Arşiv

  • Haziran 2020 (1)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    Bölünmüşlük

    Fatih Özatay, Dr.09 Aralık 2015 - Okunma Sayısı: 1704

    Bu yıl ekonomi dalında Nobel ödülünü alan Angus Deaton bir arkadaşıyla birlikte yeni yayınladığı çalışmasında önemli bir bulguya dikkat çekiyor. Orta yaştaki beyaz Amerika Birleşik Devletleri (ABD) vatandaşları için ‘de’ beklenen ortalama yaşama süresi düşmekteymiş. Özellikle eğitim düzeyi düşük olanlarda bu olgu daha belirginmiş. “Beyaz ABD vatandaşları için ‘de’ “diyorum çünkü zaten siyah ABD vatandaşlarının ortalama hayat beklentisi beyazların oldukça altında.

    ABD’de beklenen ortalama yaşam süresinin bazı Avrupa ülkelerinde beklenen ortalama yaşam süresine göre daha az olmasının temel nedeni olarak çoğu araştırmacı beyazlarla siyahlar arasındaki bu farkı gösteriyorlarmış. Oysa diyor, başka bir Nobel ödüllü Stiglitz, Deaton’un son bulgusu farklı ve çok önemli bir gelişmeye işaret ediyor. Şu: ABD giderek ikiye bölünen bir ülke haline geliyor. Bölünme sadece siyahlar ve beyazlar arasında değil, aynı zamanda ABD’de yaratılan milli gelirin önemli bir kısmına el koyan nüfusun yüzde 1’i ile geriye kalan yüzde 99’u arasında, renginden bağımsız olarak daha iyi eğitim alanlarla daha az alanlar arasında. Cuma akşamı, Charlie Rose, demokratların başkan adayı Hillary Clinton ile söyleşi yapıyordu. Clinton da başka düzlemde bir kutuplaşmadan şikayetçiydi; cumhuriyetçiler ile demokratlar arasındaki kutuplaşmadan dem vuruyordu.

    ABD dünyanın en büyük ekonomisi. Aynı zamanda kişi başına gelir açısından en zengin birkaç ülkeden biri. Buna karşın, önemli bir kesim için ABD’de ortalama yaşam süresi beklentisi düşüyor! Ve dünyanın önde gelen iktisatçılarından bazıları bunun arkasındaki temel neden olarak toplumdaki kutuplaşmayı, ayrışmayı, giderek bölünmüşlüğü gösteriyorlar. Kaldı ki bölünmüş toplumlarda ulaşılan büyüme oranları da kalıcı olmayabiliyor. Dani Rodrik’in yıllar önce yayınlanmış bir çalışması var. Çalışma, 1970’lerin ortaları ile 1990’ların ortaları arsında büyüme oranlarında en keskin düşüşlerin yaşandığı ülkelerin (eşitsizlikler anlamında) bölünmüş ülkeler olduğunu gösteriyor.

    Türkiye önemli bir şansı kaçırdı. 7 Haziran seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi tabloda geniş tabanlı bir koalisyon kurmak mümkündü. Bu koalisyon kurulabilseydi ve kurulurken niyet uzun vadeli bir hükümet oluşturmak olsaydı, toplumsal kutuplaşmanın azalması yönünde önemli bir adım atılmış olacaktı. Olmadı.

    Olmadığı gibi, tek bir partinin önemli bir çoğunluğa dayanarak kurduğu hükümetin önünde artık önemli bir sorun daha var. Hiç dile getirilmeyen, getirilmediği için de pek tartışılmayan bir sorun bu. Şimdilik ölçmek mümkün değil ama yakında kokusu çıkar: Ötekileştirilen kesimlerde artan dışlanmışlık duygusunun yaratabileceği, muhtemelen de yaratmakta olduğu verimlilik düşüşü. Üretimde, hizmette, her alanda…

    Sözünü ettiğim çalışmalara ulaşmak isteyenlere not: J. Stiglitz’in yazısı için: http://www.project-syndicate.org/commentary/lower-life-expectancy-white-americans-by-joseph-e--stiglitz-2015-12.

    D. Rodrik’in çalışması için:http://www.hks.harvard.edu/m-rcbg/research/d.rodrik_jeg_where.did.all.the.growth.go.pdf

    Bu köşe yazısı 09.12.2015 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır