Arşiv

  • Şubat 2019 (9)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)

    Etiketler

    ABD-Rusya füze anlaşmasının karakteri değişirken…

    Nihat Ali Özcan, Dr.06 Şubat 2019 - Okunma Sayısı: 214

    Almanya Dışişleri Bakanı H. Mass, birkaç gün önce ABD ile Rusya’nın 1987 de imzaladığı ve INF olarak bilinen “Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması”nın feshedilme-sinden duyduğu kaygıyı dile getirdi. Asılında bu sadece Almanya’nın değil tüm Avrupa’nın duygularına tercüman olmaktı. Çünkü Rusya’nın, INF’den çekilmesinin ardından, elindeki füzelerin çoğunu Avrupa sınırına yerleştireceği açık.

    Bu hamlenin zaten Rusya ile gerilimli günler yaşayan Avrupa’nın güvenlik kaygılarına yeni bir boyut kazandırması sürpriz olmayacak. Her ne kadar gelişmeleri tam olarak kestirmek mümkün olmasa da ABD’nin tehdit algısı Çin’e doğru kaydıkça, Avrupa’nın güvenliğine katkısını azaltacağı, bu ülkelerin Putin ile benzer sorunları daha fazla yaşayacağı ortada.

    Sovyetler Birliği ile ABD arasında imzalanan “Nükleer Başlıklı Orta Menzilli Füzelerin Sınırlandırılması” anlaşması Soğuk Savaş döneminin önemli bir dönüm noktasıydı. Üstelik böyle bir anlaşma imzalaması bile Sovyetler’in çöküşünü önleyemedi. Sovyetler’in son devlet başkanı Gorbaçov, iktidara geldiği 1985’te ülkesinin ABD ile yürüttüğü sert bir silahlanma yarışını kucağında buldu. İki küresel güç, geliştirdikleri atma vasıtalarıyla (füze, uçak, denizaltı) birbirlerinin topraklarını nükleer silahlarla vurabilecek aşamaya gelmişlerdi. Öyle ki SSCB 1977’den itibaren SS-20 olarak tanımlanan mobil ve 5000 km menzilli füzeleri üreterek ağırlıklı olarak Avrupa sınırlarına konuşlandırmaya başladı. Füzelerden 280’i 1982 yılında hizmete girerken, bu sayı 1986’da 400’e ulaşmıştı. Öte yandan, NATO da cevaben, benzer özelliklerde, fakat daha kısa menzilli, uçaktan atılabilen Pershing ve Cruise füzelerini geliştirerek Avrupa’ya yerleştirdi.

    Bu yarış bir dizi karşılıklı hamlenin yanı sıra, çarpıcı sonuçlar da doğurdu. Sovyetler’in üstünlük çabalarını ABD “Yıldız Savaşları” projesiyle çökertti. Sovyet füzelerini uzaya yerleştirilecek lazer silahlarıyla vurmayı hedefleyen ABD’nin teknolojik üstünlüğü tüm dengeleri altüst etti.

    Bir yandan yüksek maliyetli silahlanma yarışı, bir yandan moral ve ekonomik çöküntüye neden olan Afganistan işgali, yine sosyalizmi yaymak için harcanan paralar Sovyet ekonomisini ciddi manada yıprattı. Dahası, 1980’lerin başında sıçrama yapan bilgisayar teknolojisinin ABD ordusu tarafından yaygın kullanımı da Kızıl Ordu’yu tökezletmeye yetti.

    Ekonominin kötü gidişi, önce yarışı yavaşlattı, ardından da Kızıl Ordu’yu pes ettirdi. Sovyet tarafı anlaşmaya evet demek zorunda kaldı. Sovyetler’in yıkılışını takip eden birkaç yıl içinde de Rusya, savunma harcamalarını 137 milyar dolardan 20 milyar dolara kadar düşürmek zorunda kaldı.

    ABD, jeopolitik ilgisinin Çin’e kaydığını gizlemiyor. INF anlaşmasına taraf olmayan Çin, İran, Pakistan ve Kuzey Kore gibi ülkelerin orta menzilli füze kapasitesini artırdığı da bir gerçek. ABD’ye göre Soğuk Savaş koşullarında yapılmış düzenlemeler, inşa edilmiş askeri kapasiteler, Kızıl Ordu’yu hedefe koymuştu. Jeopolitik olarak Avrupa’yı merkeze alan bu yaklaşımların değişme vakti gelmiş görünüyor. Bu çerçevede ülkeler için güvenlik üreten, ilişkiler, ittifaklar, norm ve araçlar hızla eskiyor ya da anlamını yitiriyor. Bu nedenle, muğlak bir ortamda her ülke yönünü bulmaya çalışıyor.

     

    Bu köşe yazısı 05.02.2019 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: