logo tobb logo tobbetu

Köşe Yazıları

Hasan Ersel, Dr. - [Yazarın tüm yazıları]

Türkiye'de büyük gemi yapılacak 15/03/2007 - Okunma sayısı: 2918

 

13 Mart 2007 tarihli Referans gazetesinde Sevgi Sayar imzalı bir haber vardı. Haberin başlığı "Türkiye'nin ilk büyük tonajlı gemisini Kalkavanlar yapacak"tı. Habere göre 180 bin dwt'lik bir gemi yapma projesi söz konusu. Böyle bir gemiyi yapabilmek için Sedef Tersanesi'ne 120 milyon euro tutarında yeni yatırım yapılmış. Öte yandan bir başka Türk firması (Cerrahgil Denizcilik) da böyle büyük gemilerle ilgilenebileceğini söylemiş.

Bu haber beni heyecanlandırdı. Birkaç nedenle: Bunlardan ilki bir firmanın büyük bir gemi yapma riskini üstlenmesi. Gemi, öyle tezgâha koyduktan bir hafta sonra denize indirilen bir nesne değil. Yapım süresi "yıl" ile ölçülen bir ürün. Bir özelliği daha var: Gemi bölünebilir bir ürün değil. Un ürettiğinizi düşünelim. Ürettiğinizin bir kısmını satamazsanız, sadece o kısım stokunuzda kalır.

Ama gemiyi ya satarsınız ya da tümüyle elinizde kalır. Bölünemez bir malı yapma, alma ya da satma kararı bu açıdan daha risklidir. Türkiye'de ise gemi yapımı giderek önem kazanıyor. Haberde de belirtildiği üzere ülkemizdeki tersane sayısı 62'ye ulaşmış. Demek ki, ülkemizde bunu sağlayan olumlu bir değişim var. İkincisi, burada söz konusu olan bir geminin tezgâha konulmasından ibaret değil. Bunun yapılabilmesi için mevcut gemi tezgâhının kapasitesini artıran/yenileyen yatırım yapılması gerekmiş. Üstelik bu yatırımın tutarı da epeyce büyük. Dünyada gemi yapımcılığı rekabetin yoğun olduğu bir alan. Bu örnekten de görüldüğü üzere Türkiye'deki firmalar bu alana girebiliyorlar. Bu da önemli bir nokta. Çünkü bunu yapabilmek hem belli bir teknolojik düzeyi tutturabilmiş olmayı, hem de kendine güvenmeyi gerektiriyor. Türkiye'de 2009'da tersane sayısının 123'e çıkması bekleniyormuş. Bu da Türkiye'nin iddiasının bir başka göstergesi. Üçüncü nokta da bu tür bir gemiyi almakla ilgilenebilecek Türk firmalarının olması. Demek ki, iç talep potansiyeli de var. Bu ise söz konusu sanayinin yaşayabilirliği için önemli bir önkoşul.

Abidin Daver şilebi

Türkiye, 1950'lerin ilk yarısında bir gemi yapmaya kalkışmıştı. 1953'te omurgası kızağa konuldu. 6490 dwt'lik bir yük gemisiydi bu. (Anımsatayım şimdi 180 bin dwt'lik bir gemiden söz ediliyor.) Abidin Daver adı verilen bu şilep 1955'te denize indirildi. Geminin öyküsü, denize indirme aşamasından itibaren bir acıklı-güldürüye dönüştü. Gemi kızaklara sürülen yağlar eridiğinden tören günü denize indirilemedi. Döviz bulunamadığı için gemiye motor alınamadı. Gemi, yıllarca Haliç'te boynu bükük yatıp kaldı. Nihayet, yapımına başlandıktan tam 7 yıl sonra 1960'ta, gemiye motorları takıldı ve hizmete girebildi. [Abidin Daver şilebinin öyküsünü merak edenler Oktay Sönmez: Anılarda Gemiler, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2001, s.181-186'e, bakabilirler.]

Çocukluğumda gemilere de çok meraklıydım. Babam bizi İstanbul'a götürünce gemileri seyre dalardım. İster istemez Abidin Daver şilebi de gözüme takılırdı. Babama bu geminin niçin bir kenarda durduğunu sorduğumu anımsıyorum. O da sanki bu işten o sorumluymuş gibi (oysa hava subayıydı), sıkıntı içinde, bana umut verici bir şeyler söylemeye çalışmıştı. Abidin Daver şilebinin bende bıraktığı anı, "gemi yapmayı beceremediğimiz" olmuştu.

Bu haber beni Abidin Daver şilebi olayına benzediği için değil, tam tersine hiç benzemediği için mutlu etti. O zaman yapılamayan bugün büyük bir olasılıkla başarılacak. Hem de küresel rekabetin çok daha yoğun olduğu ortamda. Aradaki temel fark, Türkiye'deki ortamındaki büyük değişiklik. Ekonomide yapı değişimi denildiğinde söylenmek istenen de budur işte. Başarılar diliyorum.

 

Bu köşe yazısı 15.03.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

 

Paylaş Bookmark and Share

« Diğer köşe yazıları