek başına açıklanamayacağı belirtildi. Amerikan kamuoyunda barınma, altyapı ve yaşam maliyetlerine ilişkin sorunlar görünür hâle gelirken dış güvenlik harcamalarının daha fazla sorgulandığına dikkat çekildi.

Daha uzlaşmacı bir yönetimin de Avrupa’dan kendi güvenliğine daha fazla kaynak ayırmasını isteyebileceği değerlendirildi. Ticarette daha elverişli koşullar ve uluslararası kurumların mali yüküne daha geniş katılım taleplerinin de sürebileceği belirtilerek yönetim değişikliğinin geçmişteki ilişki biçimlerine kendiliğinden dönüş anlamına gelmeyeceği vurgulandı.

ABD teknolojik üstünlüğünü ekonomik güce dönüştürmeye çalışıyor

Amerikan borcu ve yapay zekâ yatırımlarının sürdürülebilirliği üzerinden, kaynak kısıtlarının dış politikadaki hareket alanına etkisi tartışıldı. ABD’nin harcamalarını azaltırken ileri teknolojilerdeki avantajıyla gelir yaratma kapasitesini artırmaya çalıştığı değerlendirmesi yapıldı. Bu dönüşümün zaman alacağına dikkat çekilerek geçiş döneminde dış taahhütlerin nasıl sürdürüleceği sorusu üzerinde duruldu.

ABD’nin iç sorunlarına yoğunlaşmasının başka ülkelerde daha geniş bir hareket alanı bulunduğu algısını besleyebileceği belirtildi. Türkiye ve İran örnekleri üzerinden daha özerk dış politika arayışları bu çerçevede ele alındı.

Sanayi politikasına ilişkin tartışmada ise kamu kaynaklarını belirli teknolojik hedeflere yönlendirmeleri bakımından ABD ile Çin arasında benzerlikler bulunduğu görüşü dile getirildi. Buna karşılık, finansal teknoloji, kripto para ve büyük teknoloji şirketlerinin sahip olduğu büyük ve hareketli mali kaynaklar üzerinde kamu denetimi kurmanın güçlüklerine dikkat çekildi.

Türkiye’nin demokratik birikimi ikili ilişkileri besleyebilir

Türkiye-ABD ilişkilerinin fazla Trump merkezli ve somut al-ver ilişkilerine dayalı hâle gelip gelmediği sorgulandı. Mevcut dönemde pazarlıklar öne çıksa da Türkiye’nin modernleşme, demokratikleşme ve Avrupa’yla bütünleşme çabalarının yarattığı düşünsel çekiciliğin bütünüyle ortadan kalkmadığı görüşü dile getirildi.

Bölgesel gerilimlerin kısa vadede güvenlik ve sert güç ihtiyaçlarını öne çıkardığı, Türkiye’nin bu ihtiyaçlara karşılık verebilen aktörlerden biri olduğu belirtildi. Uzun vadede çatışmanın yüksek maliyetinin uluslararası kurumlara ve iş birliğine yeniden ilgi doğurabileceği değerlendirildi. Türkiye’nin katkısının demokrasi, modernlik ve yumuşak güç kapasitesiyle birlikte düşünülmesi, sert gücün de bu siyasi ve düşünsel çekiciliği desteklemesinin önemi vurgulandı.

Serinin bir sonraki toplantısının, ara seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere 12 Kasım’da düzenlenmesi planlanıyor.

Share