Arşiv

  • Temmuz 2019 (5)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)

    Etiketler

    Doğrudan yabancı yatırım, iyi kolesterol gibidir

    Güven Sak, Dr.26 Eylül 2016 - Okunma Sayısı: 2415

    Beklenen oldu. Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu “yatırım yapılabilir” seviyenin altına çekti. Türkiye’nin uzun vadeli borç senetlerini çöp etti. Zaten darbe teşebbüsünün hemen ardından bize bir “gözüm üzerinizde” demişti. “Kurumsal kapasiteyi izleyeceğim” diye ikaz etmişti. O gün uyardığını, bugün yaptı. Büyüme ve kurumsal kapasite işindeki erozyonu da gerekçe gösterdi.

    Şimdi ben etrafta bir “Bu nasıl oldu, neden böyle oldu?” tartışması görüyorum. “Bu şimdi neden böyle oldu?” tartışması geçmişe aittir. Bugün oturup olmuş bitmiş bir hadiseyi tartışmanın, yarın sabaha hiç bir faydası yoktur. Vakıa ile kavga edilmez. Yarın sabaha faydası olan doğru soru ise şudur: Türkiye, şimdi ne yapmalıdır? Türkiye’nin doğru soruya odaklanması, yanlıştan uzak durması gerekir. Ben, yarın sabahtan tezi yok, Türkiye’nin hemen doğrudan yabancı yatırım performansına odaklanması gerektiğini düşünüyorum. Hemen “Canım, bu ortamda mı? Güldürme bizi” demeyin, önce bir lafımı dinleyin. Doğrudan yabancı yatırım, iyi kolesterol gibidir. Doktorlar kalp krizi riskini azalttığını hep söylüyorlar. Kolesterol yüksekse iyiyi de nasıl artırabileceğinizi anlatıyorlar. Gelin ben de bugün öyle yapayım. Zira Türkiye, iyi kolesterolü artırması gereken bir dönemden geçiyor.

    Ben dünden beri değişik versiyonları olan “şimdi bu neden böyle oldu?” argümanlarını okuyorum. Anladığım şudur: Biri bize kötü bir şey yapmıştır, biz bu yapılan hadise karşısında kendimizi son derece kırılgan hissediyoruz, yakınıyoruz da yakınıyoruz. Sanki bir yandan kötü kaderin tecellisini hareketsiz bir biçimde bekliyor, öte yandan ise biz bu kaderi hak etmiyoruz diye sızlanıyoruz. Nedir bu? Laf. Ben bunun Türkiye’ye yakışmadığı kanaatindeyim. Türkiye’nin sızlanmayı bırakıp bir an önce işe odaklanması gerekir. Siyasetin görevi, sızlanmak değil, çözüm üretmektir. Konuşmak değil, iş yapmaktır.

    İşe odaklanırken de yapılması gerekenler listesinin hedefi bellidir. Türkiye, doğrudan yabancı yatırımlar üzerine odaklanmalıdır. Genel olarak doğrudan yabancı yatırımlar filan da değil, hızla gündeme sokulabilecek hâlihazırda bekleyen projeleri olan doğrudan yabancı yatırımlara odaklanmalıdır. Yabancı firmalar, getirecekleri yönetim kabiliyeti bilgisi ile zaten ülke içindeki firmalardan daha iyi performans göstereceklerini bildikleri için, ülke içindeki pazarın potansiyelini bilerek bir ülkeye geliyorlar. Öyle her şey iyi olsun, ülke güllük gülistanlık olsun diye bakmıyorlar. Beşeri sermaye nasıl diye ülke ortalamasını aramıyorlar. Yanlarında çalıştıracakları yetenekli beş kişi var mı, önlerini açacak iki tane akıllı yönetici var mı, onu arıyorlar. Ülkede işler iyi olsun değil, bizim işler düzgün gitsin diye bakıyorlar yalnızca. Bakın İSO 500 içindeki yabancı firmaların performansına, bizim şirketlerden daha iyiler. Nokta.

    Bu arada, yazının başlığındaki ifade bana değil, Harvard Üniversitesi’nden Ricardo Haussman’a ait. Haussman, 2000 yılında Eduardo Fernandez Arias ile birlikte, İnterAmerikan Kalkınma Bankası için bir çalışma kağıdı yazmıştı. Çalışmanın başlığı tam da buydu: “Doğrudan Yabancı Yatırım: İyi Kolesterol” Çalışma, Latin Amerika ülkelerinin deneyimlerine dayanıyordu. Buna göre, içeriye fon akımlarının miktar olarak azaldığı dönemlerde, doğrudan yabancı yatırımların toplam fon girişleri içindeki ağırlığı sistematik bir biçimde artıyordu. Bu ne demek? Ülke içine yönelik fon akımları hızla azalırken doğrudan yabancı yatırımlar aynı hızla azalmıyor, hatta artabiliyordu. Neden? Portföy yatırımcıları ile doğrudan yabancı yatırımcıların yatırım saikleri ve hedefleri birbirinden farklı olduğu için elbette. Portföy yatırımcıları, derecelendirme kuruluşlarının kararlarından hızla etkilenirken doğrudan yabancı yatırımcılar öyle değildi. Şimdi Türkiye’nin sıcak para değil, bu soğuk paranın dinamikleri üzerine kafa yorması gerekiyor. Doğrusu ya, ben burada üzerinde çalışılabilecek geniş bir alan olduğu kanaatindeyim.

    Peki, doğrudan yabancı yatırımlara, bu soğuk para akımı nasıl bir ortam ister? Neyi sevmez? Ben isterseniz kendi gördüklerimden size hemen üç tane öncelik sayayım, Türkiye için.

    Birincisi, yabancı yatırımcı, muhatabı olsun ister. Türkiye’de 15 Temmuz hadisesi sonrası başlayan temizlik operasyonunun iki ay geçtiği halde hala devam ediyor olması, kamuda muhatap alınacaklar konusunda at izinin it izine karışması, yatırımcılar için iyi değil, kötüdür. Hükümetimiz bir an önce yatırımcılarla üst düzey iletişimin nasıl gerçekleştirileceğine artık karar vermelidir.

    İkincisi, yabancı yatırımcı iyi bir düzenleyici çerçeve ister. Mecliste hala bekleyen Sınai Mülkiyet Hakları Kanunu güçlendirilerek bir an önce çıkartılmalıdır. Türkiye’nin Sağlık Endüstrileri Yürütme Kurulu’nda zaten muhatapları ile tartışmakta olduğu projeler bir an önce gün ışığına çıkartılmalıdır.

    Üçüncüsü, yabancı yatırımcı hukukun üstün olmasını ister. Türkiye’de bu prensibi yeniden güçlendirmek üzere, yargı reformu konusunda somut adımlar atılmalı ve OHAL KHK’ları bir an önce Meclisten geçirilerek yargı denetimine açılmalıdır.

    Türkiye, artık sızlanmayı bırakmalı ve işe odaklanmalıdır. İşe odaklamanın ilk koşulu bir an önce sakinleşmektir. Her gün, en yetkili ağızların olası yeni bir darbenin olası tarihini tartışması, dönüp dönüp dünün olmuş bitmiş hadiseleri gündeme getirmesi, dışarıdan bakıldığında Türkiye’yi kendi iç meselelerine gömülmüş, vesveseli, kendine güveni olmayan ve yarın ne olacağı belli olmayan bir ülke gibi göstermektedir. S&P’den sonra Moody’s’in de Türkiye’nin uzun vadeli tahvillerini yatırım yapılabilir seviyenin altına çekmesi işimizi kolaylaştırmıyor, zorlaştırıyor elbette. İşte bu ortamda, ekonomi için riskler daha da artarken Türkiye’nin iyi kolesterol seviyesini yükseltmeye çalışması bana önemli geliyor doğrusu. Nedir? Muvafıkı ve az sayıda muhalifi ile medyanın tamamında gördüğüm bu “deniz bitti” havası yanlıştır. Çıkış vardır. Odaklanma gerekir. Odaklanmak için ise sakinleşmek gerekir. Hadi artık sakinleşelim.

    Bu köşe yazısı 26.09.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.