Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    2019’a kadar ekonomiye odaklanmamız hayal mi?

    Fatih Özatay, Dr.26 Nisan 2017 - Okunma Sayısı: 1598

    Sizi bilmem ama benim şu “yapısal reform” ya da “yapısallar” sözcüklerinden içim sıkıldı. Bir zamanlar bunlar bir anlam taşıyorlardı; ne var ki kullanıla kullanıla içleri boşaldı. Başı sıkışan “yapısal reform”dan söz ediyor diyor, ardı sıra bir şeyler yapılmış gibi “sıra yapısallarda” deniliyor. Ne kastedildiği belli olsa içim yanmayacak. En iyisi, “yapısal reform” yerine “statükoyu değiştirmek” diyeyim; bugünlük… İki soru: Referandum sonrası Türkiye’nin gündeminin “statükoyu değiştirmek” olması mümkün mü sizce? Bırakın statükoyu değiştirmeyi, daha genel olarak ekonomiye odaklanılabilecek mi?

    Meşruiyet tartışması bir taraftan, 2019’da olacağı söylenen seçimi kazanmak için şimdiden koalisyon arayışları öbür taraftan… Onca uyum yasası çıkarılacak. Siyaset bu konulara odaklanacak. Avrupa Birliği ile ilişkiler; mesela siz bu satırları okuduğunuzda çoktan oylanmış olacak Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ndeki tasarı. AGİT’in referandum sürecine ilişkin zehir zemberek raporu. Rusya’dan S-300 füzeleri alınacağı hakkında aynı gün yapılan çelişkili açıklamalar. Bu ihtimalin konuşuluyor bile olmasının ABD Ve NATO ile ilişkilere olası etkileri. Suriye sorunu. Terör, iç barış, İran, Irak…Gelmeyen turistler…

    Şu anlam çıkmasın: “Bu sorunlar olmasaydı statükoyu rahatlıkla değiştirebilirdik.” Yok öyle bir şey. İlk varsayım: Etraf güllük gülistanlık olsun. Yine de statükoyu değiştirmek zor bir iş. Bunca yıldır kavramların içini boşaltmaktan başka bir şey yapmayıp statükoya can simidi gibi sarılmamızdan belli olmalı kolay olmadığı. Yeterince belli değilse önce şu noktaya dikkat lütfen: Tamam statükodan memnun değiliz (ya da öyle gibi yapılıyor); peki nasıl değiştireceğiz? Biliyor muyuz ne yapacağımızı?

    Tarihini bile unuttum; iki yıl önceydi sanki. Hani 2000’in üzerinde maddeyi kapsayan, kahir çoğunluğu birer “temenni”den öteye gitmeyen bir “yeniden dönüşüm” programı açıklamıştık. Mesela, “rüzgâr türbinlerinde ithal girdi kullanımının azaltılmasını” amaçlıyorduk. İlgili reformun “amaç” bölümünde böyle deniliyordu. Bu statüko değişikliğinin “nasıl yapılacağına ilişkin” bölümde ise, “rüzgâr türbinlerinde ithal girdi kullanımını azaltılacak” deniliyordu. Böyle yüzlerce örnek vardı ilgili metinde. Kıssadan hisse: Sorunları (olumlu tarafından bakayım) biliyorduk da sorunları nasıl çözeceğimizi bilmiyorduk.

    Bir büyük varsayım daha yapayım. Hangi temel sorunları nasıl çözeceğimizi bildiğimizi düşünelim. Siyaseten kolay mı statükoyu değiştirmek? Bakın, Machiavelli 500 yıl önce ülkesini yöneten Prens’e nasıl sesleniyor: “… Gerçekten de, yeni kurumların yapılandırılmasını yürütmekten daha güç, başarılması şüpheli ve tehlikeli bir girişim yoktur. Reform yapan kimse, eski kurumlardan faydalanan kişilerin düşmanlığını çeker ve yenilerinden faydalanacak kişilerden ise ancak sınırlı bir destek sağlar. …Bu nedenle yeni kurumlara karşı olanlar saldırı fırsatı bulduklarında bunu partizanlık ateşiyle yaparlarken diğerleri reformcuyu yarım ağızla desteklerler. Sonuçta bu iki kesimin arasında kalan reformcu büyük tehlike altına girer (Machiavelli, 1513. Prens. Bölüm 6, s.47, Doruk yayınları).”

    Kısacası, “işin mi yok bu karda kışta; ne diye statükoyu değiştirip başına bela alacaksın ki” diyor. İyi bir örnek kayıt dışı ekonomiyi küçültülmeyi amaçlayan politikalar. Varsaydık ya; nasıl küçülteceğimizi biliyoruz. Peki, siyaseten yapılabilir mi? Onca istihdam ne olacak? O alanlarda işlerini kaybedeceklere yeniden nasıl iş bulunacak? Bulana kadar onları mağdur etmemek için ne ölçüde işsizlik yardımı yapılacak? Ne süreyle yapılacak? Yeni iş edinmeleri için nasıl becerileri artırılacak? Tüm bunlar için gerekli süre ve seçim takvimi dikkate alındığında bu işin ne denli zor olduğu ortaya çıkar. Oysa kayıt dışını küçültebilsek, ancak suni solunum yoluyla ayakta kalabilen, yani verimli olmayan şirketlerden kurtulup daha verimli olanların büyümelerine imkân tanımış olacağız. Üstelik, başka alanlarda kullanmak üzere vergi gelirlerimizi artırabileceğiz. Ama böyle bir statüko değişikliği mümkün görünmüyor. Yerine zaman içinde ılımlı bir biçimde bu sektörün küçülmesini bekleyeceğiz.

    Kanım o ki, 2019’a kadar ekonomi konuşur gibi yapıp bu “sözde” konuşmalarda bol bol içi boş “yapısal reform” sözcüğünü kullanacağız.

    Bu köşe yazısı 26.04.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır