logo tobb logo tobbetu

Köşe Yazıları

Fatih Özatay, Dr. - [Yazarın tüm yazıları]

2013'e girerken (4) 26/12/2012 - Okunma sayısı: 1747

 

'2013'e girerken' dizisinin bu son yazısında 2013'e ilişkin tahminlerimi vereceğim. Bu tahminler daha önce verdiğim temel senaryomdaki dışsal koşullara ilişkin kabullerimin gerçekleşmesi halinde geçerli.
Lirada reel bir değer kaybı beklemiyorum. Dünyadaki yavaş büyümeye paralel olarak, ihracat pazarlarımızda büyümenin sınırlı olacağını belirtmiştim. Bu koşullar altında, ihracat performansımızdaki iyileşme de sınırlı olacaktır. Dolayısıyla, ihracatın büyümeye katkısında 2012'ye göre küçük bir artış beklemek makul görünüyor.
Kredi arzının, tüketime 2012'de verdiği destekten daha fazla destek vereceğini düşünmüyorum. Temel nedeni, özellikle tüketici kredilerindeki artış oranının sınırlı olmasının ekonomi yönetimince isteniliyor olması. Öte yandan Merkez Bankası kısa vadeli faiz oranlarını temmuzdan beri düşürüyor. Bu düşüş mevduat faizine kısmen yansıdı. Kredi almaya ihtiyaç duymayanların tüketiminin ve kredi almayı gerektirmeyecek harcamaların artması beklenir.
Temel senaryo da yatırım yapma iştahı 2012'ye göre artacaktır. Yurtiçi kredi artış oranının ekonomi yönetimince sınırlanması nedeniyle, kredi arzının yatırımların gerçekleşmesine vereceği desteğin, 2012'de verdiği destekten daha fazla olmasını beklemiyorum. Dolayısıyla, artan yatırım iştahının yatırıma dönüşmesi, yurtdışı finansman olanaklarının ne ölçüde artacağına bağlı olacaktır.
Sonuç olarak, Orta Vadeli Program'ın 2013 için öngördüğü yüzde 4 büyüme rahatlıkla gerçekleşebilir. Hatta yüzde 4'ün az da olsa üzerine çıkabilir. Dikkat edilirse, bu oran potansiyel büyümemize yakın bir oran. Bu nedenle, birkaç aydır yükselen işsizlik oranımızın, geldiği düzey olan yüzde 9,3 civarında katılık göstermesi beklenir. Büyümedeki artışa bağlı olarak cari açığımızdaki iyileşmenin durması söz konusu olacaktır. Enflasyon ise yüzde 6 civarında oluşabilir.
Peki, 2013, bu öngörülerden daha olumsuz gerçekleşmelere sahne olabilir mi? ABD mali uçuruma düşer ve orada belirgin bir süre kalırsa, evet, olur. Bu risk hala var. Bu gelişmenin, iki temel etkisi olur. Birincisi, bizim gibi ülkelere yönelik sermaye akımları azalır. İkincisi, tüm dünyada büyüme oranı düşer. Artan riskle birlikte Türkiye'de faizler ve döviz kuru yükselir. Düşen küresel büyümeyle birlikte, ihraç mallarımıza olan talep azalır. Sonuçta, büyüme oranımız 2012'deki düzeyin belirgin biçimde altına düşer. Olumsuzlukların şiddetine bağlı olarak, ekonomik küçülme bile gündeme gelebilir. Cari açığımız, büyümedeki azalma nedeniyle düşer. Enflasyon ise yükselir. Avrupa'daki olası kötü gelişmelerin sonuçları hakkında da benzer gelişmeler beklenir.
Elbette, 2013'ün temel senaryoya kıyasla daha olumlu olması da mümkün. İkinci bir kredi notu şirketi daha kredi notumuzu 'yatırım yapılabilir' düzeye yükseltebilir. Yurtdışına ilişkin en olumlu gelişme ise, dünya ekonomisinin, özellikle de Avrupa'nın beklenenden daha yüksek bir oranda büyümesi olur. Bu koşullar altında ihracat performansımız yükselir. Türkiye'ye yönelik sermaye girişleri artar. Şirketler kesiminin dış finansman olanakları genişler. Büyüme oranımız potansiyelinin üzerine çıkarak yüzde 5'i aşar. Lira değerlenme baskısı altına girer. Enflasyonda belirgin bir değişiklik beklememek gerekir: Daha yüksek büyüme, enflasyonu artırıcı, lirada değerlenme ise enflasyonu azaltıcı yönde çalışır. Cari açığımız artar.
Temel senaryo ile iyimser senaryo için geçerli olan bir hususa da değinmem gerekiyor. Kredi artış oranı için yaptığım kabul, kritik bir kabul. Ekonomi yönetiminin daha yüksek bir kredi artış oranına rıza göstermesi halinde, büyüme oranımızın yukarıda verdiğim rakamlardan daha yüksek düzeylerde gerçekleşeceği açık. Aynı olgu cari açık ve enflasyon için de geçerli: Onlar da daha yüksek düzeylere ulaşırlar.
Güzel bir yıl dilerim.

Paylaş Bookmark and Share

« Diğer köşe yazıları