Arşiv

  • Temmuz 2020 (4)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    Siyasi gerilim endeksinde dibi ne vakit görürüz?

    Güven Sak, Dr.04 Mayıs 2017 - Okunma Sayısı: 2774

    “Şimdi artık gündem yine ekonomi olur mu?” Bana bugünlerde en çok bu soruyu soruyorlar. Ben de onlara, “Sizce siyasi gerilim endeksinde dibi ne vakit görürüz?” diyorum. Siyasi gerilim endeksi küresel, bölgesel ve yerel ölçeklerde, bir süredir olduğu gibi tavan yapmaya devam ederse, Türkiye ekonomisi ancak böyle yuvarlanır gider. Siyasi gerilim endeksi dip yaparsa, Türkiye ekonomisi temel göstergeleri sağlam olduğu için çıkış yolunu hızlı bulur. Bugün müsaadenizle, benim gibi suni gündemden usanmışlar için bir hakiki gündeme nasıl döneriz çerçevesi çizmeye çalışayım. Ben hareket alanını görüyorum ama siyasetin sağı solu belli olmuyor doğrusu. Gelin bir anlatayım.

    Amerikan Merkez Bankası (Fed) aslında 12 ayrı bağımsız Merkez Bankası’nın ittifakından oluşuyor. Bunlardan Filadelfiya (Philadelphia) Merkez Bankası’nın web sitesinde yıllardır bir “siyasi gerilim endeksi” (partisan conflict index) açıklanıyor. Bağımsız merkez bankası olmak için öyle yasada “burası bağımsızdır” filan diye kocaman yazmak filan gerekmiyor. Bağımsızlık konuşarak değil, yaparak oluyor.Filadelfiya Merkez Bankası siyasi gerilimin artması ekonomik aktiviteyi kötü etkiliyor, bu da merkez bankasının alması gereken kararları etkiliyor diye bir varsayımdan yola çıkarak, bu siyasi gerilim endeksini yayımlıyor. Bir de bu endeks ile özel yatırımlar arasındaki ilişkiyi tartışan çalışma notları var bankanın web sitesinde. İnceleyin derim.

    Ortaya çıkan sonuçlar açık: Başkentte siyasi hava ısınınca, siyasi gerilim artınca, hem iktisadi politika belirsizliği artıyor hem de ortadaki itişmenin maliye politikalarına maliyeti yükseliyor. İktisadi politika belirsizliği artınca, bütçe bozulunca kimse orta vadeli yatırım kararları vermek istemiyor. Sonuçta özel yatırımlar bir türlü canlanmıyor. Siyasi gerilim artınca ülke “her an her şeyin olabileceği” bir memleket haline geliyor. İktisadi aktörler önlerini görmek için bir şeyden yapmadan, ceplerinde para beklemeyi tercih ediyorlar. Nerede? Bizim burada değil. Amerika’da. Çalışmayı yapan Amerika’nın bağımsız merkez bankalarından biri dikkatinizi çekeyim. Şimdi siyasi gerilim endeksi tavan yapınca, ekonomi orada dip yapıyorsa, burada ne yapar o konuya gelelim.

    Böyle bakarsanız, bugün Türkiye’de belirgin hiçbir gariplik, sakillik filan yoktur. Ortadaki bekleme hali, normaldir. Siyasetçi, cebimizdeki, para hareketlensin istiyorsa, konuşmayacak, siyasi gerilimi düşürecektir. Reçete ortadadır. Ama elbette küresel ve bölgesel belirsizlikler bizim için kontrol değişkeni değildir. O vakit, yapılması gereken içerideki siyasi gerilimi düşürmektir. Gelin bakalım.

    Birincisi, Amerikan siyasi gerilim endeksi bugünlerde, Obama Kongre’den bütçesini geçiremeyince ne kadar yükseldiyse yine oralara yükseldi. Hadi Obama zamanında Kongre’de kontrol Cumhuriyetçilerdeydi. Şimdi hem başkan hem Kongre Cumhuriyetçi ama gerilim yine yüksek. Neden?

    Hayatında hiç kamu görevi yapmamış, kendi özel şirketi dışında şirket yönetmemiş, bir yönetim kuruluna bile hesap vermemiş, orta yol bulmayı bilmeyen biri başkan olunca işte böyle oluyor. Trump, hiç değilse halka açık bir şirket yönetmiş olsaydı, şimdi hep birlikte bu zorlukları yaşamazdık doğrusu. Trump şu sağlık tasarısını yine Kongre’den geçiremesin, etkisini bir kez daha görürüz. Orada artan siyasi gerilim Amerikan ekonomisini olumsuz etkilerse, artçı şoklarını biz burada yeriz. Olumlu ya da olumsuz. Şok kötüdür. Artan volatilite yatırımları olumsuz etkiler. Bu küresel resim. İlk nokta.

    Peki, bölgesel resimde neredeyiz? Suriye meselesinde bize ayakaltında dolaşıp işi zorlaştıran muamelesi yapıyorlar. Geçenlerde bir Amerikalı dostum bana “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başkan Trump ile ne konuşur?” dedi. Doğrusu ya, burada yapılan açıklamalardan Suriye, PYD-PKK, Gülen’in iadesi, terörle mücadele, hadi bilemediniz, Zarrab dosyası dışında aklıma bir şey gelmedi. Bu Türk-Amerikan ilişkilerini yapay bir gündeme hapsetmek gibi ama öyle. Bu resimden kısa vadede ancak yeni bölgesel siyasi gerilim çıkar bana sorarsanız. Bu da olsun ikinci nokta.

    Üçüncü olarak ise Türkiye, şimdi siyasi gerilimin azalmayacağı bir yeni döneme girdi referandum ile birlikte. Şimdi gözler 2019’un üzerinde olacak. O güne kadar yeni cumhurbaşkanlığı sisteminin tasarımını tartışacağız, sonra seçime gideceğiz. 16 Nisan’da daha maçın ilk yarısı bitti, 2019’da bir nevi ikinci yarısı oynanacak. “Hoppala paşam Malkara Keşan” demeyin, referandumdan kabul edilerek çıkan metnin içine 16 Nisan’ın rövanşını içeren maddeleri ben yazmış değilim. Orada duruyor. Hal böyle olunca, siyasi gerilim endeksinin kısa vadede dip yapmasını beklemek çok akıl karı gelmiyor bana.

    Peki, ne yapmak gerekir? Öncelikle Türkiye’nin bu döneme maliye politikasında geniş bir hareket alanı ile giriyor olması iyidir. Onu bir daha teslim edeyim. Ben her şeye rağmen, ekonomiyi siyasi tartışmalardan yalıtmak için bir imkân olduğunu düşünüyorum doğrusu. Yapılabilir mi? Yapılabilir. Hem siyasetin hem de milletin çıkarlarına uyar mı? Uyar. Ne yapmak lazım? Öncelikle ekonominin başına içeriye dışarıya güven verecek bir kaptan bulmak lazım. Sonra da “Hak şerleri hayreyler” diye bakıp, yeni yönetim sisteminin ayrıntılarını, Meclis çatısı altında, kapsayıcı bir biçimde tasarlamaya başlamak lazım. Bu süreç  ne kadar kapsayıcı olursa, tasarımı itibariyle, siyasi gerilim endeksi o kadar dip, ekonomi de o kadar tavan yapar. 2017-2019 arasını da kaybetmemiş oluruz.

    Ne denir? Akıl için yol birdir. Ama siyasetin sağı solu belli olmaz.

    Bu köşe yazısı 04.05.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır